DURUM

DURUM

  • “Barış Grubu”nun gelmesi ve bu geliş sırasında ortaya çıkan tablo, gerici çevrelerde büyük rahatsızlık yarattı.


    “Barış Grubu”nun gelmesi ve bu geliş sırasında ortaya çıkan tablo, gerici çevrelerde büyük rahatsızlık yarattı. Kürt halkının gelenleri karşılaması, serbest bırakılmalarında uygulanan hukuk dillere dolanmış ve kalemlere konu olmuş durumda. Hızını alamayanlar “Ergenekoncular” niye içeride diye sormaya başladılar bile. Büyük basının bazı kalemleri, bazı TV’lerin yorumları, genel olarak adeta halk arasında düşmanlaşma yaratmaya yönelik yorum ve yazılarla doldu ve bu durum devam ediyor.
    Bu gerici koronun Kürtler’den istediği ise pişmanlık ve vazgeçme! Kürtler neden dolayı pişman olacaklar, neden vazgeçecekler? Bu sorular onların literatüründe yer almıyor. Devlete silah çektiler ve dağa çıktılar! Dillerine doladıkları, kalemlerine döktükleri pespaye gerekçeler bunlar. Hâlâ terörden, teröristten bahsediyorlar. Kürtlerin yüz binler halinde gelenleri karşılaması, “biz buradayız, tüm haklarımızı istiyoruz” demeleri bu gerici koroyu hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
    Peki ama Kürtler’in nelerden vazgeçmesi gerekiyor? Ayrı bir ulus olduklarını dile getirmekten mi vazgeçsinler? Madem ki bin yıllık kardeşliğimiz var, o halde birlikte yaşamak istiyoruz, ancak bu eşitlik ve özgürlük içerisinde olsun demekten mi vazgeçsinler? Çocuklarımız ana dillerinde, yani Kürtçe eğitim alsın demekten mi vazgeçsinler? Yoğun olarak yaşadığız bölgelerde kendi kendimizi yönetmeliyiz demekten mi vazgeçsinler? Yoksa bütün haklarımız Anayasal ve yasal bir güvenceye alınsın demekten mi vazgeçsinler? Kürtler neden vazgeçsin, neden pişmanlık duysun?
    Kürtlerin vazgeçecekleri, pişmanlık duyacakları hiçbir şey yoktur. AKP Hükümeti bir “açılım”dan söz ediyor ve bir süreç başlattığını ilan ediyor. Bu süreç Kürtler’in hiçbir temel taleplerini karşılamasa da, Kürtler ‘madem öyle, buyur işini kolaylaştırıyoruz, samimi olup olmadığını görelim’ diyorlar. Kürtler bunu yaptıkları için eleştirilebilir mi? Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar eleştirebilir elbette. Ama politik süreçlere daha geniş bir bakış, mücadelenin yeni bir aşamaya doğru yol almakta olduğunu rahatlıkla görebilirler.
    Buradan bakıldığında görülen şudur; Kürtlerin uyanışı ve mücadelesi ivme kazanmıştır. Kürt halkı kendi davasına ve geleceğine sahip çıkmakta kararlı olduğunu açıkça ve bir kez daha ilan etmiştir. Terörden söz edenler büyük bir halkın mücadelesini ve taleplerini görmezden gelmeye devam edememektedirler. Statükocu ve gerici çevreler “yangını söndürme” gayreti ile adımlar atmaya çalışıyorlar. Ancak yangını söndürmek için kullandıkları malzeme, işin doğası gereği son derece parlayıcıdır!
    Diğer taraftan gerici çevre ve partilerin tüm kışkırtmalarına ve tahriklerine rağmen, genel olarak Türk halkı bu kışkırtma ve tahriklere bugüne kadar kapılmamıştır, bundan sonra kapılacağına ilişkin her hangi bir belirti de bulunmamaktadır. Küçük grupların ve gerici çevrelerin örgütlemeye çalıştıkları ve çalışacakları düşmanca hareketlerin, halk arasında geniş destek bulmayacağı artık daha iyi anlaşılmaya başlamıştır. Kürt sorununun tartışılması, Türk halkını da eğitmekte ve olgunlaştırmaktadır.
    Kısaca sonuç olarak şunlar söylenebilir ki; Kürt halkının mücadelesi gelişmekte ve güçlenmektedir. Halk yeni mücadele biçimleri bulmakta ve bunları kullanmaktadır. Türkler arasında da “Kürt sorununun” adil bir çözüme kavuşturulması yönündeki eğilim güçlenmektedir. Önümüzdeki süreç bu mücadelelerin daha da güçlenmesine ve yaygınlaşmasına tanıklık edecektir. Bu durumda sendikaların, aydınların, ilerici ve sosyalist parti ve akımların hem Kürt halkına karşı, hem de genel olarak ülkenin geleceğine karşı olan sorumlulukları büyümekte, sorunun çözümünü ilişkin gösterecekleri kararlılık ve yetenek, ortaya koyacakları mücadele belirleyici hale gelmektedir.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net