Chagall’in renkleri, geçen yüzyılın neşesi

Chagall’in renkleri, geçen yüzyılın neşesi

GEZİNTİYE çıkmış bir çift var tabloda. Adamın, elinden tuttuğu minyon kadın, bir uçurtma gibi salınıyor gökyüzünde; çok neşeliler.


GEZİNTİYE çıkmış bir çift var tabloda. Adamın, elinden tuttuğu minyon kadın, bir uçurtma gibi salınıyor gökyüzünde; çok neşeliler. Böyle, görenin önünden kolay ayrılamadığı tablolar yaptı Chagall. Bu tablodaki gibi, kocaman laflara hiç gerek duymadan çok şey söylemeyi başarıyordu; biraz naif, biraz muzip ama ciddi. Onun kendine özgün üslubuna hiçbir renk denk düşemediği için kendi renklerini, kendi yöntemini yaratmak zorunda kalmıştı. Eşsiz Chagall mavisi, yeşili, sarısı ve hatta siyahı öyle doğdu. Hangi resmin altında onun, “kurşun kalem, çini mürekkebi, guaj, suluboya, grafit ve karakalem”le; evet bütün bu araçlar kullanılarak yapıldığına dair bir not görmüşüzdür ki? Chagall’ın resminin önünde iken duyar gibi olduğunuz sözler, kullandığı araçlar kadar çoklu, çok sesli bir armoni halinde gelir kulağınıza. 1927’de Sanat Tüccarı Ambroise Vollard ondan Lafontaine masallarını resimlemesini istediğinde o zamanın baskı yöntemi, seçtiği renkleri basmaya uygun olmadığı için siyah beyaz aside yatırma tekniğini kullanan sonra da bunları suluboyayla renklendiren Chagall resim sanatında yaptığı buluşlarla yirminci yüzyılın büyüklerinden biri olmuştu.
Halbuki geçmişinde köklü bir resim geleneği olmayan bir ülkede doğmuş, resim yapmanın yasak olduğu Yahudi inancına göre büyütülmüştü. Sonunda resmin en büyükleri arasında anılacağı yola girdiğinde Avrupa’daki çağdaşlarına göre Chagall çok gerideki bir başlama noktasındaydı.
Şimdi onun kataloglardan tanıdığımız resimleri, bir bahar vakti gezintiye çıkmış o çift gibi, bakanı içine çekmek için, içinden deniz geçen şehirde sergileniyor. Yüzyılın bir vaktinde iki yılını geçirdiği şehirde. Demek ki bu Chagall’ın İstanbul’da ikinci bulunuşu. Onun mavisinin Büyükada’da yaşarken gördüğü Boğaz’ın mavisiyle ikinci buluşması.
1887’de Rusya’nın Vitebisk kentinde dünyaya geldi Chagall. Yahudi bir ailenin oğluydu. Sanat eğitimini Rusya’nın en Batılı, en modern kenti olan Petersburg’da bitirdi. O zamanlar iddialı bir genç için Petersburg’da başlayan sanat hayatının Paris’in Montmartre bulvarlarında devam etmesi kaçınılmazdır. Chagall için de öyledir bu. 1910 yılında Paris’e geçer. Orada dönemin ressamlarıyla arkadaşlıklar kurar, resim yapar, sergi açar. Ülkesine döndüğünde artık Birinci Dünya Savaşı yaşanmaktadır. Ve Rusya çok geçmeden ihtilalle çalkalanır. Devrim’den sonraki yıllarda doğduğu kentte sanat komiserliği yapar, Vitebisk Sanat Akademisi’ni kurar ve bir müze açar. Ancak kısa bir süre sonra tekrar Fransa’ya döner. Fakat Paris bir süre sonra Naziler tarafından işgal edilip de bir Yahudi olan Chagall’in yapıtları kara listeye alınınca bu kez ABD’ye göç edecektir. Avrupa’ya savaş bitince döner.
Yaşamı boyunca resim, heykel, çizim, baskı, mozaik, duvar halısı ve sahne tasarımları gibi çok değişik türde ürünlere imza atar Chagall. Şiir de yazar. Ama onun işi, en çok, renkler ve seslerledir. Anayurdunun folklorünü ve Yahudi ritüellerini modern Avrupa’daki resim birikimiyle harmanlar ve ortaya ilginç bir sentez çıkar. Kendisi gibi melez bir resimdir onunkisi. Van Gogh’dan da esinlenir, Rus ikonalarından da, kübistleri de izler, fovistleri de. Fütüristlerden de beslenir gerçeküstücülerden de. Ama ortaya bambaşka, bütün bu akımlardan farklı bir eser çıkar. Onun yirminci yüzyılın o en acılı zamanlarından doğmuş neşeli, coşkulu, iyimser üslubu Chagall’i hepsinden ayrı bir yere koyar.
Beyoğlu’ndaki Pera müzesinde 24 Ocak tarihine kadar sürecek olan sergide, Chagall’in Gogol’ün Ölü Canlar’ı, La Fontaine’in masalları ve kutsal kitaplardaki öyküler için çizdiği resimleri ve erken yaşta yitirdiği karısının günlükleri için yaptığı desenleri görmek mümkün. Bu arada karşısında hoş duygulara kapılacağınız başka resimleri de. 98 yaşında ölen ressamın koca bir ömürden devşirip ortaya çıkardıklarını görmek bir anlamda yirminci yüzyılın resim tarihini hızla kat etmek anlamına da gelir. Chagall ayağımıza kadar gelmişken, fırsat bu fırsat.
(İstanbul/EVRENSEL)
www.evrensel.net