27 Ekim 2009 04:00

SAĞLICAK

Hastane nedir? Hastaların tedavi edildikleri sağlık kurumu…İşletme nedir? Bir alanda, kâr amacıyla sermaye yatırılarak kurulan kurum, tüzel kişiliği olsun ya da olmasın bir ekonomik etkinlik birimi…

Paylaş

Hastane nedir? Hastaların tedavi edildikleri sağlık kurumu…
İşletme nedir? Bir alanda, kâr amacıyla sermaye yatırılarak kurulan kurum, tüzel kişiliği olsun ya da olmasın bir ekonomik etkinlik birimi…
Hastane, işletmeye dönüşürse ne olur? Sağlık alanında hizmet alma olasılığı olan müşterilere yönelik kâr amacıyla kurulan işyeri…
“Sağlıkta Dönüşüm” süreciyle birlikte hazırlanan tüm belgelerde “hasta” yazılması gereken her yere “müşteri” yazıldı. Şimdi de hastanelerin adı değişiyor; “hastane” yazılması gereken yerlere, “sağlık işletmesi” yazılıyor…
İşletmenin ya da kapitalist üretim ilişkilerinin mantığı kâr etmek olduğuna göre kârı maksimize etmenin de yollarını bulmak gerekiyor. Müşteri sayısını artırmanın yolu müşterinin memnuniyetinden geçiyor. Promosyon ve reklam gerekiyor. Bu nedenledir ki, uluslararası sermayeden aldıkları kredilerle sağlık giderlerini yılda 7 milyar liradan 27 milyar liraya çıkartarak işletme mantığıyla ‘sınırsız hizmet’ sundular. Sistemin oturduğunu, artık ‘kaymağını yeme’ zamanının geldiğini düşündüklerinde “Buraya kadar” dediler.
Adına Genel Sağlık Sigortası dedikleri ABD patentli sistem, her durumda hastanın cepten para ödemesini gerektiriyor. Her gün yeni bir düzenleme yapılıyor. Hastane idarecilerinin dahi anlamakta zorlandığı, sağlık personelinin takip edemediği sistemi hastalar yaşayarak öğreniyor.
Hükümet, 7 yıl önce Dünya Bankası ile birlikte teorize ettiği projeyi aşama aşama uygulamaya çalışırken, evdeki hesabın piyasaya uymadığını da fark ediyor ve işler sarpa sarıyor.
Muayene ücretleri ve ilaç reçeteleme konularında sürekli değişiklik yapıyorlar. Muayene ücretlerini 2-15 TL artırdıklarında toplanacak para inanılmaz rakamlara ulaşıyor, ancak hasta sayısında da hissedilir bir düşme yaşanıyor. Hem hasta sayısının artmasını, hem de katılım paylarının yükseltilmesini amaçlıyorlar. Hasta gerekli gereksiz yapılan ya da yapılmış gibi gösterilen tetkiklere kendisini etkilemediği düşüncesiyle tepki vermezken, cebinden çıkan muayene ücretini ödemek istemiyor.
“Aile Hekimliği Sistemi” (AHS) sağlıkta dönüşümün olmazsa olmazı. Tüm hesaplar AHS üzerinden yapılıyor, sistemin sürekliliğini sağlayabilmek için de “Sevk Sistemi” zorunlu. Dünyada böyle, eğer Türkiye’de orijinal yeni bir sistem icat edilmezse sevk sistemine geçilecek. Sağlık Bakanlığı birkaç kez sevk sistemi uygulamasına geçti, yaşanan karmaşa ve seçim kaygıları nedeniyle geri adım attı. Bilinen bir gerçek var ki, sevk sistemi uygulaması ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında hasta sayısını yüzde 80-90 azaltacak.
Hasta sayısının azalması durumunda hastaneler çökme noktasına gelecek. Daha önce kamu hastanelerinin tüm harcamaları Maliye Bakanlığı tarafından karşılanırken, şimdi devlet memurları hariç, personel ücretlerinden her türlü sarf malzemesine kadar döner sermaye gelirlerinden karşılanıyor. Kamu Personel Yasası çıkarsa, halen memur olanların da sözleşmeli olmasıyla hastane döner sermayeleri dibe vuracak.
