29 Ekim 2009 04:00

Neden anadilinde eğitim?

Bilimsel-demokratik eğitimin temel amacı; yaratıcı, eleştirel düşünen, insana, doğaya saygılı, tüm canlılarla barışık, özgüvenli, problem çözücü, paylaşımcı, toplumsal olaylara duyarlı bireyler yetiştirmektir.

Paylaş

Bilimsel-demokratik eğitimin temel amacı; yaratıcı, eleştirel düşünen, insana, doğaya saygılı, tüm canlılarla barışık, özgüvenli, problem çözücü, paylaşımcı, toplumsal olaylara duyarlı bireyler yetiştirmektir.
Anlama-anlatım, empati kurma, deneme, izleme, tartışma eğitimde temel yöntemlerdir. Var olan yöntemlerle yukarıdaki hedefe ulaşmak ancak paylaşanlar (öğretmen-öğrenci) arasında sağlıklı iletişimle olur. İletişim duyu organlarımız, özelde de dil ile gerçekleşir.
Sağlıklı, altyapısı donanımlı ortamda doğru metotlar uygulandığında bireyin süreç içinde gelişimi gözlenir. Gelişim, bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal olarak vücudun bir bütün olarak ilerlemesini ifade eder. Gelişimin her hangi bir alanında meydana gelecek olumsuzluk, gerilik diğer gelişim alanlarını da olumsuz etkiler.
Bireylerde zihinsel herhangi bir sorun yoksa öğrenme-algılama güçlüğü, öğrenememe durumunun temel nedenini, gerçekliklerin yok sayılmasında (Kültürlerin, ekonomik ortamların vb.) aramak gerekir.
Doğduğu günden itibaren anadilini, ana-babasının sosyal çevresinin konuştuğu dili öğrenen-kullanan bir çocuk okula başladığında “sınırlarına” hakim olamadığı başka bir dil ile karşılaşırsa neler olur? Temel eğitimin hedefi bu bireyler üzerinde ne kadar hayat bulur? Gelişim ne oranda gerçekleşir?
“Anadil başlangıçta anadan ve yakın aile çevresinden daha sonra da ilişkide bulunulan çevreden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireyin bir toplumla en güçlü bağlarını oluşturduğu dildir. Birey ilk öğrendiği dil ile yani anadiliyle düşünür.
Yedi yaş çocuğu somut işlemler dönemindedir. Somut görünen olayları ilişkileri anlar, kavrar. Dil ise soyut bir sistem bütünüdür.
Var olan mevcut eğitim sistemi tekçi eğitimi savunur ve uygular. Müfredatta bütün halklar Türk’tür, Sünni’dir, erkektir sermaye sınıfına aittirler. Öteki halklar, kültürler, inançlar, kadınlar, işçi sınıfı yer almaz.
Çağdaş, bilimsel-demokratik eğitimde uzak bu günkü sistemde okula başlayan yedi yaşındaki öteki çocuk dilinin kullanılmadığı, (hatta yasaklandığı) kültürünün kimliğinin, inancının tanınmadığı yok sayıldığı bir ortamda algılama sorunu yaşar. Bir taraftan konuşulanı öğretmenin anlattıklarını anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken bir taraftan eğitim-öğretime okumaya, yazmaya sembol dili olan alfabeyi öğrenmek için çaba sarf etmek zorunda kalır. Bu süreç beraberinde bocalama, güvensizlik, uyumsuzluk, olumsuz değerlendirme, yabancılaşmayla beraber “başarısızlığı” da getirir.
Anlamadığı-konuşmadığı durumlar yaşar. Duygusal açıdan zorlanır, üzülür ve motivasyon kırıklığına uğrar. Bu duygusal alandaki zorluk onun okula gelme isteğini, sosyalliğini, arkadaşlarıyla olan ilişkilerini de olumsuz etkiler. İçinde bulunduğu anlayamama süreci zihinsel gelişimini de doğrudan etkiler. Düşünme ve algılama anadilde olur. Bunun gerçekleşmediği, engellendiği koşullarda ifadede tutukluk, yaratıcılığın engellenmesi, yanlış telaffuz ve anlaşılamama endişesiyle içine kapanma, rahat olmama, akıcı okumada zorlanma, kültürüne diline yabancılaşma, kimliğini reddetme (Ondan utanma, yok sayma-yadsıma) olabilir. Bu durum kalıcı zihinsel bozukluklar oluşmasına kadar varabilir. Ki, kavrama sorunu yaşayan bu tür öğrenciler kimi zaman kaynaştırma tanısı için rehberliğe yönlendirilir.
Uluslararası yapılan bazı çalışma ve araştırma örnekleri de anadil ile zihinsel gelişim arasındaki doğru orantıyı göstermektir.
İsveç’te yapılan bir araştırma anadil eğitimi alan yabancı kökenli öğrencilerin İsveçli sınıf arkadaşlarından daha yüksek not aldıklarını göstermiştir.
Yapılan sınavlarda İsveçli öğrenciler 200, anadilinde eğitim alan öğrenciler 220 puan alırken; anadilinde eğitim alamayan yabancı kökenli öğrenciler ise sadece 180 puan almışlardır. Yine 1991 yılında Amerika’da İspanyolca konuşan 2 bin 352 öğrenciyi kapsayan bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmada öğrenciler üç farklı grup ve eğitim programına tabi tutulmuş. Birinci grup sadece İngilizce, ikinci grup 1-2 yıl İspanyolca eğitimden sonra İngilizce eğitim görmüş. Üçüncü grup ise 4-6 yıl İspanyolca eğitimden sonra İngilizce eğitim görmüş. Sonuç mu? Uzun süre anadilinde eğitim alan grup zamanla İngilizce’yi anadili düzeyinde kullanabilir duruma gelmiş. Çalışma grupları içinde en başarısızı ise anadilinde hiç eğitim almayan-alamayan grup olmuş… Bu grup üyelerinin sonraki süreçte diğer derslerinde de aynı yaş gruplarının başarısının çok gerisinde kaldığı gözlenmiş.
Araştırmacılar, anadilde eğitim alan çocukların derslerindeki motivasyonlarının diğerlerine göre daha yüksek olduğuna da dikkat çekmişler.
Anadilin; iki dilli çocukların diğer derslerinde de başarılı olmasını sağladığını da eklemişlerdir.
Her haziran ayında karşı karşıya geldiğimiz, ÖSS çarpıklığını sorgularken, yüzleşmemiz gereken bir gerekçelikte bölge illerinin sıralamadaki yerlerinin nedenidir. Eğitimde fırsat eşitliğinin olmayışı, ekonomik ve sosyal adaletsizliğin yanı sıra bölge çocuklarının anadillerinde eğitimden yoksun oluşları bu sıralamadaki en önemli etkendir.
Gelişim bir bütündür. Duygusal ve sosyal eksiklik gelişimi; zedeler. Yedi yaşındaki çocuk anlamadan, anlatamaz ve başarılı olamaz. Başaramadığı zamanda üzülür, kendini değersiz hisseder, psikolojik olarak örselenir. Hiçbir çocuk bu durumları yaşamayı hak etmiyor.
Bizler 1990’da Eğitim Sen tüzüğünü hazırlarken anadilde eğitim hakkını hiç tartışmadan temel bir ilke olarak kabul etmiş ve tüzüğe yazmıştık.
Geçmiş süreçte de tüm gerici-şoven saldırılara karşı bu ilkeyi hayatın her alanında savunmuştuk. 2004 yılında faydacı bir anlayışla anadilde eğitim hakkını Eğitim Sen tüzüğünden çıkaranlar tarihi bir hata yapmışlar ve niyetten bağımsız inkarcı, şovenist çevrelerin elini güçlendirmişlerdir.
Son dönemde Kürt sorununa yönelik açılım tartışmalarının en çok anadilde eğitim konusunda yoğunlaşması da yapılan bu yanlışın büyüklüğünü kanıtlamıştır… Çünkü tüm statükocu, ırkçı, şovenist çevrelerin şiddetle karşı çıktığı temel talep, anadilde eğitim talebidir. Oysa anadilde eğitim hakkı olmaksızın ulusal hak eşitliğinin sağlanamayacağı sosyal-siyasal bir gerçektir. Çünkü anadilde eğitim hakkı olmazsa olmaz bir evrensel insan hakkıdır. Her şart altında da savunulması gerekir.
Bu gün yapılması gereken, hiç zaman yitirmeden geçmişte yapılan bu yanlıştan açık bir özeleştiri vererek dönmek ve anadilde eğitim hakkını yeniden Eğitim Sen tüzüğüne yazmak ve savunmaktır. Böylece Berzan, Heja, Lorin, Keje ve Hewar’ların anadillerine vurulan zincirlerin parçalanmasına kendi örgütlü alanımızdan katkımız olsun.
NEBAT BUKREK Eğitim Sen İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı
ÖNCEKİ HABER

İstenilen medya

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa