22 Ekim 2009 04:00

ÖZGÜRLÜKLER

Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi süreci iç içe geçmiş durumda.

Paylaş

Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi süreci iç içe geçmiş durumda.
Kürt sorununda yaşanan gelişmelerin, demokratik ülkelerdeki etnik, dini azınlık sorunlarından farklı yönleri de var, benzer yönleri de…
Oralarda genel demokrasi sorunu çözüme kavuşmuş. Azınlıklarla ilgili sorunlarda da Türkiye ile mukayese edilemeyecek ilerlemeler sağlanmış.
Türkiye hâlâ sorunu tartışma konusunda özgürlük ortamına muhtaç. Herkes tehdit altında konuşuyor ve yazıyor. Bu riski göze alarak pozisyon belirliyor. Her yer yasaklarla donatılmış. Mayın tarlası döşenmiş.
Bakmayın bir süredir gözlenen, gözle görülebilecek denli özgürlük ortamı görüntülerine.
Hava yanıltıcı olabilir.
Kürt dinamiğinin yarattığı gelişmeler toplumu demokrasiye yöneltiyor. Devlet bir süredir evrilme konusunun sancılarını yaşıyor. Demokrasiye doğru evrilmenin sancıları… O nedenle de, tutarsızlıklar ile haklara saygı uygulamaları aynı zaman diliminde aynı konularda ya da farklı konularda gözlemlenebiliyor. Standartlara uygunlukta istikrar yok.
Askeri yetkiliye göre, polis şefine göre, savcıya, hakime göre farklı uygulamalar gözleniyor.
Demokrasinin ve insan hakları hukukunun yerleşmesinden ürken çevreler var.
AKP mütereddit adımlarla pozisyon takınıyor. Demokratik adımları cesaretle atabilirse ne ala. Zig- zag zaten bu sürecin doğasında var. Gecikmiş demokratikleşme süreçleri böyledir. Siyasi kültür, militarizmle bulaşık olunca, tehditler bazı dönemlerde etkili olabiliyor. Geri çekilmeler, birbiriyle çelişen adımlar atılabiliyor.
Kim ne derse desin, DTP şu ana kadar süreci çok iyi götürdü. Kandil ve İmralı’yı pranga olarak gören bakış açısı pek yerinde değil. Kandil ve İmralı bir realitedir ve siyasi aktörler bu koşullar ve imkanlar dahilinde rol oynarlar. Kandil ve İmralı, Kürt sorununun geldiği boyutların bir sonucudur. Şimdi, yaşadığımız tarih diliminde, sorunun demokratik ve barışçıl çözümünde olumlu rol oynaması beklenen iki adres durumundadır. Reel durum budur. O halde, barış konusunda politik irade taşıyan güçleri AKP, Ordu ve devletin diğer bürokratik güçleri, DTP, Kandil ve İmralı olarak sıralayabiliriz. Ama bütün bu güçler medya ve Kürt ve Türk demokratik kamuoyu, halklar olmadan sorunu çözemezler.
Sorun toplumun bir kesiminin sorunu olmaktan çoktan çıkmıştır da ondan çözemezler.
Toplumun çeşitli kesimlerinin katılımı ve katkısı şarttır.
Kanımca demokrasi ve barış için daha fazla çabaya ihtiyaç var.
Bir de böyle şenlik zamanlarında da demokratik sabra…
Çok şeye ihtiyaç var.
Meselenin binbir emekle örülerek götürülmesi gereğine inanmaya…
Gelenler kendi memleketlerine geldiler.
Kim ne diyebilir ki…
Meselenin barışçıl yol ve yöntemlerle çözülmesi için çaba gösteren herkese kapılar açık olmalı.
Savaşa hayır demek lazım, barışa evet!
Her barış adımını desteklemek lazım.
Ve çok önemsemek…
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

Olmayan sayfadan kapatma!

SONRAKİ HABER

TRT’nin ‘yandaş medya’ peşkeşi TBMM gündemine taşındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa