30 Ekim 2009 00:00

ÖRGÜTLÜ BASIN

TRT’de yayımlanmasına başlanan Ayrılık dizisi, İsrail ile Türkiye arasında devletler düzeyinde krize yol açtı.

Paylaş

TRT’de yayımlanmasına başlanan Ayrılık dizisi, İsrail ile Türkiye arasında devletler düzeyinde krize yol açtı. Konuyla ilgili görüşleri sorulan hükümet üyeleri, yekten “Türkiye’de basın özgürdür, sansürlenemez” diyemedi. “TRT özerktir” demeyi deneyenler oldu ama yaşamın gerçekleri bunun tersini kanıtlayan örneklerle dolu olduğu için kamuoyu bunlara pek aldırmadı. Ama hükümet üyelerinin, sorulara verdikleri yanıtlar da, kamuoyunun TRT’nin özerkliğini göz ardı etmesine yol açacak içeriklere sahipti:
“Biz TRT olarak, böyle bir diziyi yayımladığımız için bunun bir diplomatik sıkıntıya yol açmasını hiçbir zaman arzu etmeyiz.”
Bunu TRT genel müdürü değil, bir bakan söyledi…
Şu sözler de bakanlara ait:
“Bizim dizilerimizin hiçbirinde siyasi amaç yok.”
“Biz bu dizileri bir senaryo olarak kabul ediyoruz. Bunların gerçeklik payı mutlaka vardır. Biraz abartılmış da olabilir, ama nihayetinde bu bir televizyon dizisidir.”
Ama Roj TV’nin Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden uyduya çıkması hususunda devletten devlete yapılan yayının durdurulması talepleri karşısında alınan “Bizim ülkemizde basın özgürlüğü vardır; yasadışı, şiddet içerikli bir yayın görüyorsanız kanıtlarınızla bildirin” ifadesini tekrar edebilecek bir düzeye, Türkiye’yi yönetenler henüz ulaşamadı.
“Türk basını özgürdür” diyemediler!..
***
Olay gazetesindeki toplu iş sözleşmesi görüşmeleri arabulucu aşamasında sürerken, bir kamu kuruluşu olan TMSF’nin atadığı yöneticiler, masaya oturmamayı tercih ettiler. TGS ise onları masaya çağırmak için sözlü olarak, telefonla ya da avukatları aracılığıyla çeşitli davetler çıkardı. Telefonlara kimse cevap vermedi. Diğer çağrılar kulak arkası edildi. Ve nihayet, üst kuruluş olan Türk-İş Konfederasyonu devreye sokuldu. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu ve Türk-İş Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay, TMSF başkanını, TMSF’nin Olay gazetesine atadığı yönetim kurulunun başkanını aradı. Hiçbirisi demokratik teamüller çerçevesinde geri dönmedi. Ya “yurtdışındaydılar” ya da “toplantıda”!..
Ülke gerçeklerini dikkate alınca tek çare kalmıştı: Ergün Atalay’ın randevu talebiyle Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’yı ziyaret etmek... Görüşmede kendisinden, TMSF başkanı ve Olay yönetimine, toplusözleşme müzakerelerini sürdürmeleri konusunda telkinde bulunmasını istedik.
Bir meslek örgütü olarak, emekçilerin haklarını savunabilmek uğruna, “Basın özgürdür” diyemedik!
Ama yaşamın gerçekleri de bunu kanıtlar nitelikteydi. Telefonlara cevap vermeyen TMSF başkanı, ardından Olay Gazetesi Yönetim Kurulu başkanı, birdenbire “yurtdışından dönmüş”, “toplantılardan çıkmış” ve Türk-İş genel mali sekreterini arayıp bilgi vermek zorunda kalmışlardı!
Gerçi bakanın telkinlerine rağmen, toplusözleşme masasına oturmaktan imtina ettiler ama “Basın özgürdür” diyemedi hiçbir kimse!..
Çünkü basın özgürlüğünün teminatı olan “sendikal örgütlenme hakkına” bir kamu kurumu niteliğindeki TMSF bile tahammülsüzdü!
Bahane ise hazırdı: “Doğan Grubu dururken, gücünüz bize mi yetiyor?”
Sanki, yasama ve yürütme organları, örgütlenmenin önündeki yasal ve fiili engellemeleri ortadan kaldırmışlar, sendikalar da yan gelip yatmışlar!..
Sanki uğruna mücadele ettiğimiz basın emekçileri, “Basın özgürdür, örgütlenme hakkı engellenemez, toplusözleşme bir haktır” dedikleri için işlerinden atılmamışlar, sendikadan istifaya zorlanmamışlar!..
***
Dün gece bir rüya gördüm:
Çocuklarıma oyuncak alma bahanesiyle grevdeki bir oyuncakçı dükkanına giriyor, ortalıkta şaşkın şaşkın dolaşan işyeri sahibinin yanına yaklaşıp, çok beğendiğim pahalı bir ürünü satın almak istediğimi, ancak işyerinde çalışanların bir kısmı grevde olduğu için onların hak arama mücadelesine duyduğum saygıdan dolayı vazgeçtiğimi söylüyordum. Sonra sendikacı kimliğimi açığa vurmadan, grevin anlaşmayla sonlanması için gizli bir aracılık görevi yürütüyordum. Anlaşmanın sağlanmasındaki bireysel tüketici katkılarımla içten içe sevinirken, kulaklarımda çınlayan şeriatçı sloganlarla uyandım!
***
Çalışanların ve onların örgütlü gücü olan sendikaların ve derneklerin basın özgürlüğü mücadelesi, aslında bir yandan medya sahiplerinin, bir yandan da tüketici konumundaki okuyucu ve izleyicilerin katkılarıyla bir bütünlük oluşturuyor…
Sacayağı tek kalınca işte böyle çelişkili sloganlar atılıyor.
“Basın özgürdür”: eğer iktidarlardan yanaysa…
“Basın özgürdür”: eğer sermayeden yanaysa…
“Basın özgürdür”: eğer benden yanaysa…
“Basın özgürlüğü elden gidiyor”: eğer benim canım yanıyorsa!..
Bütün bu çelişkilerden arınarak “Basın özgürdür” diyebilmek, senin hakkın, başkasının değil!
ERCAN İPEKÇİ
ÖNCEKİ HABER

BAŞKA İSTEĞİNİZ VAR MI?

SONRAKİ HABER

Bingöl'deki madencilik projesine Danıştay "dur" dedi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa