NOT

NOT

  • ‘Açılım’ sürecinin gerçekte nasıl bir mücadele süreci olduğu daha ilk somut adımda ortaya çıkmış durumda. Kürt hareketi bir hamle yaparak, sadece söylemle idare edilen ve ‘milli birlik’ kıyılarında dolaştırılan ‘açılım’ın kapısını şöyle bir tıklayıvermiş, “haydi bakalım görelim samimiyetinizi” demiştir.


    ‘Açılım’ sürecinin gerçekte nasıl bir mücadele süreci olduğu daha ilk somut adımda ortaya çıkmış durumda. Kürt hareketi bir hamle yaparak, sadece söylemle idare edilen ve ‘milli birlik’ kıyılarında dolaştırılan ‘açılım’ın kapısını şöyle bir tıklayıvermiş, “haydi bakalım görelim samimiyetinizi” demiştir. Doğrusu, önce bu çok rahatsız edici bulunmamış, mesele, “salıverilmek üzere de olsa gelip teslim olacak bir grup” bağlamında değerlendirilmişti. Ve bu, devletin ve hükümetin elini güçlendirecek bir gelişme olarak sunulacaktı. Hesaplar bunun üzerineydi.
    Yemedi!
    Çünkü, halkı, hem de örgütlü bir halkı hesaba katmamışlardı…
    Bu, açılım sürecine iki farklı yaklaşımı da gösteriyordu aslında:
    Kürt tarafı yıllardır attığı, atacağı her adımda halka hayati bir rol biçiyor, örgütlü bir halk gerçeğiyle müdahil oluyorken; devletin ‘açılım’ında ise tam bir “biz yapar, biz yediririz” fodulluğuyla, ne Kürt halkı ve onun tarihsel-güncel talepleri, ne de Türk halkını bu Kürt gerçeğine hazırlamak vardı.
    Bunlar olmayınca da daha ilk adımda apışıp kalınıyor, yıllardır kullanılan milliyetçi şoven kanallar bile ayağa dolaşıyor, oluşturulan yapay gerilimin baskısı altında “başa döneriz ha” şantajı yapılıyor.
    Habur-Diyarbakır hattında milyonlarca insanı sokağa, meydanlara, kıra, bayıra, yollara çıkaran; sabahın beşinde mitingler yaptıran örgütlü halk dinamizmidir, sıkıntı yaratan.
    “Şov yapıyorlar” dedikleri budur…
    “Süreci sabote ediyorlar” dedikleri budur…
    Yıllardır “Terör örgütü” diyerek yansıtılan, işte bu milyonları harekete geçirebilen, onlara dayanan koca bir realitedir.
    Bilinen ama unutulan, unutulduğu için de karşısında apışıp kalınan gerçek budur işte… Sorun, öyle söylenildiği gibi, “hassasiyetlere dokunan, uygunsuz görüntüler” meselesi değil yani. “Kürtler bu görüntülerle süreci zorluyor” şikayeti, evet, bir açıdan da doğrudur! Zira bu açılım sürecinin devlet açısından iki ayağı vardı. Bir yandan, iflas etmiş Kürt politikasında bazı görece esnemeler yapılacak, ‘ayar’ değişecekti. (Ki bu zorunluluktur, görülmüş, anlaşılmıştır.) Ama bu ‘yeni ayar’ın yanında, PKK ve DTP’nin geriye itilmesi, pozisyon kaybetmesi, çözülmesi ve olacaksa tasfiyesi de açılım projesinin ‘derin’ amacıydı. Yani bu süreçte devletin attığı, atacağı her adımdan Kürt hareketinin zayıflaması murat edilirken, bu son gelişmede de görüldüğü gibi, hesap tutmuyor. “Terör örgütü üyesi” denilen insanlar, bırakın pişmanlık duymayı, “biz PKK’liyiz, önderimizin isteğiyle geldik” demelerine rağmen, “fiili durum”la serbest bırakılıyor. Elbette PKK’nin pozisyon kaybedeceği umularak yapılıyor bu. Hesaplanan, 10, 20, 30 kişinin dağdan inmesini bütün bağlamlarından kopararak ‘vitrin’ yapmak, buna odaklanıp, “bakın dağdan indiriyoruz, Kürt sorununu çözüyoruz…” diyerek rant devşirmekti. Olmadı!
    Şimdi, Kürtlerin taleplerini göz ardı eden, sadece dağdan indirme odaklı bir yaklaşımın mumu, o müthiş halk dinamizmi sahneye çıkınca, (MGK toplantısından çıkıp) “bakın geriye döneriz ha” diye tehdit eden bir “açılımcı” başbakanın yüzünü aydınlatıyor sadece!
    “Sil baştan” edersin de, niçin, muradın nedir?
    Bir on yıl daha savaş sürsün diye mi?
    Bir on bin kişi daha ölsün diye mi?
    Cepheye sürülen yüz binlerce gencin dramı az mı geldi?
    On binlerce Kürt gencinin gözünü kırpmadan dağa çıkması için mi?..
    Geri döneriz dediğin yer, MHP-CHP’nin yanı işte; çok mu özledin o inkarcı karanlığı, gözü dönmüşlüğü?
    Ama geçmiş olsun sayın Başbakan!
    Cin şişeden çıktı bir kere… Kürtlerin hiçbir talebini karşılamadan, sanki çok ileri gitmiş gibi, geri dönüp, sil baştan yapmayı düşünüyorsanız, bunun altında kalacak ilk adres sizin hükümetiniz, sizin partiniz olacaktır.
    Kürtleri tehdite gerek yok, 25 yıllık mücadele birikimine sahip çıkan bir halkın coşkusundan korkmaya değil, öğrenmeye ihtiyaç var. Bunun için de, ‘açılım’ınızı halka açmaya, Kürtlerin taleplerini görmeğe, Kürt realitesini Türk halkına kabul ettirmeğe, şovenizme prim vermemeye, Kürtlerle değil de ırkçı gözü dönmüşlerle uğraşmaya gerek var.
    Evet, Kürtlerden öğrenmek gerek; barış da çözüm de, halk olmadan olmaz!
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.