25 Kasım eylemi ve biçimi

25 Kasım eylemi ve biçimi

KESK ve KESK’e bağlı sendika şubelerinin son günlerde ağırlıklı gündem maddesini, yapılacak olan uyarı grevi oluşturmaktadır. Nihayet takvim belli oldu ve uyarı grevinin tarihi 25 Kasım Çarşamba günü olarak belirlendi.


KESK ve KESK’e bağlı sendika şubelerinin son günlerde ağırlıklı gündem maddesini, yapılacak olan uyarı grevi oluşturmaktadır. Nihayet takvim belli oldu ve uyarı grevinin tarihi 25 Kasım Çarşamba günü olarak belirlendi. Üstelik bu uyarı grevine Kamu Sen’in de katılması, sınıf mücadelesine ivme kazandırması bakımından ayrıca önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu ortaklık, KESK’in belki de son dönemde yaptığı en olumlu gelişme olarak hanesine yazılabilir. Bu kararın ortaklaşma koşullarının nasıl oluştuğu ve hangi algılamaların kararın şekillenmesinde etken olduğu ayrı bir tartışma alanıdır. Emek mücadelesi açısından olumlu olan bu gelişmeyi taçlandırmanın yol ve yöntemlerini kısaca tartışmak, yazının konusu olacaktır.
Yukarıda sayılan olumlu hava, kısa zamanda bunun işyerlerinde gündem maddesi olarak tartışılmasını doğurdu. İşyerlerinde kamu emekçilerinin sendika farkı gözetmeksizin olumlu mesajlar vermesi, eylemin emekçiler cephesinde heyecan yarattığının da göstergesi oldu. Tabanda, işyerlerinde birleşen emekçiler, haklı ve ortak taleplerin hayata geçirilmesinde her zaman üzerlerine düşeni yapmışlardır. Sınıf mücadeleleri tarihinde bunun sonsuz örnekleri bulunmaktadır. Doğru önderliğin yapıldığı, isabetli kararların alındığı, üstenci değil tabanının söz, yetki ve karar mercii olduğu eylemler, sonuç itibariyle tartışmasız başarı getirmiştir. Bu eylem hakkında edindiğim bu iyimser durum, KESK’in 13 Ekim tarihli bilgilendirme notu ve ardından KESK MYK’sı ile yapılan değerlendirme toplantısından sonra yerini soru işaretlerine bırakmıştır. Bilgilendirme notunda, Kamu-Sen ile mutabakat sağlanan dört konu şöyle sıralanmıştır:
Grevin adı: Bir Günlük Uyarı Grevi. Grevin biçimi: Grev doğrudan iş bırakma olarak gerçekleşecek, hiçbir biçimde vizite, sevk ya da rapor alma gibi yöntemlere başvurulmayacaktır. Grevin tarihi: Grev 25 Kasım 2009 Çarşamba günü yapılacaktır.
Bu bağlamda işyerlerinde emekçilerin birliği sağlanacak, alan çalışmalarında her iki konfederasyon kendi özgün programını bağımsız olarak yürütecektir.
Bunun yanında KESK’in 13 Ekim-19 Kasım tarihleri arasında yapacakları sıralanmıştır. Bu tarihler arasında yapılacaklar, geçmişte yapılan protesto mantığını aşmayan eylemler olarak önümüze konulmuştur. Yukarıda belirtilen mutabakat metninin son cümlesinde geçen kendi özgül programları ve ayrı alan ifadesi, bu uyarı grevinin en başta sağlam dayanaklar üzerine oturmadığını gösterir. Bir okulda, bir hastanede veya vergi dairesinde çalışan kamu emekçileri, eylem gününde işyerlerinde ortak hareket etmeyeceklerse, ortak talepleri haykırmayacaklarsa, bu talepleri dövizlere ve afişlere dökmeyeceklerse bu eylemin bekası tartışmalıdır. Hal böyle olunca da işyerlerinde her konfederasyon kendi eylem programını ön plana çıkaracaktır. Daha baştan ortak hareket etme zemini törpülenmiş olacaktır. Bu durumda eyleme destek vermeyen Memur-Sen yönetimi nasıl baskılanacaktır? Memur Sen’in üyeleri de yaşanan ekonomik sıkıntıdan, verilen yüzde 2.5’lik zamdan rahatsız değil mi? Onlar bu mücadeleye nasıl katılacaklar? Ya kamu emekçileri içerisinde örgütsüz olan yüzde 50’lik kesim, onlar hangi alana çıkacaklar? Aklıselim olmak gerekirken, ortak mücadele olanakları varken, bu eylem kararı “hassasiyetler” noktasına indirgenip ele alınabilir mi? Bizim hassasiyetlerimiz veya başkalarının hassasiyeti bu kadar anlamlı, bir o kadar ağır bedeller doğuracak eylem kararının üzerinde mi? Bu karar, sen ben tartışmasına dönecek ve en önemlisi, biz kavramının yani emekçilerin birliğinin oluşmasında engel oluşturmayacak mı?
Bu konuda soruları çoğaltmak mümkündür. Bu tutum en çok da hükümetin işine gelecektir. Uyarı grevinin amacı olan TİS hakkı, hükümet kanadından ancak ve ancak hayatın durması konumunda zorlayıcı olacaktır. Bizler ve Kamu-Sen, eyleme kattığımız kadrolarla mı hayatı durduracağız? Asla böyle bir şeyin olmayacağı ortadadır. Kamu emekçileri hareketinin canlanıp tekrar güçlenmesi için bir tarihi fırsat önümüzde durmakta iken, konfederasyonlar bunu ellerinin tersi ile itmektedirler.
Gün, ayrılıkların, farklılıkların değil, ortak yanımız olan emekçi karakterimizin ve yanımızın öne çıkartılması gereken gündür. Korkmadan, çekinmeden ve en önemlisi sınıfın kazanımı için bu durumu tersine çevirmek gerekmektedir. Üstte alınan bu karar yerellerde çokça tartışılacaktır. Tepki çekecektir. Bu tepki sadece KESK cephesinde değil Kamu-Sen, Memur-Sen cephesinde de olacaktır. Yerelde işyerlerinden başlayarak şubeler bazında KESK ve Kamu-Sen bileşenleri ve hatta Memur-Sen’in de tabanını içine alarak, örgütsüz kamu emekçilerini de kapsayan bir eylem taktiğini tartışmaya açmalıdırlar.
Diğer yandan; DİSK, TMMOB, TTB gibi dost ve müttefik örgütler yanında Türk-İş’e bağlı sendikaları da sürece dahil etmek, temel hareket noktası olmalıdır. Üniversite gençliği, işsizler ve krizden canı yanan herkesin bu eyleme destek vermesini sağlamak gerekmektedir. Ancak bunları yapmak için güçlü ve kararlı olmak gerekmektedir. İşyerlerinde psikolojik üstünlük kurarak, sendikal rekabeti öteleyerek ve ajitasyon aygıtlarını okullardan başlayarak hastanelere, kısacası hayatın her alanına yığarsak, bu uyarı grevi hedefine ulaşabilir. Aksi takdirde bu uyarı grevi bir turnusol kağıdı görevi görür.
KESK uzun soluklu bir mücadelenin ürünüdür. Bu mücadele dönemi boyunca birçok bedeller ödedik ve hâlâ ödüyoruz. Bizler emek ve demokrasi mücadelesini yürütürken, hiçbir zaman bedeli ne olursa olsun örgütümüzün aldığı kararları uygulamakta tereddüt etmedik. Cezalar, sürgünler, dayaklar, biber gazları, her türlü zora karşı mücadele ettik. Hep sınıfın çıkarları üzerinden tartıştık ve eleştirdik. Ama yeri geldiğinde hesap sormasını da ihmal etmedik. KESK, bütün iç tartışmalarına ve dışsal saldırılara rağmen, 240 bin üyesi ile kamu emekçilerinin gözünün kulağının odaklandığı bir örgüttür. KESK’in bu uyarı grevi eyleminde en öncelikli hedefi, tabanda birliği sağlamak olmalıdır. Son olarak, belki de durumu en iyi özetleyen bir sözle bitiriyorum: Kovan için gerekli olmayan arı için de gerekli değildir!..
FAİK ALKAN - Eskişehir Eğitim Sen Eğitim Sekreteri
www.evrensel.net