17 Ekim 2009 04:00

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

Bir yolcu gördüm,Yorgundu. Belki zamanın verdiği yorgunluktan, belki de bugüne kadar biriktirdiği onca yolun tortusundan olsa gerek, ağırlaşmıştı.

Paylaş

Bir yolcu gördüm,
Yorgundu. Belki zamanın verdiği yorgunluktan, belki de bugüne kadar biriktirdiği onca yolun tortusundan olsa gerek, ağırlaşmıştı. Yine de gözleri insanı deler gibi geçip ta uzaklara bakıyor, mecalsiz bacakları, gövdesini kırılmış bir çift çınar dalı gibi taşıyordu.
Son zamanlarda daima tek başına yolculuk yapıyordu. Yoldaşlarını çoktandır ne görüyor ne de bir haber alıyordu onlardan. Tesadüfen biriyle karşılaşacak olsa, birkaç güzel söz söyleyerek geçip gidiyordu kendi yoluna.
Gün olmuş, devran dönmüş, çıktıkları yolun son menziline varabilenler varmış, varamayanlar kendi dünyalarında bir liman yaratmıştı kendilerine. Anılarına eski bir kadife gibi sarınarak oturdukları yerde kalmışlardı. O ise hâlâ yoldaydı, eski yolculukların anısıyla yaşayanların arasına hiç karışmıyordu.
Son karşılaştığımız yerde derin bir kuyunun içine bakarken gördüm onu. Bir yeryüzü yarasına bakar gibi toprağın karanlığına bakıyordu. Sessizce seyrettim. Kuyunun karanlığıyla birlikte bakışlarını bütün ayrıntılarıyla zihnime nakşetmeye çalıştım. Sonra birdenbire, hiç söylemek istemediğim şu sözler döküldü dudaklarımdan:
“Ne zaman bitireceksin bu yolculuğu, sana göre değil artık, yorgunsun...”
Aldırmadı. Kuyunun derinliklerinden gözlerini alıp başını kaldırmadan bir şeyler mırıldandı, anlamadım. Çok istediğim halde ne dediğini tekrar sormak için cesaretimi toplayamadım. Alıp başımı kendi yoluma gittim.
Aslında kuyunun taş bileziğinden içeri bakarken, baktığı yere kara bir yılan gibi süzüleceğini, beni de peşi sıra yerin dibine çekeceğini düşünerek dehşete kapılmıştım. Yanılıp yanılmadığımı, böyle düşünerek ona karşı haksızlık edip etmediğimi bilmiyorum. Hiçbir zaman da öğrenemedim.
Çok geçmeden tekrar karşılaştık. Bu kez kimsenin olmadığı ıssız bir yaylada sırtüstü uzanmış, gökyüzünün derinliklerini seyrediyordu. Bu kadar mavi, bu kadar duru ve bu kadar uçsuz bucaksız bir gökyüzünü daha önce gördüğümü hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, gözleriydi. Kuyunun derinliklerine baktığı gün gördüğüm gözlerle gökyüzünü seyrediyordu.
Yaklaşırken işaret parmağını önce gökyüzüne kaldırdı, sonra dudaklarına götürerek sus işareti yaptı. Yanına gittim, oturdum, mavilikleri ilk kez bu kadar kendime yakın hissettiğim anda ne kadar yalnız ve çaresiz olduğumu fark ettim.
Bundan sonra olacakları bilirmiş gibi şunları söyledi:
“Başlamak değil bitirmektir asıl zor olan…” Ve sustu...
Artık yolların bittiği yeri birlikte arayacaktık.
ÖZCAN YURDALAN
ÖNCEKİ HABER

Avrupa’nın yönlendirilen demokrasisi!

SONRAKİ HABER

Ege Üniversitesinde iş kazaları alarm veriyor: 1 yılda 39 iş kazası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa