01 Kasım 2009 04:00

BAŞYAZI

“Kürt sorununun böyle kronikleşmesi ve öldürücü bir soruna dönüşmesinin en önemli nedeni nedir” desek, aklı başında herkes bu soruya...

Paylaş

“Kürt sorununun böyle kronikleşmesi ve öldürücü bir soruna dönüşmesinin en önemli nedeni nedir” desek, aklı başında herkes bu soruya, “Gelmiş geçmiş hükümetlerin kendi Kürtleriyle konuşarak sorunu çözmek istememesidir” yanıtını verir.
Bu yanıt pek karmaşık olmasa da, diplomatik cambazlıklar içermese de soruya verilebilecek en doğru yanıttır.
Şöyle çeyrek yüzyıllık yakın tarihe bakarsak, Kürt sorununu ortadan kaldırmak için ABD ile AB, Suriye, Irak, İran, Barzani-Talabani,... bölgede büyük ya da küçük güç kim varsa onlar konuşulmuştur. Ama Türkiye’nin Kürtlerine, “Ne istiyorsunuz; bu sorun çözmek için nasıl bir elbirliği yaparız” deme lütfu, samimiyeti, cesareti, feraseti, ciddiyeti gösterilmemiştir.
AKP Hükümeti de, “Kürt açılımı” ile bu geleneksel tutumu aşarak Türkiye’nin Kürtleriyle konuşarak sorunları çözmek istemeye yöneliyor gibi göründüyse de, kısa sürede böyle yapmayacağı anlaşılmıştır. Çünkü AKP Hükümeti de onca afra tafralarından sonra, ilk zorluktan sonra çark edip, Türkiye’nin Kürtleriyle kavgaya tutuşmuş, sorun çözmek için ABD, AB, Suriye, Irak, İran gibi “dış güçlerle çözme” geleneğine dönmüştür.
İki gündür süren, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan’ın başında bulunduğu kalabalık heyetle yürütülen “Irak seferi” de tümüyle bu zihniyetin devamı olarak düzenlenmiş görünmektedir.
Irak hükümeti yetkilileri, Irak Kürdistanı Başkanı Barzani ve öteki yetkileriyle görüşen Davutoğlu, sanki bugüne kadar Irak Kürtleri ve liderleri hakkında söylenenler yokmuş gibi, şark diplomasisinden örnekler sunmaktadır. Barzani de aynı üslup ve tonda yanıtlar vermektedir.
Gerçi Davutoğlu sık sık Iraklılardan söz edip, Türkiye diplomasisinin eskiden “en yakın akrabamız Kürtler” sözünü “en yakın akrabamız Iraklılar” diye ‘genişletirken’, Kürt sözcüğünü, Arap, Türk, Türkmen sözcükleriyle birlikte kullanmaya özen gösterse de; Kürdistan Federe Devleti’ni ziyaret ettiğini yine de gizleyememektedir. Çünkü sonuçta bu ziyaret, Kürdistan Federe Devleti’ne resmi bir ziyarettir. Ve amacı da, Kürdistan Federe Devleti’yle yapılacak “al-ver” anlaşmalarıyla PKK’yi kuşatma ve tasfiye planını tamamlama hamlesidir. Onca vaat ve övgü ise PKK’ya karşı yürütülen operasyon konusunda Iraklı Kürtlere biçilen role onları kazanmak içindir.
Hani güreşte, rakibini tuşla yenemeyeceğini anlayan güreşçinin “arkadan dolanarak” puanla maçı kazanmak istemesi gibi, Türkiye de arkadan dolanarak PKK’yi alt etme geleneksel stratejisini, şimdi bir kez daha devreye sokmuştur. Kendi Kürtleriyle konuşup anlaşmaya bu ölçüde yakınlaştığı bir zamanda AKP Hükümeti, “dış güçlerin desteği” ile “arkadan dolanarak” sorunu çözmeye çalışmaktadır.
Oysa 25 yıllık yakın geçmiş göstermektedir ki, bu yol bir yere çıkmamaktadır. Acıları artırmakta, kan davalarını büyütmektedir sadece. Bir de “dış güçlerin” eline kendini vuracak silahlar vermektedir.
Eğer Davutoğlu, “Dağların ayıran değil, birleştiren” bir etken olmasını gerçekten istiyorsa, yapması gereken dağları silahları zapt etmek değil dağlara barışı getirmektir. Eğer Erbil, Basra, İstanbul; Türk, Arap, Kürt, Türkmen (ortak) hareketleri olacaksa, bunun birinci şartı kendi Kürtleriyle barışmaktan geçmekte, halkların kardeşleşeceği bir demokratik platform oluşturmaktan geçmektedir. Diyarbakır’daki, İzmir’in, İstanbul’un varoşlarındaki Kürdün, ne istediğini anlamazdan gelip, sırların ötesinde “akrabalık”, “kardeşlik”, “dostluk-barış” üzerine atıp tutmak sadece hamasettir.
Davutoğlu’nun Irak gezisi, neyle cilalanırsa cilalansın altından paslı, kokuşmuş kendi Kürtlerini tanımama politikası çıkmaktadır.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

Gönüllerin cumhurbaşkanı Lütfü Oflaz’ın internet sitesi kitaplaşıyor

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa