BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • YÖK’ün üniversiteleri patronların ve hükümetin sultası altına sokmak için aldığı son karar, üniversiteyi artık tümüyle üniversite olmaktan çıkarmak isteyenlerin son etaba girdiklerinin işareti olmuştur.


    YÖK’ün üniversiteleri patronların ve hükümetin sultası altına sokmak için aldığı son karar, üniversiteyi artık tümüyle üniversite olmaktan çıkarmak isteyenlerin son etaba girdiklerinin işareti olmuştur.
    YÖK; ildeki sanayi ve ticaret odalarının başkanları, üniversite mezunları derneği başkanı, milli eğitim müdürü (Valinin belirleyeceği iki müdür daha), kimi “sivil toplum örgütleri”nin başkanları ve ilin belediye başkanından oluşacak “Üniversite danışma kurulları” oluşturulmasını istedi. Bu kurulların ders programlarından üniversitenin fiziki yapısına kadar her alanda plan, proje geliştirmekle yükümlendirilmesi, üniversitenin piyasa denetimine girmesinde de yeni bir aşamayı oluşturacağı anlaşılmaktadır.
    Bu kurulların her ne kadar “danışma kurulu” olacağı söyleniyorsa da, ticaret ve sanayi odaları üstünden para gücü, devletin müdürleri ve belediye başkanları üstünden de siyasi güce sahip olacak bu kurulların üniversitenin yönetilmesinde en etkin kurullar olacağını söylemek yanlış olmaz. Bu maddi ve siyasi güce, üniversitenin, son yıllarda sürüklendiği,”Piyasanın ihtiyacına göre eleman yetiştiren kurumlar” olma yönelişi de eklendiğinde, üniversitelerde bu “danışma kurullarının” “danışmayı çok aşan etkilere sahip olacağını söylemek bir abartı olmaz.
    Üniversite camiası; öğrencisiyle, öğretim üyesiyle üniversitenin bilimsel yükümlülüklerinin geriye itilmesi; “Sanayi ve ticaretin ihtiyaçlarını esas alan bir eğitim ve onların ihtiyacına uygun eleman” yetiştirme misyonunun öne çıkarılmasına göz yummuştur. Bu zaaftan yararlanan sermaye hükümetleri ve patronlar, “teknoparklar”, “araştırma projelerine sponsorluk” gibi faaliyetlerle firmaların üniversite içinde dal-kol salmalarıyla üniversitenin bilimsel yapısı ve fikriyatını hayli hırpalamışlardır. Şimdi de bir yandan hükümet, öte yandan da ticaret ve sanayi odalarının üniversitenin etkin bir kurumu olarak örgütlenmeleri piyasa ile üniversite arasındaki son sınırların da yıkılmak istendiğini göstermektedir. Hele hükümetlerin üniversite yönetimlerine, “Bakın size sanayicileri, tüccarları akıl hocası yaptık; bütçenizi gidin onlardan düzeltin!” demekten büyük zevk alacaklarından şüphe duyulamaz. Bu ise; özellikle patronların para gücüyle üniversiteleri
    oyuncakları haline getireceği anlamına gelir.
    Üniversiteler elbette sanayiye ve ticaret alanına da yetişmiş, bilimin imkanlarıyla donanmış eleman yetiştirirler. Ama, burada kaygı üniversitenin, piyasanın ihtiyacı değil, “bilim kaygısı”dır. Üniversite araştırmalarını da şu firmaya, şu sektöre para kazandırmak için değil, gerçeği araştırmak için yapar. Bu sonuçlardan yararlanıp yararlanmamak sanayinin kendi işidir.
    Kısacası üniversitenin asıl amacı bilimi geliştirmektir. Ve gözettiği de halkın, ülkenin ihtiyaçlarıdır, piyasanın değil!
    İşsizliğin başını alıp gittiği bir dönemde öğrencilerin ve üniversite mezunlarının iş ve gelecek kaygısını da istismar eden sermaye ve onun üniversitedeki uzantıları, üniversiteyi sanayi ve ticaretin ihtiyacına uygun piyasacı eleman yetiştirmeye yönlendirmişlerdir. “İş çok ama yetişmiş eleman yok! İşsizler aslında eğitilmemiş olan işgücüdür” demagojisine tutunan piyasacılar, üniversiteyi “Piyasanın ihtiyacına uygun eleman yetiştirmek” için kuşatmışlardır.
    YÖK’ün son girişimi bu kuşatmada artık utanma çizgisinin aşıldığını göstermektedir.
    Artık üniversite büyük sanayi firmalarının ve ticaretin araştırma laboratuvarı, onların ihtiyacı olan elemanı bol miktarda yetiştiren (Böylece ücretlerin de düşmesini sağlayan) yeni “çırak okulları”dır!
    YÖK, bu son kararıyla, bu niyetin üstü kapalı ifadesi dönemine son vererek, üniversitenin başına patronu “rektör” olarak dikmek istediğini göstermiştir.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net