DURUM

DURUM

  • ABD Birinci Dünya Savaşı sonrasından itibaren uluslararası politikada, ekonomi de ve diplomaside giderek ivme kazanan bir yükseliş grafiği çizdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise Batı dünyasının liderliğini üstlendi.


    ABD Birinci Dünya Savaşı sonrasından itibaren uluslararası politikada, ekonomi de ve diplomaside giderek ivme kazanan bir yükseliş grafiği çizdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise Batı dünyasının liderliğini üstlendi. Dünyanın tartışmasız en büyük ekonomik gücü oldu. Bu güç uluslararası politika da, askeri alanda, diplomaside, uluslararası örgütlerde -BM, NATO, IMF, Dünya Bankası vb- ABD’nin belirleyiciliğini de beraberinde getirdi. Uluslararası, az çok önemli tek bir sorun bile yoktur ki ABD’nin katılımı ve müdahalesi olmasın.
    Ancak bugün, ABD’de başlayıp tüm dünya ekonomisini etkisi altına alan kriz nedeniyle uluslararası platformlarda ABD açıkça eleştiriliyor ve artık bir dönemin kapanmakta olduğu, güç ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir dünyaya adımların atılmakta olduğundan söz ediliyor. Fransa, Çin, Japonya vb. gibi bazı büyük devletlerin dolara alternatif bir para sistemine ilişkin gizli görüşmeler yaptıkları basına yansıdı. Bazı merkez bankalarının dolar rezervlerini azaltmaya başladıkları ise zaten biliniyordu.
    ABD’nin tek belirleyici güç olduğu sistemin artık geride kalmakta olduğuna ilişkin tartışmalar aslında yeni değil. Sadece son yaşanan kriz bu tartışmaları daha keskin bir biçimde gözler önüne getirdi. Doğu Bloku’nun yıkılması, iki kutuplu dünyanın ortadan kalkması, ABD’nin tek süper güç olarak dünya emperyalist sisteminin zirvesine kurulması, güç ilişkilerinin yeniden oluşturulması gerektiği tartışmalarını beraberinde getirmiş, diğer bazı büyük Batılı emperyalistler uluslararası arenada daha fazla söz sahibi olma isteklerini dile getirmişlerdi. Örneğin BM’de bu sorun Güvenlik Konseyi daimi üyeleri artı Almanya gibi “ara bir çözümle” sonuca bağlanmıştı.
    AB’nin kendi politikasını ve askeri gücünü oluşturma, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin ekonomi, askeri ve diplomasi alanında daha aktif roller üstlenme konusundaki çaba ve istekleri ise sürekli olarak gündemdeydi. Çin, Rusya ve Japonya ise zaten kendi politikalarını gütmeye çalışıyor, uluslararası politikada bütün bu ülkeler kendi çıkarlarını daha keskin bir şekilde savunmaya çalışıyorlardı. Ancak ABD sahip olduğu ekonomik ve askeri güçle bu ülkelere fazla öne çıkma fırsatı tanımıyor, ama onlarla “Birlikte iş yapma görüntüsünü” vermeye de özen gösteriyordu. Bu durum özellikle Obama döneminde daha belirgin olmaya başladı.
    Şurası bir gerçek ki, geçmişte dünyanın büyük alt üst oluşlardan geçmesinden sonra güç ilişkileri mevcut durumu yansıtan ilişkiler üzerinden yeniden kuruldu. Bu durum gelecek alt üst oluşa kadar bir denge kurulmasını sağladı. Bugünkü kriz de oldukça derin ve sarsıcı. Dünya ekonomisi 60 yıl sonra ilk defa küçüldü. Bu durum emperyalist büyük devletler arasındaki çıkar çelişkilerini daha da keskinleştiren bir rol oynuyor. Sık sık dile getirilen “talep yetersizliği” pazar sorununu daha da ağırlaştırıyor vb. Bu tablonun dünyadaki güç ilişkilerini etkilemeyeceğini ve çelişkileri keskinleştirmeyeceğini kimse ileri süremez.
    Bütün bunlardan sonra şu söylenebilir ki, ABD’nin mevzi kaybetmekte oluşu doğru olsa da, bugün görünen bazı gerçekler var. ABD 14 trilyon doları geçen GSMH’sı ile halen dünyanın açık ara en büyük ekonomisi. ABD ekonomisinin canlanmasının, diğer büyük devletler tarafından kurtarıcı olarak görüldüğü de bir sır değil. Onlara göre ‘ABD canlanırsa, dünya da canlanacak’. Diyorlar ki, ‘ABD canlansın ama son krizde de açıkça görüldüğü gibi mevcut durumunu, yani avantajlarını da kötüye kullanmasın’. Ama bunu yapmadan da ABD için başka bir “çıkış” yolu bulunmuyor!
    Demek ki, bir taraftan sorunların ağırlaşmasından kaynaklanan kapışma ve tepişmeler devam edecek, diğer taraftan en büyüklerin daha küçükler ve bağımlılar üzerindeki egemenliği ve baskısı sürecektir. Tarihteki büyük alt üst oluşların gösterdiği gibi, hiç bir büyük güç kendi rızası ile mevcut durumundan feragat etmemiş, bu konuda geriye gitmeyi kabullenmemiştir. Açıkçası bu “Pilav daha çok su kaldırır”. Ama bugünden daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmış bir gerçek varsa o da şudur: Eski güç ilişkileri ve denge giderek daha fazla bir biçimde mazide kalmaktadır. ABD’de bu durumdan en fazla etkilenecek devletlerin başında gelmektedir. Tabii, en temel sorun ise dünya halklarının bu kapışmalarda alacağı tutumdur. Emperyalist dünyada ki bu gelişmeler, halklara büyük alt üst oluşlara hazırlıklı olmaları gerektiğini keskin bir biçimde hatırlatmaktadır.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net