Hastanelerde döner sermaye gelirlerinin azalmasına karşı alınabilecek önlemler belli; personel sayısı ve ücretleri aşağıya çekilecek. Tabii ki bu önlem yeterli olmayacak ve hastalardan alınan katılım payları daha da yükseltilecek. Her türlü tetkik, tedavi, ameliyat ve yatak ücretlerine de katılım payı eklenecek.
Dar gelirli ve daha yoksul kesimler ve sürekli reçete yazdırmak zorunda kalan kronik hastalar, daha az katılım payı ödemek için doğal olarak birinci basamak sağlık kuruluşlarına yönelecek. Hastaların birinci basamak sağlık kuruluşlarına yönelmesi durumunda, ilaç alımıyla ilgili başka sorunlar gündeme gelecek. Sosyal Güvenlik Kurumu bu kaçışa tedbir olarak; kronik hastalıklara düzenlenen sağlık raporu ile verilen ilaçları, pratisyenler ve aile hekimlerinin yazmasını engelledi. Raporlu hastanın sonraki gelişlerinde, birçok ilaç uzman tarafından yazılabilecek. Bu uygulama, SGK tarafından 2009/120 sayılı Genelge ile başlatıldı, ancak 12 Ekim günü uygulama geçici olarak durdurularak ileri bir tarihe ertelendi. Kurguya göre hasta, raporlu ilacını yazdırabilmek için uzman bulunduran ikinci ve üçüncü sağlık kuruluşuna başvuracak. Bu başvurunun bedeli olarak da 2 TL yerine 5-15 TL arasında bir ücret ödeyecek.
Bu zulüm yetmezmiş gibi hastaya reçetede yazılan ilaç yerine “en ucuz eşdeğer ilaç” dayatılacak. Hasta, ya güvenilirliği bilinmeyen, doktoru tarafından da önerilmeyen ucuz ilacı, ya da reçetede yazılı olanı, ekonomik durumuna göre tercihini kullanarak cepten ödeme yaparak alacak.
Tüm bu uygulamalar, hastaları sağlık kuruluşlarından uzaklaştıracak, gücü elverdiğince paralı hizmetlere yönlendirecek.
Hastanın sağlık kuruluşlarından uzaklaşmasında sistemin kazancı nedir, sorusuna yanıt vermek gerekiyor.
Böyle bir durumda dar gelirli ve yoksul kesim, basit sağlık sorunlarını erteleyecek ya da kendince ‘çözümler’ üretecek. Hafife alınan sorunlar zaman içerisinde daha komplike ve daha pahalı tedavi yöntemlerinin kullanılmasını gerektiren tablo ile hastayı zorunlu olarak gelişmiş sağlık merkezlerine yöneltecek.
“Sağlıkta Dönüşüm” tamamlandığında, gelişmiş sağlık merkezleri büyük sermaye gruplarının yönetiminde olacak…
Sağlık çalışanlarını büyük sermaye gruplarının esiri yaparak çok zor durumda bırakacak olan bu sistem, esasen tüm toplumu ilgilendiriyor. Tüm toplumu ilgilendiren sorunlar da toplumsal karşı duruşlarla önlenebilir.
Ya “iki muayene yaptırana üçüncüsü bedava olsun” diyeceğiz, ya da toplumun tüm kesimleriyle greve gideceğiz!..
Sizce çözüm hangisi?
NOT: Daha geniş bilgi için Özgürlük Dünyası Eylül 2009 sayısında yayınlanan “Sağlıkta Son Tango” başlıklı makaleye ulaşılabilir.
CELAL EMİROĞLU
ÖNCEKİ HABER

KAFA KIRAN iŞKENCE

SONRAKİ HABER

Antep'te işe alınmadığı için kendini yakan yurttaş hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa