GERÇEK

GERÇEK

  • Patronlar ve hükümetleri hangi propagandayı yaparsa yapsın, emekçilerin krizi, işsizlik ve yoksulluğun artması olarak, her geçen gün derinleşmeye devam ediyor.


    Patronlar ve hükümetleri hangi propagandayı yaparsa yapsın, emekçilerin krizi, işsizlik ve yoksulluğun artması olarak, her geçen gün derinleşmeye devam ediyor. Bu yüzden de, işsizliğe ve yoksulluğa karşı örgütlenmenin ve emekçiler arasındaki dayanışma da dahil, mücadele azim ve kararlılığını yükseltecek her imkanı değerlendirmenin aciliyeti artmıştır.
    Bir yıllık kriz sürecinde krizin emekçiler için gelip geçici olmadığı; patronların işleri eski “iyi günlere” dönse bile, emekçilerin itildiği sefalet çukurundan patronlar ve hükümetin alacağı önlemlerle çıkamayacağı, çıkartılmayacağı artık anlaşılmıştır. Tersine; patronlar, ellerine geçirdikleri, daha az işçiyi daha çok çalıştırarak sömürüyü artırmanın tadını almışlardır ve bundan asla kendi istekleriyle vazgeçmeyeceklerdir. Hükümet de bu tutumu ödüllendirmektedir. Öyle olunca da; “beklemek”, “bir süre sonra işlerin yoluna gireceğini ummak”, “bireysel kurtuluş yolları” (memleketten erzak getirmek, çocukları köye göndermek, akrabaların yanına taşınmak, çeşitli ara işlerde çalışarak kahve parası kazanmak…) ile artık bir yere gidilemeyeceği de görülmüştür.
    Şimdi artık; emekçinin ekmekçiden başka dostunun olmadığı gerçeğinin görülmesi ve krizin baskısı altında işsizliğin ve sefaletin kucağına atılanların, birleşip krizin yükünü reddetmek üzere ayağa kalkmalarından başka çare kalmamıştır. Bu aynı zamanda, hükümeti ve patronları yeni istihdama zorlamanın da tek yoludur.
    Elbette ki burada akla, “Böyle; atılan işçilerin, patronlardan, hükümetten, içinde yaşadıkları koşullardan, sistemden şikayet etmekten bile çekindiği bir ortamda, kiminle birleşip mücadele edeceğiz” gibi sorular gelirse de, biraz daha yakından bakıldığında, sorunun yanıtının olumsuz olmadığını da görürüz.
    Evet; işçilerin, yoksul emekçilerin sindirilmişliği gözlenmektedir. Emekçiler sisteme, patronlara karış tepkilerini açıkça ifade etmekten (OSB’lerdeki kara listeler, tekrar işe dönebilme umudu, sendikacılardan çekinme…) çekinmektedirler. En azından birkaç ay öncesine göre bu tür tutumlar daha hissedilirdir. Ancak kimi küçük işyerlerinde hak mücadelelerinin sürmesi, İSDEMİR gibi binlerce işçinin çalıştığı yerlerde sendikaların ihanetine karşın işçi tepkilerinin ortaya çıkmaya başlaması, büyük fabrikalarda hoşnutsuzluğun mayalanmasının hızlandığına işaret eden belirtiler, mücadelenin imkanları olarak kendisini ortaya koymaktadır. Dahası, işsizler ve yoksullar arasında da ihtiyaçlar mücadeleyi dayatmaktadır.
    Bu yüzden de, mücadele etmenin gereğini hisseden her çevre, kendi arasında birleşerek, yardımlaşarak, neyi var neyi yoksa birbiriyle paylaşarak; çocuklarıyla, yaşlılarıyla, işçi aileleri olarak da dayanışmayı, birleşmeyi öne çıkararak örgütlenmek zorundadır.
    İşsizler ve yoksullar için en büyük sıkıntı, aileleri; yaşlıların, kadınların, çocukların çektikleridir!
    Bu sıkıntıların aşılmasının yolu da; bugünlerde dayanışmak, sıkıntıyı da paylaşan bir mücadelenin örgütlenmesidir ki, burada işçi ailelerinin mücadeleye katılması, hem dayanışmayı büyütecek hem de yeni bir moral ve motivasyonun ihtiyacı olan heyecanı yaratacaktır. Bu yüzden de işsizlerin ve yoksulların örgütlenmesinde ailelerin katkısı; dayanışmanın nasıl olacağını birlikte belirleyip, sorunlara çözümler üretmeleri (yaşlıların bakımından çocukların, gençlerin eğitimi, eğitimin imkanlarının artırılması için mücadele, kurslar vb.), belirleyici bir önemdedir.
    Burada “Yok olanlar neyi paylaşacaktır” sorusu akla gelebilir. Ama göreceğiz ki, gerçekten paylaşılmak istendiğinde, paylaşacak çok şey vardır. Yaşamlarımızı iyileştirmek ve mücadeleyi güçlendirmek için sanıldığından daha çok imkan vardır.
    Kapitalizm, emekçileri birbirinden ayırıp yalnızlaştırarak, onların kendilerini güçsüz hissetmelerini ister. Biz ise dayanışarak, paylaşarak tersini yapabiliriz; emekçilerin birleşmesinin, ortaklaşmasının, paylaşmasının büyük gücünü hissedebilir, hissettirebiliriz!..
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net