30 Ekim 2009 04:00

DURUM

Geniş bir kesimin düzmece olduğunu iddia ettiği belgenin sonunda aslı da ortaya çıktı.

Paylaş

Geniş bir kesimin düzmece olduğunu iddia ettiği belgenin sonunda aslı da ortaya çıktı. Kısaca darbeye hazırlık, olası bir darbe için eylem planı olarak da adlandırılabilecek bu belge, ülkede devletin zirvelerinde işlerin nasıl “yönetildiğini” anlama özrü olmayan herkese açık seçik anlatıyordu. Ama generallere yalakalık yapmakta sınır tanımayanlar şimdi de “zamanlamayı” tartışıyorlar, “PKK yararlı, ordu zararlıdır” gibi soysuzca kışkırtmalara sarılıyorlar. Ülkedeki demokrasi mücadelesinin karşısında olan, ama bunu ulusalcılık, cumhuriyetçilik vb. kisvesi altında gizleyen kesim de bu işte başı çekiyor.
Ülkede bir demokrasi sorununun var olduğunu akılı başında hiç kimse inkar etmiyor. Bu ülkenin halkı Türk olsun, Kürt olsun on yıllardır demokrasiyi kazanma mücadelesi veriyorlar. Ama ülkede ordunun tutuğu yer ve asker kafalı “siviller” nedeniyle bu mücadele henüz kalıcı, istikrarlı demokratik kazanımları güvenceye alacak kadar güçlü değil. Antidemokratik sistemi savunma konusunda da ordu yalnız değil. Gelmiş geçmiş “sivil” hükümetlerde demokrasi mücadelesinin karşısına dikilmek, halka göz açtırmamak gibi kötü bir sicile sahipler. Generallerden daha keskin politikacıların ve partilerin sayısı hiç de az değil ve bunların etkileri de küçümsenemez. Tek başına Baykal örneği bile durumu yeterince açıklıyor.
Erdoğan’ın ve AKP Hükümeti’nin geçmiş hükümetlerden bir farkı var. Geçmişteki hükümetler muhtırayı yediklerinde, ya da süngünün ucunu gördüklerinde ya çekip gidiyorlardı, ya da kendilerinden istenen işlerin altına imzalarını atıyorlardı. AKP ise uluslararası konjonktürün ve ülkenin durumunun “direnmeye” uygun olduğunu görüyor ve buna uygun davranıyor. Bazen direnerek, bazen uzlaşarak, bazen tepişerek, gizli pazarlıklar yaparak durumu idare ediyor. Ama burada da ciddi bir problem var. AKP demokrasiyi isteyen, demokratik nitelikli bir parti değil. Gerici bir platformu ve çizgisi var. Ama kendini savunma, “hükümet olma” refleksi de küçümsenmeyecek kadar güçlü. “Eğer bu halkın hakkından gelinecekse biz geliriz” gibi bir anlayışı temsil ediyor.
Bu durum, karşılıklı olarak mevzilenen cephelerin birbirlerine karşı “dincilik, şeriatçılık, ülkenin eksenini değiştirmek, mahalle baskısı, cumhuriyeti ortadan kaldırma, darbecilik, laikçilik” vb. gibi argümanları fırlatıp attığı bir mücadeleye yol açıyor. Bu mücadelenin tansiyonu zaman zaman düşüyor, zaman zaman yükseliyor. Halkın talihsizliği şurada ki, bu karşılıklı cepheden hiç birisi demokrat değil, demokrasiyi savunmuyor. Ama yine halkın şansı şurada ki, bu karşılıklı mücadele demokrasi isteyenlerin, demokrasi mücadelesi verenlerin önüne inanılmaz olanaklar çıkarıyor. Eğer işçi ve halk hareketi güçlü olsa, bu ortamda demokrasiyi bu gerici cephenin elinden koparıp alması işten bile değil.
Ama özellikle “sol cenahta” işler bu kadar açık ve net görülmüyor. Özellikle ulusalcılık, cumhuriyetçilik” adına başını generallerin ve CHP’nin çektiği gerici cepheye dahil olma eğilimleri küçümsenmeyecek kadar güçlü. Ama ülke tarihi ve koşulları dikkate alındığında, örneğin bizdeki “cumhuriyetçiliğin” demokrasiyi içermediğini anlamak çok zor değil. Fransa’da, Franko darbesinden sonra İspanya’da vb. Ülkelerde cumhuriyetçilik demokrasi anlamına geliyor. Bizde ise cumhuriyet sınırlı bir modernleşme, batılılaşmayı temsil ediyor. Bu cumhuriyette demokrasi yok. Cumhuriyeti kuranlar da zaten ilkeleri –Altı Ok!- arasına demokrasiyi koymamışlar. Bu nedenle de “silahlı kuvvetlerin” darbe yaptığında “cumhuriyeti koruma ve kollamayı” ilk görevi sayması boşuna değil. Bu durumda geçmiş sınırlı kazanımlarla yetinen, “cumhuriyet değerlerini” koruma ile kendisini sınırlayan bir “solcu” kaçınılmaz olarak gerici cepheye yedeklenmektedir. Oysa cumhuriyet, ülkedeki uygulaması ile demokrasi mücadelesi verenlere sadece iyi bir zemin sunmaktadır, o kadar. Ötesi yoktur.
Diğer taraftan bugün liberaller “demokrasi kahramanları” pozlarında ortalıkta geziniyorlar. AKP’nin politikalarını destekliyorlar ve onun ülkeye demokrasi getireceğine inanıyorlar. Kuşkusuz liberallerin hepsini bir torbaya doldurmamak gerekiyor. İçlerinde içtenlikle ülkede “liberal bir demokrasinin” olmasını isteyenler de, ulusal bir devlet olarak varlığımız gereksiz diyenler de, devletim söz konusu olduğunda liberallikten vaz geçerim diyenler de bulunuyor. Ama genelde ağır basan AKP politikalarının desteklenmesi.
Ama anlaşılması gerekiyor ki, AKP Hükümeti demokrasi için değil, kendi koltuğunu kaybetmeme, mevzisini güçlendirme mücadelesi veriyor. Karşı taraftan kazandığı her mevziyi kendi mevzisi haline getirerek –YÖK örneğinde, kadrolaşma örneklerinde görüldüğü gibi- gerici yoluna devam ediyor. Ama görülüyor ki, artık ülkede bir “liberaller” cenahı var ve geçmişte zayıf olan, etkisi olmayan bu akım, bugün ülkenin toplumsal, sınıfsal ilişkilerinin onlara sağladığı zemin nedeniyle politik hesaplara dahil edilmek zorunda. Demokrasi mücadelesi, ülkenin bağımsızlığı mücadelesi bunlara karşı da savunulmak durumunda.
Bitirirken öz olarak şunlar söylenebilir ki, uluslararası durum, ülkedeki gelişmeler, gerici, işbirlikçi egemen sınıflara, onların çeşitli kliklerine karşılıklı olarak yeniden mevzilenme, genel bir anlaşma ve yer yer mücadele içinde devleti yeniden yapılandırma zorunluluğunu dayatıyor. Tüm kurumlar, ilişkiler buna göre yeniden organize edilmeye çalışılıyor. Ama aynı koşullar, halk kitlelerine mücadelelerini daha ileriye taşıyacak, demokrasiyi ve bağımsızlığı kazanabilecekleri sağlayacak güçlü bir zemin de sunuyor. Ülkede demokrasiyi kazanma mücadelesinin zemini tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar güçlü ve bunu değerlendirmek gerekiyor.
Ahmet Yaşaroğlu
ÖNCEKİ HABER

Obama, yaşamı değil ölümü savunuyor

SONRAKİ HABER

Çerkes Soykırımının 155. yılında yaşamını yitirenler anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa