Kamu emekçileri mücadelesinde olanaklar ve gerçeklik

Kamu emekçileri mücadelesinde olanaklar ve gerçeklik

İnsanlar istedikleri şeyleri her an, her zaman yapamazlar, gerçekleştiremezler. Çünkü bir iş, bir hareket ya da bir maddi üretim için nesneler, araçlar, tasarım ve zaman gereklidir.


İnsanlar istedikleri şeyleri her an, her zaman yapamazlar, gerçekleştiremezler. Çünkü bir iş, bir hareket ya da bir maddi üretim için nesneler, araçlar, tasarım ve zaman gereklidir. Bu yüzden birçok işi koşullar ve maddi olanaklar yeterli olmadığı için erteleriz.
Aynı kural sınıflar mücadelesi, eylem ve direnişler için de fazlasıyla geçerlidir. Biliriz ki; işçi ve emekçiler mücadele içinde kendi deney ve tecrübeleri ile öğrenip, bilince çıkarmadıkça bir grev ya da direniş çağrısı her zaman yaşam bulmaz. Örneğin işçi sınıfı partisinin daha kuruluş gününden itibaren hedefi işçi-emekçi iktidarıdır. Ama bugün bu amacı gerçekleştirmek olanaklı değildir. Çünkü işçi sınıfının şu anda örgütlülük durumu, bilinç düzeyi egemen sınıflarla olan güç ilişkisi, ruh hali vb. yeterli olgunlukta değildir.
Bugünden yarına bu amaca ulaşmak için tüm olanaklar kullanılacaktır. Mücadele sürecinde yeni olanaklar da ortaya çıkacak ve bir gün mutlaka işçi ve emekçiler iktidara gelecektir. Bugünkü durumda sahip olduğumuz olanaklarla bir çok hedefe ulaşamıyoruz. Bu nesnel bir durumdur. Tarihsel süreç içinde bu çelişkiler sınıf lehine çözülecektir. Bu bağlamda genel olarak bir gerçekliğe ulaşmak için, ihtiyaç duyulan tüm ön koşulların varlığına olanak diyoruz. Yani hedefimiz olan herhangi bir gerçekliğe ulaşmak için kullanılacak ihtiyaç duyulan bütün nesneler, araçlar, bilgi bilinç, planlar sahip olduğumuz olanaklarımızdır. Bir eylem biçimini belirlerken sahip olduğumuz olanakların somut olarak değerlendirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Aksi koşullarda hedefe yürürken yarı yolda kalabilir, hamlemizin sonunu getiremeyebiliriz.
Diğer taraftan yapılacak çalışmalar bitmiş, ihtiyacı karşılar hale gelmiş nesnel durumlara ise gerçeklik denir. Mücadele biçimlerini belirlerken bazı siyasi çevreler ‘kitleler hazır değil, gerçekliğimiz bu’ diyerek kendi ideolojik algılarını gerçeklik yerine koymaya çalışıyorlar. Oysa var olan olanaklar üzerinden yapılacak çalışmalarla gerçekliğe ulaşılabilinir. Sınıflar mücadelesi tarihi de açık olarak gösteriyor ki, eylem ve mücadele biçimlerinin birbirini etkilemesi, ilerletmesi hatta sıçramalar göstermesi olanaklar üzerinden yapılan örgütlü hazırlık ve çaba ile doğru orantılı bir seyir izliyor. Daha açık bir anlatımla belirlenecek mücadele biçimleri sahip olduğumuz olanaklarla örtüşmeli ve sürecin ihtiyaçlarına yanıt vermelidir. Yani her taktik çağrının bir maddi sosyal karşılığı olmalıdır.
Sendikal alandaki diğer bir önemli konu da mücadele ile emekçilerin değişip dönüşmesi arasındaki kopmaz bağdır. İşçi ve emekçiler ne zaman talepleri uğruna mücadeleye katılmışlarsa o süreçten öğrenerek, değişip dönüşerek çıkmışlardır. Kamu emekçileri ve sendikalarının son yıllarda mücadelelerinin daralması, yeni üye yapmada zorlanma da diğer etkilerin yanı sıra kamu emekçilerini mücadeleye katılmasını göz ardı eden işler, eylem ve etkinliklerde ısrar edilmesinin rolü büyüktür.
Son aylarda kamu emekçilerinin diğer demokratik kitle örgütleri ve sendikaların TİS; SSGSS ve IMF karşıtı eylemlere katabildikleri insan sayısı dar ve cılızdır. On binlerce; yüz binlerce üyeli sendikaların ortak eylem çağrılarına birkaç bin emekçinin katılması oldukça düşündürücüdür. Bu durum son yıllarda ısrarla sürdürülen sınıftan ve kitlelerden kopuk bir anlayışın çizgisidir. Bu eylem anlayışı özünde sistemi ve siyasi iktidarı rahatsız etmemektedir. Son yirmi yıldaki sendikal haklar ve özgürlükler mücadelemiz göstermiştir ki kitle hareketinde kavranacak ilk halka işyerleri ve taleplerini esas almaktır. Çünkü sendikalar işyeri örgütleridir. Emekçilerin üretimdeki yerlerinden dolayı karşısında en güçlü ve birlik oldukları birimlerdir. Buralarda sürdürdüğümüz aydınlatma ve propaganda çalışmaları üzerinde
1 Aralıklar, 20 Aralıklar, 17-18 Haziran, 4-5-6 Mart eylemleri başarılı oldu. Bugün de izlememiz gereken yol budur. İş yerlerimizi temel alan çalışmalarda yıllardır gördük ki birimlerde başlatılan acil talepler üzerinden propaganda ve ajitasyon diğer sendika üyelerini ve sendikasız kamu emekçilerini de etkiliyor. Ortak davranış koşullarını olgunlaştırıyor. 25 Kasım’daki iş bırakma (Bütçe dönemine de denk geleceğinden) temel ücret, iş güvencesi, parasız eğitim ve sağlık, TİS ve grev önündeki engellerin kaldırılması talepleriyle ilan edildiğinde en geniş kamu emekçileri tarafından sahiplenilecektir.
Bugün ihtiyacımız olan yöneticileri aydınlatma amaçlı bölge toplantıları ve il gezileri değildir. Bu işler zaman kaybına yol açmaktadır. İlan edilen 25 Kasım tarihinde iş yerleri temelinde çalışmalar başlatılmalıdır. Gerisi illerde sendika şubelerinin yönetici ve temsilcilerinin göstereceği planlı ve özverili çalışmalarına kalacaktır. Kasımda iş bırakalım aralıkta da devamını getirelim, yapabiliriz.
NEBAT BUKREK - Eğitim Sen İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.