MERCEK

MERCEK

  • Çözüm zorunluluğu, çözümden “terör örgütünün tasfiyesini” ve Kürt direnişinin zararsız duruma getirilmesini anlayanlar için de artık daha fazla günceldir.


    Çözüm zorunluluğu, çözümden “terör örgütünün tasfiyesini” ve Kürt direnişinin zararsız duruma getirilmesini anlayanlar için de artık daha fazla günceldir. “Kürt açılımı” ya da “Milli Birlik Projesi” adlı “devlet projesi”ni şekillendiren ulusal, bölgesel ve uluslararası gelişmeler olağanüstü değişiklikler tarafından kesintiye uğratılmadığı sürece, bu “proje” yürürlükte olacaktır. Bugünkü sorun, bu “devlet projesi”nin -ki başta ABD olmak üzere şekillenişinde rol alan güçlerin istem ve tutumlarından bağımsız değildir- Kürt mücadelesi ve Kürtlerin talepleriyle çatışma içinde olmasıdır. İnkar politikaları hala tedavüldedir. Devlet ve hükümet politikasında zikzaklara, sermaye güçleri arasında sert tartışmalara yol açan şey, “verilecek tavizler”in sınırıdır! Savaşçı politikaların “barışçı politikalar”la yer değiştirmesi “uzlaşı” ve “tavizler”i içermek durumundadır. Kürt hareketini sistem kanalları içinde kontrol edilebilir sınırlara getirme hedefini genelkurmay düzeyinde ilan eden egemenler, bunun için bile “bir şeyler vermek”(!); reddin sınır çizgilerini değiştirmek zorundadırlar. İç kavgalarının nedenlerinden biri de bu “sınır çizgileri”nin alanı ve şeklidir. “Gereği neyse devlet onu yapar” anlayışının herkesçe kabul edilmesini istemektedirler. PKK militanlarının “savaş elbiseleri”yle ülkeye dönüşleri ve büyük -coşkulu gösterilerle kucaklanmaları, “Kudretli ve baki devlet” anlayışına darbe vurmuş ve bunun içindir ki “Hiçbir biçimde kabul edilemez” ilan edilmiştir. Bu “görüntüler”, devlete başkaldıran “asiler”in ancak onun “bahşeden ve bağışlayan” kollarına teslim olduklarında, “evlerinde” yeniden yaşama olanağı bulacakları imajını yerle bir etmiştir. “Başa döneriz!” tehdidi, “proje”nin “sınır çizgileri”nin Kürt halk kitleleri tarafından aşılmasının karşılığıdır! Artık geriye dönüş hiçbir biçimde “başa” olamayacaktır! Kürtler taleplerinden vazgeçmediklerine göre de, dönülecek yer, başlanan yer olamayacaktır.
    ŞOVENİST ENGEL VE DEMOKRASİ MÜCADELESİ
    “Devlet projesi” PKK’nin tasfiyesini ve Kürt hareketinin etkisizleştirmesini öngörüyordu. O cenahtan konuşanlar bunu gizlemediler. Mimarbaşı ABD idi. Dünya ve bölge politikaları çerçevesinde Türkiye gericiliğini yeni maceralara sürükleme politikalarının başarısı için, antiemperyalist karakteri de olan Türkiye Kürt hareketinin etkisizleştirilmesi, bunun için de Kürtçe isimlerin serbestisi, dilin kullanımının kolaylaştırılması ve “silahlanmış Kürtlerin silahsızlandırılması”nı sağlayacak adımların atılması gerekliydi. Bu Türkiye gericiliğini de bir ölçüde rahatlatacaktı. “Devlet projesi”ni şekillendiren bu politika, Kürt mücadelesi ve istemleri gibi temel bir etken ve neden tarafından ‘acil güncel ihtiyaç’ durumuna getirildi. “Proje”, gerici-şoven kesimlerin Musul-Kerkük petrollerinden pay alma, “Bölgede daha geniş alanda söz sahibi olma”, “bölgenin düzenleyici gücü olma” emellerine de hizmet edecekti!
    Bunun için, Kürt ulus politikasının öne çıkardığı güçlerin ve politize olmuş mücadeleci Kürt halk kitlelerinin bir biçimde muhatap alınması ve taleplerinin hiç değilse bir kısmının -“Tek ulus, tek devlet, tek dil” politikasına en az zarar verecek şekilde de olsa- karşılanması, karşı karşıya kalınan açmazdan “çıkış yolu” olabilirdi! Daha fazlası ise, “bölücülük ve ihanet” olacaktı!
    “Proje”, devlet projesi olmasına, AKP bu proje ile Kürtlerin devlete ve hükümete bağlanmasını hedeflemesine karşın, “Türk milliyetçiliği”ni Kürt, Ermeni, Rum ve öteki halklara düşmanlıkla özdeşleştiren sermaye aydınlarının büyük çoğunluğuyla CHP-MHP üst yönetimleri ve generaller, Kürtlerle Türklerin eşit ulusal haklara sahip, gönüllü ve kardeşçe yaşamalarına hizmet edecek politikadan oldukça uzak olan biçimsel birkaç adımı dahi bölücülük ve “Büyük Türk milletine ihanet” olarak propagandaya giriştiler. “Kürt kardeşlerimiz” lafazanlığını sürdürenler dahil bu çevreler Kürtlere karşı saldırı ve savaş politikasının sürmesini istiyorlar. İpliği pazara çıkmış “Kurt Bahçeli” ile onu geride bırakacak kadar “sirazeden çıkmış” Baykal, alanları ve kürsüleri şoven küçükburjuva ve lümpen kesimleri linç eylemlerine kışkırtıcı provokatif propagandayı sürdürüyorlar. “Kürt” sözcüğünü dahi ağzına almakta zorlanan ve Kürt sorunundan söz etmesi gerektiği yerde “onlar”, “orası” gibi dışlayıcı-yabanıl sözcüklere baş vuran Baykal ve avenesine göre Kürtlerin ulusal, dilsel ve kültürel farklı talepleri ve sorunları yoktur ve olamaz(!) Y. Doğan, Ali Sirmen, Tufan Türenç, Oktay Ekşi gibi, -ki bunlar kendilerine sosyal demokrat diyorlar- Baykal korosunun en berbat sesli aktörlerinin kaleminden kan damlıyor! Baykal ve Bahçeli ile birlikte, “Türk kimliğinin tahrip edildiği ve terör örgütünün meşrulaştırıldığı” propagandasıyla “milletin harekete geçmesi”ni istiyor, bir yandan “asker”i daha büyük saldırılara, öte yandan şovenizmin etkisindeki kesimleri kitlesel boğazlaşmalar için harekete geçirmeye çalışıyorlar.
    Bunların yürüttükleri politika ve propaganda, Türk halk kitlelerinin bugünü ve geleceğini tehdit eden, halkın çıkarlarıyla kesin zıtlık içinde bir politikadır. Ülkesindeki sorunlara kafa yoran her Türk işçi ve emekçisi, Kürtlere karşı inkar ve şiddetin sürdürülmesinin çatışma ve savaşı körüklediğini, bugüne kadar yaşananlara bakarak görebilir. Kürtlerin ulusal haklarının tanınması ve sorunun çözümünün tüm milliyetlerden emekçilerin dayanışması ve birliğini güçlendireceğini de emekçiler yine Batı kentlerinde Kürt kökenli emekçilerle bir aradaki yaşamlarına bakarak görebilirler. Şiddet ve savaşın sürdürülmesinde ısrar edenler iddialarının aksine bu birliğe, yakınlaşmaya ve kardeşleşmeye düşmandırlar.
    Bu düşmanca politika ve tutumu etkisiz kılacak tek güç milyonlarca emekçinin gücüdür. ABD’nin planlarını bozacak, şovenist düşmanlık politikalarını etkisiz kılacak ve çatışmayı sona erdirecek olan, ulusal hak eşitliğini de garanti edecek bir demokrasinin Türkiye’de tesis edilmesidir. Kürt ve Türk ve diğer milliyetlerden işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin çıkarı buradadır. ABD patentli devlet ve hükümet planlamasına bel bağlanamaz. Henüz çözüm yönünde atılmış ciddi bir adım yoktur. Süreç devam etmektedir. Tüm emekçilerin ve örgütlerinin şovenizme ve gericiliğe karşı tutumu gelişmelerin yönü açısından önem taşımaktadır.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net