GERÇEK

GERÇEK

  • İSDEMİR’de işçilerin, patronun çalışma saatlerini uzatmak için giriştiği manevraları bozmak için yürüyüş yapması ve iş birlikçi sendikacılarla çatışması sonrasında...


    İSDEMİR’de işçilerin, patronun çalışma saatlerini uzatmak için giriştiği manevraları bozmak için yürüyüş yapması ve iş birlikçi sendikacılarla çatışması sonrasında, 21 işçinin işten atıldığını, gazetemizde çıkan haberlerden biliyoruz.
    Sendika sahip çıkmayınca bu işçiler, yöredeki çeşitli kurum yöneticilerinden yardım istiyorlar; hatta gidip, işe geri alınmaları için patronla görüşüyorlar.
    Bunu duyan Çelik-İş yöneticileri, bu işçilerin açıkça işe alınmamasını istiyorlar. Gerekçeleri de çok kahramanca!..
    Şöyle diyor Çelik-İş’in İskenderun Şube Başkanı Cengiz Gül: “İşten atılan işçiler işverene el öpmeye gittiler. Ama sendikaya gelmediler. İşçilerin bize danışmaması bizi kızdırmıştır!”
    Peh peh peh!
    İşçinin patronun elini öpmesine kızana bakın!
    Evet, mücadele kızıştıkça maskeler düşüyor.
    Dün, bir öyle bir böyle idare ediyorlardı. Ama saflar netleştikçe, patron iş birlikçileri, işçi davasının arkadan hançerleyicileri, yüzlerindeki maskeyi çıkarmak zorunda kalıyorlar. Ve bu uşak sendikacılar, “Patron atılan işçiyi işe geri almasın” diyecek kadar ar damarı çatlamış bir mezbelenin içinde yuvarlanıyorlar. Daha önce Türk Metal, Lastik-İş yöneticileri de böyle yaptı.
    Bu işin bir yanıdır. Ama öte yandan, lastik fabrikalarında ve İSDEMİR’de olanlar, işçilerin artık iş birlikçi sendikacılar tarafından yedeklenmesinin hayli güçleştiğini göstermektedir. Bu yüzden de gelişmeler, rastgele vakalar olarak görülemez. Tersine; bunlar, patronların artan sömürüsü ve ağırlaşan baskılarına, keyfi uygulamalarına karşı mayalanan hoşnutsuzluğun dışavurumudur. Ve bu hoşnutsuzluk, sadece bu işyerlerinde değil; sendikal bürokrasinin, patronlarla iş birliği içinde işçi mücadelesini bastırmak istediği her işyerinde benzer tepkilerin ortaya çıkmasının, önümüzdeki dönemde daha da artacağının işaretidir. Çünkü işyerlerindeki baskı ve sömürü artık “aha buraya kadar” gelmiştir.
    Belki sürecin bugün daha ilginç ve özgün yönü, işçinin patrondan önce sendikacıyla karşı karşıya gelmesidir. Çünkü sendikal bürokrasi, bu hoşnutsuzluğun kendisine de karışı olduğunu gördüğünden, patronla açıkça iş birliğinden bile çekinmeden işçinin karşısına çıkmaktadır. Türk Metal, Lastik-İş ve Çelik-İş gibi üç ayrı konfederasyona bağlı sendikalarda aynı sınıf düşmanı tutumun ortaya çıkması bir rastlantı olamaz.
    Önceki gün gazetemize Kocaeli’nden yapılan haberde de yansıdığı gibi, baskıların yarattığı hoşnutsuzluk ve patron iş birlikçisi sendikacıların ihaneti, her işkolunda ve her işyerinde benzerdir.
    Açıktır ki; bu sendikaların faaliyet gösterdiği bütün diğer işyerlerinde de ihanetlerini teşhir etmek; metal işçilerini, lastik işçilerini ve öteki işkollarından işçileri bu sınıf düşmanı sendikacılar konusunda uyarmak, son derece önemlidir.
    Çünkü işçiler, çoğu zaman patrondan önce bu ihanetçilerin barikatını aşmak zorunda kalmaktadır.
    Çünkü bunların artık, basit iş birlikçiler olmayı da aşarak; kendi koltuklarını (yüksek maaş ve statülerini) korumak için satmayacakları değer, yemeyecekleri bir halt yoktur.
    Hani bir öykü vardır; fırtınaya, sele, erozyona “ah demeden” direnen, tüm diğer bitkilere de moral ve cesaret kaynağı olan koca ağaç, küçücük bir baltanın darbeleri karşısında “Vayyy, vayyy” diye inlermiş! Onun bu hainli gören etraftaki çiçek, börtü böcek sormuşlar: “Ey koca ağaç, daha büyük güçlere karşı ‘bana mısın’ demeden direndin de şimdi bu küçücük balta karşısında niye böyle inlersin?”
    Ağacın yanıtı çok kısadır: “Acım baltadan değil, sapındandır. Çünkü sapı bendendir!”
    İşçi ağaç değildir. O yüzden de elbette sendikal bürokrasinin sınıf haini tutumundan acı duyacaktır. Maaşını işçiden alan; kendi oyuyla seçtiği, dün aynı tezgah başında çalıştığı arkadaşının patron uşağı bir yaratığa dönüşmesinden, elbette derin bir üzüntü duyacaktır işçi. Ama onlardan korkmamalıdır. Çünkü hâlâ güç kendisindedir. Sendikal bürokrasinin böyle edepsizleşmesinin nedeni de, gücünden değil korkusundandır.
    Evet, tek çıkar yol mücadeledir. Aksi halde; uşaklaşmış sendikacılar, sendikaları işçiye karşı bir kuruma dönüştürmek için adımlarını daha hızlı atacaktır.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net