29 Ekim 2009 00:00

ÖZGÜRLÜKLER

Türk’e ve Kürt’e çok görüyorlar sevinmeyi. Halay çekmeyi, şarkı- türkü söylemeyi.

Paylaş

Türk’e ve Kürt’e çok görüyorlar sevinmeyi. Halay çekmeyi, şarkı- türkü söylemeyi. İlle de savaşa gönderirken marşlar ve sloganlarla bağıracaksın. Bu tür taşkınlık, ölüme gönderdiklerinizle ilgili sahte bir sevinç. O arada gizli gizli gözyaşı döker analar, kardeşler, eşler, sevgililer. Savaş böyle bir şeydir. Acıdır. Yıkımdır. İnsanlığın yıkımı…
Barış olunca ne oluyor? Filmlerde görürsünüz değil mi? Savaştan sağ dönme şansını yakalamışların sevinci görülmeye değer. Bir de onları çılgınca bir sevinçle karşılayanların görüntüleri.
Barış bir sevinçtir. Hayata dair bir sevinç.
Açılım sürecinin -belki de- gerektirdiklerinden olan barış için ülkelerine dönenlere yönelik ırkçı saldırıları hepimiz görüyoruz.
Onlara karşı savaş istiyorlar.
Kin ve düşmanlık güdüyorlar.
Acıları kanatmak, derinleştirmek istiyorlar.
Hatırlayalım. 1999 yılında halkın büyük çoğunluğu, Öcalan’ın ölüm cezası sorununun çözümü ve sonrasındaki gelişmeleri büyük bir olgunlukla karşılamıştı. Bir kaç saldırgan grup dışında halk sükunetle karşıladı her şeyi. Bakın 3 Ağustos 2002 günü sabah 06.35’te 3. uyum paketi ile ölüm cezası yürürlükten kaldırıldığında da, televizyonlarda Kürtçe yayın yapılabilmesine olanak sağlayan yasalar çıkarıldığında da, kurslarda Kürtçe öğrenilmesine olanak sağlayan yasa çıktığında da böyle olmuştu. Bölünürüz, parçalanırız diyen bir grup fanatik kışkırtıcı dışında halk işine gücüne bakıyordu. Dil ve kültürel haklar tanınınca ülkenin bölüneceği fikri hezeyandan başka bir şey değil. Halk da itibar etmiyor. Çünkü komşusu olan Kürt’ün kendisine ait bir dilinin olduğunu ve pek çok kültürel yakınlık olmasına karşın farklı bir kültürünün olduğunu zaten bilmekteydi ve bunu kendisine bırakıldığında, doğal karşılıyordu.
Şu işe bakın. Bölge insanı savaş bitecek barış gelecek diye büyük bir sevinçle barış için gelenleri karşıladı. Suçlanıyorlar. Ne yapsınlardı?
‘Tarlamızda bombalar patlamaya devam etsin, köylerden sonra şimdi orta boy kentler, beldeler, kasabalar da boşaltılsın mı’ diyeceklerdi? ‘Yok biz savaş istiyoruz, gidin dönün dağlara mı’ deselerdi? 35-40 bin kişinin yaşamını yitirdiği yerlerde sevinç çığlıkları yükseliyor. Ya nerede sevinç çığlıkları yükselecekti söyler misiniz bana?
Ateşin düştüğü yerde sevinç olacaktı. Doğaldır.
Hem coğrafya olarak hem sayı olarak hem de olgular, olaylar bakımından bakıldığında barış umuduna sarılması gerekenler sarılıyorlar.
Oğlu kızı bu savaşta ölmüş, evi barkı yıkılmış, zorla yerinde yurdundan edilmişler sevinçlerini gizlemiyorlar. Batı yakasında acılı anne babaların duyguları ve vakur sükunetlerini suistimal edenleri görüyoruz. Bu kadar kışkırtmaya karşın insanlar genelde sessiz kalıyorlar.
Başkasının ve başkasının çocuklarının canı yanmasın istiyorlar.
Gelenler savaşmaya değil barışmaya gelmişler. Slogan atılmış, pankart açılmış, renkler varmış falan,filan…Demokrasilerde olur böyle şeyler. Kimin burnu kanadı. Ona bakılır. Genel olarak tümü barışçıl eylemler.
Renkler, sloganlar, kimimiz tarafından beğenilir kimimiz tarafından beğenilmez ya da ilgi gösterilir ya da gösterilmez.
Şu dönemde gereklidir ya da yerindedir, değildir gibi tartışmaları yapabiliriz.
Ama bir gerçek var. Savaşa son verecek barış adımları atılmaktadır.
Ne dövünmesi, sevinmeliyiz.
Milyonlarca insan barış seli oluşturuyor. Bu dinamiği görmeliyiz. Topluma güvenmeliyiz.
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

İhale bedeli neden keşfin üç dört katı?

SONRAKİ HABER

İran Dışişleri Bakanı Zarif G-7 zirvesinde

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa