22 Ekim 2009 04:00

‘Kardeşçe de sevdik ölümüne de!

Kuşkusuz binlerce yıl bir arada yaşayan toplulukların ev sahibidir, Anadolu… Bu evde dile, inanca ve zamana dayalı biçimlenen ilişki yumağı içinde elbette kan, gözyaşı ve kin vardır…

Paylaş

Kuşkusuz binlerce yıl bir arada yaşayan toplulukların ev sahibidir, Anadolu… Bu evde dile, inanca ve zamana dayalı biçimlenen ilişki yumağı içinde elbette kan, gözyaşı ve kin vardır… Ama bir o kadar da hoşgörü, meşruiyet, dayanışma ve sevda…
Kavimler yurdu Anadolu’daki on bin yıllık evrilmeye, kahramanları farklı dinlere mensup aşk öykülerine ait türküler ve maniler ışık tutabilir mi?
Bu soruya cevap veriyor; içinde toplam 85 türkü barındıran “Dinler Arası Sevda Türküleri” isimli kitap…
Bu toprakların yerlilerine ait kavuşulmuş ya da kavuşulmamış sevdaların türkülere vurulmuş öyküleri biraz hüzünlü biraz düşündürücü ama sevimli bir çalışmayla sunulmuş. Piyasaya çıktıktan bir ay sonra ikinci baskısını yapan kitabın gördüğü ilgi ve aldığı olumlu tepkiler
kardeşlik adına memnuniyet verici…
“Yalan yanlış müdahalelerle aşırı kirletilmiş olanı, titiz bir sosyal arkeoloji çalışması yaparak temizleme çabasıdır yaptığım” diyen Hüseyin Irmak’la bu çabası üzerine konuştuk…

Kitaptaki tüm türküler ve bilgiler bir takım kaynaklara dayanıyor. Söz konusu kaynakların doğrulukları ne derece sınanmış? Bu kaynaklara, belgelere ulaşmak zor oldu mu?
Elbette zor oldu ve zaman aldı. Araştırdıkça bu konuda olsun olmasın, müzik, halk türküleri, şarkıları alanındaki bilgi kirliliğinin boyutlarını da gördüm. O zaman bir bilginin her unsurunu ayrı ayrı yerlerden adeta bir sosyal arkeoloji çalışması yaparak çıkarmak zorunda kalıyorsunuz. Bir yandan da bu alanda yapılması gereken ne kadar çok iş olduğunu da görüyorsunuz. Kaynaklarımın doğruluğunu kıyas yöntemi ile, kaynakların nitelikleri, hazırlayanların nitelikleri gibi açılardan mutlaka sınadım.
Baskı hazırlıkları ile birlikte hesap edersek 7 yılı aşkın bir zamanımı alan bu çalışmayı sadece bir basamak olarak görüyorum. Kitabım, alanında bütün bilgileri ve bütün örnekleri barındırdığı iddiasında değildir. “Böyle de bir şey varmış” dedirtmek amacındadır sadece. “Türkülere bir de bu yönden bakmak gerekiyormuş” demek içindir. Belgelere ulaşmaya çalışırken Müslüman kesimin de Hıristiyan kesimin de farklı kasılmalarına ve kendilerini kapatmalarına muhatap olduğum için işim daha zor oldu ama sonunda başardığımı düşünüyorum. İlginç ve sevimli bir çalışma olduğuna inanıyorum. Şimdi bu kitapta türkülerin bir albümünün yapılmasını istiyorum, bu tema ile konserler yapılmasının toplumsal barışa katkı sunacağına ve insanları düşündürteceğine inanıyorum.
KAHRAMANI MÜSLÜMANLAŞTIRMAK
Kavuşamayan sevda öykülerinin üne kavuşması adeta bir kuraldır. Peki ya din ayrılığından kavuşamayan sevdalara ait örneklerden en ünlü olanı hangisidir?
Aslı ile Kerem, Leyla ile Mecnun, Mem ile Zin, Ahtamar hikayesi ve ona çok benzeyen Leandro hikayeleri oldukça ünlü hikayelerdir. Fakat kitabımızın konusu itibariyle söyleyecek olursak en ünlüsü Aslı ile Kerem öyküsüdür diyebiliriz. Çünkü Aslı bir Ermeni keşişinin kızıdır, Kerem ise bir Müslüman İsfahan Şahı’nın oğludur.
Ahtamar hikayesinde de Tamara isimli kız Ermeni keşişinin kızı, Şıwan ise Gevaş’lı bir Kürt Müslüman çobandır.

Dinler arasındaki sevda türküleri ve öykülerinin, aynı referanslarla farklı anlatılması örneği yaygın mıdır?
Kahramanları farklı dinlere ait sevdaların öyküleri veya türkülerinin farklı versiyonlarda anlatımı ya da türkünün farklılaştırılması durumu elbette söz konusudur. Hatta yaygındır diyebiliriz. Örneğin Aslı ile Kerem hikayesinde Kerem’in Türkleştirilmesi söz konusudur bazı anlatımlarda. Ya da Ah Tamara hikayesinin Elazığ yöresi versiyonu oradaki Hazar Gölü’nde geçer ve erkek kahraman burada Türkleşmiştir.
Ya da türkünün arka planında varolan hikaye göz ardı edilmiştir. Örneğin “Odasına Vardım Kayfe Pişirir/Kınalı Parmaklar Fincan Döşürür” mısralarıyla bildiğimiz Elazığ yöresi türküsünün kahramanları farklı dinlere (kız Müslüman erkek Hıristiyandır) mensuptur ve türkünün arka planı böylesi bir hikaye içermesine rağmen bunu pek bilmeyiz. Yine benzer bir şekilde Gülizar, Murat, Halime, Emine, Maral gibi Anadolu Hıristiyanlarınca da kullanılan isimlerin sahibi olduğu hikaye ve türkü, kullanılan isimler ortak olduğu için Müslümanlaştırmayı kolaylaştırmıştır. Veya bazı isimlerde küçük oynamalarla kelimelerin değiştirildiği örnekler de vardır.
Kitaptan örnek verecek olursak Sivas yöresi “Ahçik Halayı” “Akçiçek Halayı”na dönüştürülmüştür.

Peki isim değiştirmelerin dışında, yok sayılan örnekler de var mıdır?
Farklı ismin bulunduğu mısraların, nakaratların atlanmasına, yokmuş gibi davranılmasına dair örnekler de vardır. Bu konudaki en bilinen örnek “Dersim Dört Dağ İçinde” türküsüdür. Türküde yer alan “Uy Vartanuş, Vartanuş/Dersim Dağından Savuş/Tez gel Harput’a kavuş” nakaratı sadece eski kitapların tozlu sayfalarında kalmıştır. Mısralar arasındaki farklılık arz eden ibarelerin değiştirilmesine örnek olarak ta Harput yöresine ait “Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına” ve Antep yöresinden “Bahçalarda Mor Meni” türküsünü verebiliriz. Söz konusu Harput türküsünün son iki mısrası aslında “Küçük yaşta bir yar sevdim Ermeni/Ermeni’ye nasıl gönül vermeli” şeklindedir fakat günümüzde türkü böyle söylenmemektedir. Antep türküsünde ise “Bahçalarda mor meni/Verem ettin sen beni/Ya sen İslam ol ahçik/Ya ben olam Ermeni” bir başka varyantında ise “Bahçelerde mor meni/Verem ettin sen beni/Alacaksan beni al/Ben de olam Ermeni” denmesine rağmen günümüzde o türküde bu sözleri duyamıyorsunuz. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
KÖKEN BİLGİLERİ DEĞİŞTİRİLİYOR
Çeşitli dinler ve uluslar arasındaki sevdaların söze, tele dökülüşüne yer verdiğiniz kitapta başka ulusların şarkısının ezgisinin üzerine yeni sözler yazılması örneklerine de yer vermişsiniz. Birkaç örneği okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
Biraz önce saydığımız örnek gruplara sorunuzdaki grubu da rahatlıkla ekleyebiliriz. Sözü de, müziği de tamamen başka kökenli olan türkülerin, halk şarkılarının, ninnilerin, manilerin müziğinin alınıp, bambaşka sözlerle kullanıldığı, köken bilgilerinin değiştirildiği çok örnek vardır Türkiye’de. Yüzlerle ifade edebilecek kadar kalabalık olan bu grubun örneklerini Türkiye’deki müzik dallarının hepsinde rahatlıkla yakalayabilirsiniz. Bu konuda her kesimden çokça örnek verebilirsiniz. “Çırpınırdı Karadeniz”, “Ağladıkça”, “Memleketim”, “Uğurlar Olsun”, “Malatya, Malatya”, “Şaşkın”, “Dağ Başını Duman Almış”, “Kara Tren” gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür.

