23 Ekim 2009 04:00

ÖRGÜTLÜ BASIN

“Gazeteci, seni biz adam ettik” diye bağırırken, ben cezaevlerindeki gazetecileri anlatmaya geçmiştim:

Paylaş

“Gazeteci, seni biz adam ettik” diye bağırırken, ben cezaevlerindeki gazetecileri anlatmaya geçmiştim:
“Cezaevlerinde 31’i gazeteci, 4’ü basın çalışanı olmak üzere toplam 35 basın emekçisi bulunuyor. Adalet Bakanlığı’nın resmi rakamlarına göre ise ‘kendisini basın mensubu olarak tanıtan’ 18 kişi cezaevlerinde tutuluyor. Bizim tespitlerimizle Adalet Bakanlığı’nın tespitleri arasındaki fark, gazeteci tanımından kaynaklanıyor. Türk Ceza Kanunu’na göre, cezayı artırıcı sebep olarak kullanılan, suç sayılan fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hükmü, her ne hikmetse, bu suçlu kişiyi basın kartı olmadığı için ya da çalıştığı kurumda sigortası yapılmadığı için akredite etmeye yetmiyor. Sendika üyesi de olamıyor, sosyal haklarını da talep edemiyor...”
***
Sabah ve ATV grevini hiç kimse bu kadar tartışmamıştı. Halk TV’de olanları kimse umursamadı. Olay gazetesinde çikolata sebebiyle işten atılanlar için TGS’nin diğer kitle örgütlerinin temsilcilerinin desteğiyle düzenlediği protesto eylemi ve basın açıklaması (8 Ekim), TMSF’nin tayin ettiği yöneticilerin sansür girişimi sayesinde –sendikal örgütlü bir işyeri olan Anadolu Ajansı dışında– hiçbir yerde yayımlanmadı.
Biz hangi basın özgürlüğünü savunuyoruz, kamuoyu hangi özgürlükleri izleyebiliyor?
Bu nasıl bir çelişki?
***
Ben hızımı alamayıp seminerdeki savunmamı sürdürüyorum:
“Gazeteciler hakkında, yazdıkları yazılar ve yaptıkları yorumlar nedeniyle, ‘adil yargılamayı etkilemeye teşebbüsten’ soruşturmalar, davalar açılır. Gazetecinin yaptığı teşebbüs aşamasında kalır ama başbakanların, bakanların yaptıkları açıklamalar adil yargılamayı hiç mi etkilemez? Kaç hükümet temsilcisi hakkında soruşturma ya da dava açılmıştır? Gazeteci hangi yazdığının yargıyı etkilemeye teşebbüs sayılacağını ya da suç oluşturup oluşturmayacağını bilemiyorsa, sonuç otokontrol müdür, otosansür mü? Bu ortamda, bizden otokontrol mekanizmaları kurmamızı bekliyorsanız, kuralım… Kuralım ama basın meslek örgütleri olarak biz gereken uyarıları, eğitim çalışmalarını yapmaya özen gösteriyor, eleştirilerimizi de yapıyoruz. Kuracağınız otokontrol mekanizması ne kadar etkili çalışacak?”
***
Geçen haftanın ikinci toplantısı; Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ve Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi’nin 9-10 Ekim tarihlerinde ortaklaşa düzenlediği İkinci Türkiye-Avrupa Demokrasi Forumu idi.
Forumun açılışına katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’i, son derece barışçı bir yöntemle konuşturmadı üniversite gençliği…
O kadar güzel bir eylemdi ki… Öğrenciler kendi eylemlerinin görüntülerini de kendileri çektiler cep telefonlarıyla…
Ben de bir öğrenci sayılırdım ama orada davetli olarak bulunuyordum. O alkışlara katılmamak için kendimi çok zorladım…
Bu nasıl bir çelişki?
Onların bu eylemi, iktidarın keyfiliğine karşı bir alan daraltması, insan içine çıkmaya utandırmanın bir yöntemi…
Alınlarından öpüyorum…
***
Bir meslektaşımız da IMF Başkanına fırlattığı ayakkabıyla gündeme oturmasın mı?… Bir öğrenci ve eylemci olarak onu da alnından öpüyorum. Onu da savunmak istiyorum ama Doğan Tılıç’ı (3 Ekim), Hüseyin Aykol’u (4 Ekim) ve Nazım Alpman’ı da (5 Ekim) okumasını öneriyorum.
***
Bir sınıf sendikası aynı zamanda bir meslek örgütü olarak tüm basın emekçilerinin haklarını korumak, onları işverenlere, devlete ve her türlü saldırı kaynaklarına karşı savunmak, basın ve ifade özgürlüğü mücadelesini ilerletmek kaçınılmaz görevimiz.
Ama bu, ne yaman bir çelişki böyle!
ERCAN İPEKÇİ
ÖNCEKİ HABER

Kriz ve IMF

SONRAKİ HABER

Ankara'ya gelen tutuklu anneleri: Çözüm bulunana kadar ayrılmayacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa