Bir dil yaratmak

Bir dil yaratmak

“Onlar ki, hepsiBir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler...”Edip Cansever


“Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler...”
Edip Cansever

İnsanın anadiline bu kadar uzak kalması, okuyup konuşamaması ne acı. Bir dil yaratmak diyordu ya Mehmed Uzun.
Çocukluğumda tatillerden tatillere gittiğimiz memleketimde dedelerimle, ninelerimle, akrabalarımla iletişim kuramadığım zamanları hatırlıyorum şimdi. Hâlâ da Kürtçeye o kadar hakim değilim, çok iyi anlıyorum ama cümle kurmakta zorlanıyorum. Dedem anlatır ben dinlerdim. Askerlik yaptığında dayak yiye yiye öğrendiği Türkçeden aklında kalan taş, ekmek, kaşık ve Kemal Paşa çok yaşa sözleri hâlâ aklımda.
Kürtçe şarkı dinlemeyi sevip, ama yasaklı olduğu için korka korka dinlediği kasetlerini bir çantanın içine koyup sakladığı zamanlar... Dedem öldükten sonra halamdan istediğim o kasetlerle en son karşılaşmamız, halamın çantayı getirdiğinde o güzelim kasetlerin çürüyüp parçalanmış hallerini görmek oldu.
Bir dil yaratmak o kadar kolay değildi bizim için. Bazen Kürtçe bir şarkı dinlediğimde dedem aklıma gelir ağlarım, onun sesi gelir kulaklarıma:
Taş, ekmek, sağ ol, Kemal Paşa çok yaşa...
Annemi istediğimi bir türlü anlatamadığım o çocukluk yıllarım... Annemi istediğimi bir türlü anlatamamıştım dedemle nineme, ben ağladıkça yemek istediğimi sanıp yumurta yapmaları, yok dediğimde dedemin nineme ‘Bu az oldu bir yumurta daha yap’ dediği dün gibi aklımda. Islık çalıp da dayak yiyenini gördünüz mü? Musa Anter anlatıyor ya Hatıralarım kitabında, ıslık çalarak yürürken, koridorda Kürtçe ıslık çaldı diye hakaret yiyen Ape Musa’yı...
Bir dil yaratmak o kadar kolay değildi bizim için.
Bir ıslığın, bir dilin, bir de kendini ifade edememenin arasında kalan bir öykünün kahramanlarıydık biz. Bir vardık, bir yoktuk.
Mem u Zin’in öyküsünü gökyüzündeki yıldızlardan dinlediniz mi hiç, bilir misiniz? Her yaz bu yıldızların bir araya gelişini günbegün beklerdik damda serilmiş yer döşeklerinde. Tam da bir araya geldiğini düşündüğümüzde ertesi gün ikisinde ayrı düştüğünü görürdük. Bu öykü gibiydi hayallerimiz; bize bir o kadar yakın, bize bir o kadar da uzaktı...
Bir dil yaratmak yaralanmış yüreklerimizde... Çok uzaktan kısık bir radyo sesinde Erivan radyosunda yürekleri yakan bir kılam çalıyor. Gözler dalıp gidiyor uzaklara. O uzaklara dalıp giden gözbebeklerinde bir hayat akıyor zılgıtlar eşliğinde.
O an her şey susuyor. Bir dil için alınan karar açıklanıyor yüksek sesle: Kendi kaderimiz bile başka bir dilin ucundaydı. O dilin verdiği kadar özgürdük, o dilin verdiği kadardı hayatlarımız.
“Ey xode edim bese loğ” (Allah’ım bu kadar acı yeter)!..
Mesut Kalkan (Batman)
www.evrensel.net