‘ANONİM’ YAZMAK SAMİMİ DEĞİL
Başka bir halkın ezgisine söz yazılmasına siz nasıl bakıyorsunuz; ortada bir zenginlik yaratma mı yoksa hırsızlık mı söz konusu?

Ben bunu, köken bilgileri doğru verilmedikçe “intihal” olarak görüyorum. Bazı örneklerde “müzik: anonim” denmesini de geçiştirme, gerçeğin üzerini örtme ve haksızlık olarak görüyor ve samimi bulmuyorum. Asırlara dayanan müziklere söz yazanların, besteyi de kendilerine mal edip hukuki hak elde etmelerini ve bu yaptıkları ile dünyanın parasını kazanmalarını tasvip etmiyorum.
Bu en azından bu topraklardaki binlerce yıllık yaşanmışlığa ve damıtılarak gelen rengarenk kültürel mirasa haksızlıktır düşüncesindeyim. Kökeni farklı olsa da başka başka halklar tarafından kendi versiyonlarında kullanılan ve köken bilgileri herkes tarafından aşina olan örneklerde gocunacak bir şey pek yok. Çünkü Anadolu, halkların hep birlikte, iç içe Anadolu yaptığı bir coğrafyadır. Fakat Şark kurnazlıklarıyla, küçük ayak oyunlarıyla büyük paralar, isim ve şan-şöhret kazanmak pek haklı durmuyor bence. Bunu teşvik eden, besleyen, destekleyen resmi politikaları da doğru bulmuyorum.

GÖKKUŞAĞI KADAR RENKLİ BİR TOPRAKTAN GELİYORUZ

Kitabınızın, ‘güvercinlerin vurulduğu”, kardeşlik duygularının bir nebze de olsa zedelendiği bir döneme denk gelmesi bir tesadüf mü yoksa tarihsel kardeşlik duygularını hatırlatma sorumluluğu hissetmenizden midir?
Şu veya bu döneme denk gelmesi gibi bir beklenti ile yapılmadı bu çalışma. Zaten sürekli güvercinler vuruluyordu. Ben geçmişte yaşanan bazı örneklerden yola çıkarak ve özellikle etkileyici bir örnek grup yani türküler üzerinden giderek tarihsel kardeşliğe hizmet etmek amacıyla hareket ettim. Çünkü biraz önce de dediğim gibi, kavimler yurdu bir coğrafyadan, gökkuşağı kadar renkli bir topraktan geliyoruz. Muhteşem bir kültürel çeşitliliğin sahibiyiz ama toprağımız, gönüllerimiz ısrarla çölleştirilmek isteniyor. İlerlemenin, kardeşliğin ve medenileşmenin yolunun herkesin hakkını teslim etmekten, kimsenin üzerini örtmemekten ve gülen gözlerin birbirimizin yüzüne yüzüne bakarak el ele tutuşmasından geçtiği düşüncesinin sorumluluğuyla bir çalışma ortaya koydum.
Şenay Kumuz
ÖNCEKİ HABER

‘İtalyan Dili Haftası’ başladı

SONRAKİ HABER

Yenilenen İstanbul seçimine 32 gün kaldı | Dakika dakika gelişmeler

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa