24 Ekim 2009 04:00

HAYAT YAZILARI

Ülkeye giriş yapanların karşılaması sonrasında ortaya çıkan fotoğraf “sil baştan yapma” söylemini manşetlere taşıdı. Bu süreci sağlıklı ve uzun soluklu planlamanın zorluğu kimse için sürpriz olmamalıdır.

Paylaş

Ülkeye giriş yapanların karşılaması sonrasında ortaya çıkan fotoğraf “sil baştan yapma” söylemini manşetlere taşıdı. Bu süreci sağlıklı ve uzun soluklu planlamanın zorluğu kimse için sürpriz olmamalıdır.
Bu gün devam eden tartışma ve gelinen noktanın “son şans” olup olmadığını zaman gösterecek. Hiçbir şansın boşa harcanmaması, hiçbir adımın hayal kırıklığına dönüşmemesi için herkesin sorunu doğru tanımlaması gerekiyor. Sorunu eksik yada yanlış tanımladığınızda çözümü de yanlış yerlerde aramaya başlıyorsunuz.
Silah bırakarak gelen grupların tutuksuz yargılanmasını sorunun çözümü sanmak, büyük hayal kırıklıklarını doğurmaya mahkumdur. Kitlesel karşılamanın ortaya çıkarttığı tedirginlik, bu konunun toplumsal boyutunun yeterince dikkatle okunmadığını gösteriyor. Hassasiyetlerin karşılıklı gözetilmesi elbette zorunludur. Ancak dağa neden çıkıldığı sorusu ile bile derinlemesine yüzleşmeden, dağdan inişi planlamaya kalkışmak işin ciddiyeti ile bağdaşmamaktadır.
Açılımın daha ilk adımında geri dönüş sinyali vermek, risklerin gerçekçi analizinin yapılmadığını gösteriyor. En muhtemel riski bile ön göremeyen planlamalar, ne toplumsal beklentileri karşılama ne de sorunun aktörleri açısından kabul görme potansiyeli taşımayacaktır.
ABD yönetiminin PKK yöneticilerine yönelik tavrını yanlış okuyan bir siyasal iktidarın, olayın uluslar arası boyutunu da bütüncül biçimde ele alabildiğini düşünmek zor gözüküyor. Suriye ve Irak üzerinden yapılan girişimlerin PKK tarafından nasıl okunduğunu göz ardı ederek bir çözüm süreci inşa etmek ne derece mümkün olabilir ?
Gelelim Türk kamuoyunda meydana gelen infial sorununa. Bu ruh halinin ortaya çıkmasında kimin ne kadar payı olduğunu yeniden ve tüm boyutları ile birlikte ele almalıyız. Bu konuda Kürtleri dikkatli olmaya çağırırken, devletin, Türk siyasetçilerin hatta sol demokrat güçlerin üzerlerine düşen görevi ne denli yerine getirip getirmediğini sorgulamak zorundayız.
Her an bir Türk-Kürt gerilimine sürüklenen toplumsal psikolojinin daha tehlikeli bir noktaya ulaşmaması için daha radikal tavırlar sergilenmesi gerekmiyor mu ? Bu sorumluluğu yerine getirmekten kaçınarak, toplumsal çatışma riskini ortadan kaldırmak mümkün olabilir mi ?
Her an açılımdan vazgeçme sinyali veren açıklamalardan kaçınmak ve uyarı ihtiyacını başka kanallardan ifade etmenin yolunu bulmak, Başbakan’ın boynunun borcudur. Bu görevi yerine getirip getirememek Türkiye siyasetinin gelecek dönem çerçevesini şekillendirecektir.
Ayhan Bilgen
ÖNCEKİ HABER

HSYK’dan Habur’daki sorgulamaya inceleme

SONRAKİ HABER

Artı Gerçek: Açlık grevlerine dair olumlu gelişmeler yaşanabilir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa