31 Ekim 2009 00:00

KUŞATILAN ÇEVREMİZ

14 yıldır cezaevinde tutsak olan bir devrimci, Güler Zere, yakalandığı amansız kanser hastalığının artık son aşamasında ve yatağında ölümü bekliyor.

Paylaş

14 yıldır cezaevinde tutsak olan bir devrimci, Güler Zere, yakalandığı amansız kanser hastalığının artık son aşamasında ve yatağında ölümü bekliyor.
Aylardır, Güler Zere’nin tedavisinin insani ve tıbbi koşullarda yapılabilmesi için dostları ve kitle örgütleri çalmadık kapı bırakmadı ama gelinen nokta ortadadır. Güler Zere’nin hastalığının teşhisinden beri devletin yetkili makamlarına yapılan bütün başvuru ve uyarılar gözardı edildi, dikkate bile alınmadı. Devlet, cezaevindeki bir insanı bilerek, yani taammüden ölüme gönderiyor, yaşanan gerçek işte budur.
AKP iktidarının gündeme yerleştirdiği özgürleşme, demokratikleşme gibi hikayelerin yalan olduğunu bizler iyi biliyoruz ve bu acı gerçek bizi doğruluyor. Başbakan ve bakanlarının sağda solda demokratikleşme nutukları atması, darbelere karşı gibi görünmesi, Güler Zere’ye yaşattıklarının üzerine örtülen bir şaldır, bunlar şal örtmeyi çok iyi biliyor.
Hapislik mahrumiyettir, ama mahrum olunan şeyin niteliği de önemlidir. Başbakan cezaevinde kaldığı birkaç ay boyunca belki resepsiyonlardan, davetlerden mahrum kalmıştı, ama ayağından hasta yatağına zincirlenmemişti. Aynı Başbakan, şimdi Güler Zere’yi hastanede yatağına zincirle bağlatıyor, bir taraftan da medyadaki papağanları ile beraber demokratik açılımdan bahsediyor. Açılım için önce o zincirin kilidini açacaktınız Sayın Başbakan, boş laflara karnımız tok bizim..
Üzerimizde çakılı kalan bir faşist baskı düzeni var, geçmişte bu düzenin ismi için çok tartışıldı, hala da tartışılıyor. Açıktı, kapalıydı, sürekliydi, süreksizdi derken faşizmin gerçek yüzü hayatın her alanında kendini göstermeye devam ediyor. CHP’li belediyenin sokağa attığı direnişçi Kent A.Ş. işçilerine şeriatçı faşistler başkentin göbeğinde tekbir getirerek saldırıyor. Üniversitelerde faşist-polis-özel güvenlik işbirliği ile demokrat öğrenciler eziliyor, üzerlerine gaz bombaları atılıyor. Güneydoğu’da 12-13 yaşındaki çocuklar, Uğur’lar, Ceylan’lar öldürülüyor, birçok küçük çocuk ise cezaevinde bulunuyor. Devlet burnundan kıl aldırmıyor, iktidar ve muhalefet ise birbirlerine resmi törenlerde, resepsiyonlarda ve açıklamalarında posta koyarak vaziyeti idare ediyor ve maskeler yerinde duruyor.
Değişim, diyalektiğin gereğidir ama her değişimin gelişim olmadığını, kimin yüzünde hangi maske takılı olduğunu bilen insanlarız. Örneğin 12 Eylül döneminde MHP davasından yargılanıp Mamak cezaevinde tutuklu kalan eski milletvekili Yaşar Okuyan’ı, geçtiğimiz 12 Eylül’de katıldığı birkaç TV programında izledim. Kendisine o dönemde cezaevinde yapılanların hesabını soruyordu ama kendi yaptıklarının hesabını da vermesi gerekir ki o maske düşsün... Cezaevindeyken 75 sayfalık bir utanç mektubu ile aynı koğuşta bulunduğu CHP’li milletvekillerini ihbar ettiğini de açıklamalı ki değişimi inandırıcı olsun...
Halkın üzerine yığılıp kalan o faşist blok içindekiler yüzlerine ne maskesi takarsa taksınlar, o maske bir şekilde bir yerlerden sıyrılıyor ve gerçek yüzler ortaya dökülüyor. Bugün yüzüne açılım maskesi takan iktidarın Güler Zere’yi bilerek ölüme yollaması da aslında o maskenin açılımıdır.
Gülen yüzü ve her gün eriyen narin bedeni ile Güler Zere ellerimizin arasından kayıp gidiyor sonunda; gözünüz ve yüreğiniz aydın olsun, o maskeleriniz yine yerinde kalsın.
ERTUĞRUL ÜNLÜTÜRK
ÖNCEKİ HABER

ÇiFTE STANDART

SONRAKİ HABER

Şule Çet davasında "saat" detayı: Güvenlik kamerası saati 10-11 dakika ileride

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa