ÖZGÜRCE

ÖZGÜRCE

  • Avrupa Birliği’nin, aday ülkeleri Kopenhag Kriterleri doğrultusunda değerlendirdiği İlerleme Raporu (2009) yayınlandı. Daha önceki yıllarda olduğu gibi basının raporda öne çıkarttığı konular...


    Avrupa Birliği’nin, aday ülkeleri Kopenhag Kriterleri doğrultusunda değerlendirdiği İlerleme Raporu (2009) yayınlandı. Daha önceki yıllarda olduğu gibi basının raporda öne çıkarttığı konular; demokrasi, hukuk devleti, düşünce özgürlüğü, bağımsız yargı, özgürlük gibi konuları içeren siyasi kriterlere ilişkin oldu. Aydın Doğan’ın vergi borcu nedeniyle özgür medya konusu özellikle daha büyük bir hararetle gündeme geldi (sanki basına yönelik başka baskılar yokmuş gibi). Ve yine raporun ekonomik kriterlere ilişkin bölümü ya tamamen yok sayıldı, ya da gazetelerin en görünmeyen köşelerine sıkıştırılan birkaç satırdan ibaret kaldı.
    Dolayısıyla da ortaya yine Türkiye’ye demokrasi getirmeye çabalayan “melek gibi” bir AB görüntüsü çıkartıldı. Oysa İlerleme Raporu’nun, toplumdan köşe bucak saklanan ve “piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmayı” hedef alan ekonomik kriterler incelese; hani geçen hafta “Türkiye’den Defol” denilen, son derece etkili protestolarla karşılan IMF ve DB ile AB arasında hiçbir fark olmadığı görülecektir.
    Zira İlerleme Raporu’nun ekonomik kriterler ayağında, AKP Hükümeti’nin krizin tüm faturasını emekçilere ödeten, emekçileri daha da yoksullaştıran, işsizleştiren, İşsizlik Sigortası Fonu’na el koyan politikaları olumlu olarak değerlendirilmektedir. En son açıklanan ve sağlık harcamalarını topluma yıkan, esnekleşmeyi ve kemer sıkmayı öneren Orta Vadeli Program’dan da övgüyle söz edilmektedir. Buna karşılık, emekçilerin haklarına saldırı niteliğinde olan, emek piyasasının hâlâ katı olduğu, özelleştirmelerin yavaşladığı gibi gerekçeler ise hükümete yönelik eleştiriler olarak raporda yer almıştır.
    IMF, DB ile AB arasında bir karşılaştırma yapıldığında, Türkiye’nin neoliberal yeniden yapılanma sürecine en hızlı biçimde uyumlaştığı 2002 sonrası dönemde AB’nin bu uyumlaştırmadaki rolünün diğerlerinden çok daha belirgin olduğu görülmektedir. Zaten, AB’nin Türkiye’ye verdiği ev ödevi olan Katılım Ortaklığı Belgelerinin ekonomik kriter başlığının kısa vadeli önceliği, her zaman “IMF ve DB tarafından programlarına uyulması” olmuştur. IMF ve DB ile AB arasındaki tek fark, Türkiye’de emekçi kesimleri ve demokrasi taleplerini temsil eden örgütlerin, “siyasi kriterler”den medet umarak AB’yi emek ve demokrasi mücadelesinin önüne koymasıdır.
    Siyasi kriterlere dayalı olarak siyasi ve sosyal haklar beklenirken “ekonomik kriterler” de kabullenilmektedir. Oysa emek örgütlerinin kabullendiği ekonomik kriterler, sermaye dışında tüm toplum kesimlerinin sosyal haklarını birer birer oradan kaldırmakta; yoksulluğu, sömürüyü yaygınlaştırmaktadır. Bunun en iyi örnekleri; sosyal güvenlik, sağlık ve iş güvencesi alanlarda tüm kazanımların AB’ye uyum gerekçesiyle ortadan kaldırılmasıdır.
    Artık şu görülmelidir ki; yoksulluk, işsizlik, emeğin sömürüsü ve güvencesizleşmesi sonucunu ortaya çıkartan piyasa ekonomisini dayatan bir yapıdan demokrasi beklenemez. Daha dün IMF’yi, DB’yi sokaklarda protesto eden örgütlerin, AB’yi bir kurtarıcı gibi görüp kabullenmeleri büyük bir çelişkidir(!) Emek örgütlerinin bu çelişkisi, emek mücadelesinin önünde büyük bir engel oluşturmakta ve emekçilerin haklarını birer birer kaybetmelerine neden olmaktadır.
    Sözün özü: “IMF, DB defol, AB buyur gel…” anlayışı büyük bir aldatmacadır. Bu aldatmacanın bedelini tüm emekçiler ödemektedir. Emeği temsil ettiği iddiasındaki örgütlerin bu aldatmacasına “dur” demeden, Türkiye’de ne emek hareketi bir adım öteye gidebilir, ne de hak kayıpları durdurulabilir(!..)
    ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU
    www.evrensel.net