14 Ekim 2009 04:00

BAŞYAZI

Sanki bir araya gelirlerse Türkiye’nin sorunlarını bitirecekler. Sanki bir konuşsalar, Kürt sorunu kalmayacak. Sanki her gün o, her derde deva görüşlerini televizyonlarda gazetelerde söylemiyorlar gibi nazlanıyorlardı!

Paylaş

Sanki bir araya gelirlerse Türkiye’nin sorunlarını bitirecekler. Sanki bir konuşsalar, Kürt sorunu kalmayacak. Sanki her gün o, her derde deva görüşlerini televizyonlarda gazetelerde söylemiyorlar gibi nazlanıyorlardı!
Ama artık, hiç olmazsa şu “görüşecekler görüşmeyecekler” tartışmasından kurtulduk galiba! Çünkü, nihayet Başbakanla ana muhalefetin lideri bir araya gelip konuşmaya karar verdiler!
Görünüşe bakılırsa kaçan Baykal, kovalayan da Erdoğan gibi görünüyordu, ama bu kaçma kovalamaca iki tarafın da çıkarına olduğu için bugüne kadar uzattılar. Daha çok da Baykal üstünde oluşan kamuoyu baskısı Baykal’ı konuşmaya razı etti.
Evet Baykal, Erdoğan’la görüşmeyi kabul etti ama, bu kabul Baykal’ın “açılımla” ilgili bir uzlaşma çizgisi aradığı anlamına da gelmemektedir. Çünkü, gönderilen mektupta Baykal, daha baştan, “Bu konuda tartışacak bir şey yoktur” diye kırmızı çizgiyi çekmiştir!
Peki Baykal, açılımda bir uzlaşmaya yanaşmıyor da Erdoğan, Baykal’ın “açılım”a ortak olmasını istiyor mu?
Bu konuda “evet” demek çok zordur. Hatta Erdoğan, bir eliyle Baykal’ı çekerken öbür eliyle kendisiyle belirli bir mesafeyi korumak için itmektedir.
Çünkü Erdoğan ve AKP, Baykal’ın ve CHP’nin açılıma ortak olarak, bulunduğu köşeden kurtulmasının, AKP’nin tek başına “Kürt sorununu çözmeye kalkmış kahraman”, “Kürtlerin kurtarıcısı” olmasına ortak istememektedir. Onun istediği Baykal-Bahçeli ittifakını önlemek, yapmak istediklerini engelleyecek ciddi bir güç oluşturmalarını engellemektir. Bu yüzden Baykal’a irtibatı kesmeden onu “tarafsızlaştırmayı”, Bahçeli’yi “yalnızlaştırmayı” ve kendisine her karşı çıkanı da Bahçeli’yle aynı çizgide olmakla suçlamayı kolaylaştırmayı istemektedir.
Elbette Erdoğan, Baykal’ı kendine belirli bir uzaklıkta tutmayı, yapmak istemediklerinin bahanesini yaratmak için tercih etmekte; “Ben yapacaktım ama Baykal gerekli desteği vermedi” diyebileceği bir politik ortamı böyle sağlayacağını düşünmektedir.
Erdoğan’ın hedefi içinde bu stratejinin çok önemli olduğu giderek daha iyi anlaşılmaktadır.
Nitekim, Erdoğan’ın “açılım” stratejisinde son geldiği yeri şöyle tarif etmektedir:
“1-) Yakın hedef; yönetmelik ve kararlarla yapılacak işleri yapmak.
2-) Orta vadeli hedef: yasal değişikliklerle yapılacak işleri yapmak.
3-) Uzak vadede ise Anayasa değişikliği ile yapılacak işleri yapmak!”
“Bugün anayasa değiştirecek gücümüz yok” diyerek de bu “uzak hedef” vaatlerini şimdiden seçim sonrasına (2011 seçimi) erteleyen Erdoğan, Kürtlere dönüp,”Beni güçlendirin Anayasa’yı değiştireyim ki, isteklerinizi yapayım” demeye hazırlanmaktadır ki, bu sadece CHP’ye değil DTP’ye karşı bir hamle olarak da yapılacaktır.
Kısacısı Baykal, bugün Erdoğan’ın istediği çizgiye gelmiştir. Bir yandan MHP kadar milliyetçi olmadığını, dolayısıyla Bahçeli ile ortak olmayacağını, ama aynı zamanda da statükoyu savunmakta ısrar ettiğini de göstererek bunu yapmaktadır.
Baykal ve CHP’nin bu açmazdan kurtulmasının tek yolu, gerçek bir demokratik tutum alarak, AKP’yi ve hükümeti sıkıştırmak ve AKP’nin sahte demokratik manevralarını açığa çıkarmaktır. Bunun için de elinde, CHP’nin eski “Kürt raporları” vardır. Ama Baykal ve CHP yönetimin statüko aşkı buna engel gözükmektedir.
Öyle anlaşılmaktadır ki; kamuoyu baskısı ve CHP içinde mevcut çizgiden hoşnutsuzluk duyan kesimlerin baskısıyla Baykal Erdoğan’la görüşmeye yanaşmıştır. Ama bu CHP’nin Erdoğan’ın artık “Kürt açılımı” bile demediği, şaibeli, kırmızı çizgilerle iğdiş edilmiş “açılım”ı deşifre edebileceğini gösteren hiçbir belirti yoktur. Tersine Baykal ve ekibi, bu görüşmeyi “tarihe de kayıt düşerek”, statükonun ne yaman bir savunucusu olduğunu göstermek için yapmak istemektedirler.
Bu ise, CHP’nin Erdoğan’ın tam da istediği tuzağa düşmesi demektir.
Baykal bu gerçekleri düşünür mü bilinmez. Ama demokrasiden, özgürlüklerin geliştirilmesinden, halkların kardeşleşmesinden yana olan samimi CHP’lilerin, CHP’nin böyle, ülkenin geleceği için son derece önemli bir konuda, MHP ve AKP’nin oynadığı bir parti haline düşürülmesinin önüne geçmek için olanları bir daha değerlendirmelerinde yarar vardır.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

Türk-İş memurların grevine destek verecek

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa