KASIMPASA’DA TEPKi BUYUYOR

KASIMPASA’DA TEPKi BUYUYOR

SONAR Araştırma şirketinin ekim ayı seçim araştırmasına göre AKP’nin oyu yüzde 27’lerde...


SONAR Araştırma şirketinin ekim ayı seçim araştırmasına göre AKP’nin oyu yüzde 27’lerde... Bir önceki seçimlere göre yüzde 20’lik bir gerilemeye işaret eden bu durumun altında ne yatıyor?
Bu soruya cevap bulabilmek için Başbakan Tayyip Erdoğan’ın doğup büyüdüğü yer olan Kasımpaşa’dayız. Yedi yıllık iktidarında AKP’nin yanında olup Başbakan Tayyip Erdoğan’dan desteklerini esirgemeyen Kasımpaşalılardan şimdi “bin pişmanız” sesleri yükseliyor. Halk gergin ve öfkeli. “Nedir bu değişimin sebebi” diye sorduğumuzda; esnaf, ev hanımı, emekli, işsiz, türbanlı, türbansız Kasımpaşa’nın her kesiminden insanlar aynı noktada buluştu: ‘AKP halkı yoksullaştırıyor.’ Kasımpaşa’da otuzun üzerinde görüş aldık. Kâh kahveye girdik, kâh sokak aralarını arşınladık. İki kişinin dışında yapılan son zamları normal karşılayana rastlamadık. Öyle anlaşılıyor ki , Kasımpaşalılar artık ne Başbakan Tayyip Erdoğan’ın mahallelerinden olmasına, ne de muhafazakar yönüne aldırıyor. Seslerini olabildiğince yükselterek içinde bulundukları durumu duyurmak istiyor.
OY VERDİM AMA ŞİMDİ PİŞMANIM!
‘Yoksulluk hiçbir şeye benzemez’ sözlerinin arkasında AKP için emek harcamış, seçim döneminde oy toplamış emekçi bir kadın var. Yüksel Özer, AKP Kadın Komisyonu’nda seçim çalışmaları yürütmüş... “Hem AKP’ye oy topladığım için hem de oyumu verdiğim için pişmanım” diyor.
Anlattıkça tepkisinin nedeni anlaşılıyor: “Bu kış soğukta oturacağız. Pazardan tahta toplarsak ancak o şekilde ısınabileceğiz. Akşama misafirim var. Alışverişe gittim. 25 liraya balık aldım. Ekmeğim salatalığım yok. Neyle alacağım? Oğlum kız getirdi. Kızın ailesi düğün yapın diye baskı yapıyor. Para yok, düğünü neyle yapacağım? Her şey pahalı. İşsizlik de var. Eşim emekli. 700 lira emekli parası alıyor. Eşim ek iş olarak çiçekçide çalışıyor. Oradan da haftalık 150 TL alıyor. 650 lira kiraya gidiyor. Adam ‘yetiştiremiyorum’ diyor. Haklı... Ben eşimle tartışmamak için depresyon ilacı içiyorum. Neden tartışıyorum? geçim sıkıntısından...”
ÜÇ ÇOCUK MU?
Bir de, bu koşullarda başbakan’ın ‘üç çocuk yapın’ söylemi çok kızdırıyor Yüksel Özer’i: “Başbakan eşiyle el ele ülke ülke dolaşırken ben eşimle ayrı ayrı odalarda kalıyorum. Kavga gürültü olmasın diye... Çocuklarımızın psikolojisini bozduk. Bir de çıkıp ‘üç çocuk yapın’ diyor. Çünkü Başbakanımın evi sıcak, Başbakanımın sırtı kalın. Bunları tabii duymaz. Kış kapıda kendime bot alamadım. Yazlık ayakkabıyla duruyorum. çocuğumun ihtiyacını karşılamak için. Boşanmalar parasızlıktan arttı.”
“Haykırmak istiyorum. Sesimi duyurmak istiyorum. Başbakan sesimi duysun. Bu söylediklerim gazetenizde çıkacak mı” diye soruyor Yüksel Özer. O bunları bize anlatırken etrafımız da zamlardan şikayetçi olan insanlarla doluyor. Hepsi sıkıntılı, gergin... Giyinişlerinden muhafazakar kesimden olduğunu anladığımız türbanlı kadınlar da zamlardan ve hükümetten mustaripti. Bunlardan biri de üç çocuk annesi Belma Göçmen ve kayınvalidesi Beyhan Göçmen’di... Gelinin bir dizi eleştirisinin ardından söze giren Beyhan Göçmen, hastaneye giderken kesilen katkı paylarından şikayetçi olduğunu dile getirdi. Emekli olduğunu, evlerini geçindiremediğini söyleyerek şunları aktardı: “Dün beş yüz lira maaş aldım, bugün bitti. Azıcık yoksulu da düşünsünler. Bu kadar yeter. Çocuklar var torunlar var. Kendimiz yaşlıyız, kalbimiz var, tansiyon var. Bir de hastanelere gidince katkı payları kesiliyor. Üç milyon ilaca, 12 milyon muayeneye. Emekli halimizle bunları ödüyoruz, yapmasınlar. Allah aşkına yapmayın bu kadar zam. Sonra hırsızlık oluyor, her şey oluyor. Bunlar hep yoksulluktan oluyor.” (İstanbul/EVRENSEL)

AİLE DESTEĞİYLE AYAKTAYIZ
Nermin Kırıkoğlu (Ev hanımı): Bir çocuğum var ikinciye hamileyim. Eşim işsiz. Sürekli zam geliyor. Devlet düşünsün. Vatandaşın durumu onların sorunu. İhtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz. Aile desteğiyle ayakta duruyoruz. Şimdi market alışverişinden dönüyorum. 100 liram vardı. 50 lirayı harcamak zorunda kaldım. 50 lirayla bir hafta geçineceğim. Çok zor durumdayım. Başbakan 3 çocuk yapın diyor. Hamileyim. Yiyecek yemek bulamıyorum. Nasıl geçineyim, çocuk yapıp neyle besleyeyim? Oyumu verdim pişmanım.
Kadriye Bendir (Ev hanımı): “Sürekli zam geliyor, geçinemiyoruz. Maaşa zam yok. Gelir az, gider çok” diye dert yanan Bendir: “Oy zamanı kapı kapı dolaşıp oy istemeyi biliyorlar. Milletin halini şimdi neden sormuyorlar? Milletvekili zam alıyor. Vatandaşa zam yok. Esnaf kan ağlıyor, dükkan kapatıyor. Başbakan vatandaş suç işlerse gitsin cezasını çeksin, diyor. Vatandaşa iş veriyor mu? Aş veriyor mu?.. İşsize yardım etsinler. Müslüman diye kendisine oy verdik. Böyle yapmaması lazım, elini vicdanına koysun, geçinemiyoruz. Her gün zam geliyor, yazık bu vatandaşın haline...”

EVE ET, ÇAY, ŞEKER GİRMİYOR

Serdar Sarıerler bir belediyede sokak temizlikçisi olarak çalışıyor. Sigortasız çalışan Sarıerler, 57 yaşında, astım ve bronşit hastası... Buna rağmen çalışmak zorunda olan Sarıerler, “Bu yaşamak değil. Eve et, çay, şeker alamıyorum. Zamlar geldi mi sıkıntı çekiyoruz. Bakkala, kiraya para yetiştiremiyoruz. Mahallede herkese borcum var. Daha ödeyemedim. Çocuklarımdan utanıyorum. Çocuğum da astım ve bronşit hastası. Üniversitede okuyan bir kızım ve ilköğretimde okuyan bir oğlum var. Oğlum da benim gibi astım ve bronşit hastası. Sigortam olmadığı için hastalanmaktan korkuyorum. Çocuklarımla bizim halimiz ne olacak? 540 lira alıyorum. 300 lira kira veriyorum. Sürekli zam geliyor. Nasıl geçineceğim” diye soruyor.

MÜSLÜMANLIK BU MU?

Yüksel Özer: Tansiyon hastasıyım, üç çocuk okutuyorum. Çocuğun okulundan 20 lira istediler. Karttan çekip vereceğim. Başbakan ‘vatandaş kart kullanmasın’ diyor. Peki yoksul ne yapsın? Çalıp çırpsam ceza vermeyecekler mi? Beni zorla hırsızlığa teşvik ettiriyorlar. Başbakan’a Müslüman diye oy verdik. Müslümanlık bu mu? Kırmızı etin kilosu 30 lira, zaten ondan vazgeçtik. Tavuk eti yiyorduk onu da yiyemiyoruz. Sonra yok efendim ‘İnsanlar domuz gribinden ölebilirmiş’... Hayır efendim, domuz gribinden değil beslenememekten. Çocuklarımız açlıktan, gıdasızlıktan perişan düştü. ‘TOKİ evleri...’ diyor, ya millet karnını doyurdu da mı Toki’ye ön para yatırsın. Giremiyorum. Öyle vermesin! Garibanlarını belirlesin, anahtarlarını versin, kira olarak ödesin onlar da. Halkı gözetmiyor.

CAMİYE NEDEN BEŞ BİN POLİSLE GELİYOR?

“Benim iki çocuğum var. Biri liseye gidiyor, benden harçlık istiyor. Günlük dört lira veriyorum. Kendim 650 lira maaş alıyorum. 350 kira veriyorum, kendi düşünsün bu millet nasıl geçiniyor. Ek iş yapıyorum. Dizilerde oyunculuk yapıp günlük 25 lira alıyorum...” Bu sözlerin sahibi Ömer Balaman.
Balaman, bir zamanların Kasımpaşalısına oldukça tepkili: “Başbakan kendisi bu mahallenin çocuğu. Kendisi buraya Piyale Paşa Camii’ne gelip namaz kıldığında beş bin polisle geliyor. Kimden korkuyor, bizden mi? Kendisi burada doğmuş büyümüş. Çıkıp ‘Kasımpaşalıyım’ diyor, ama halkından korkuyor. Burada oturuyordu şimdi halkı neden görmüyor? Kendini ‘Çingene Güler’ olarak tanıtan bir kadın başbakan da burada oturuyordu bir zamanlar. Yoksulluğu o da tatmıştır. Eşim öldü üç çocukla bir başıma kaldım. Muhtardan, belediyeden yardım alarak geçiniyoruz. Gelip evimi görün, fareler içinde yaşıyoruz. Rutubet, nem, pislik, yaşanmaz halde. Kürtleri dağdan indirip, getirip iş veriyor. İş varsa biz de çalışmak istiyoruz. Romanlara da artık ikinci vatandaş muamelesi yapmasınlar.”

KIRAATHANEDE HÜKÜMETİ SAVUNANA TAHAMMÜL YOK
Kasımpaşa’da bir kıraathaneye girdik. Zamlarla ilgili görüş almak istediğimizi belirttik. Çoğu emekli ve işsizlerden oluşan kalabalığın hepsi de bizimle konuşmak istedi. Kahvede, bir anda herkesin hep bir ağızdan derdini anlatmaya başlamasıyla bir gürültü patladı.
Gürültü yumağının içinde sesi diğerlerinden gür çıkan, fakat ne dediği tam anlaşılamayan kişinin yanına yaklaştık. İETT emeklisiymiş. Adı Hüseyin Görkay... ‘Emekli bitmiş tükenmiş vaziyette’ diyor. Sonra Başbakan’a sesleniyor: “Emekliye gelince zam yok ama oğluna gemi alıyor, nereden geliyor bu paranın suyu? Hastane katkı parası 2.5 lira iken şimdi 15 lira oldu. Millet perişan vaziyette...”
Yan masada oturan Mustafa adındaki bir vatandaş, Hüseyin Görkay’ın sözünü keserek “hükümet tabii ki zam yapacak. Bedava mı yaşayacağız?” şeklinde cevap yetiştiriyor. Bu cevap, kahvenin bütün şimşeklerini üzerine çekiyor. Mustafa amca el birliği ile susturuluyor.
Tekrar konuşmaya başlayan Hüseyin Görkay’ın sinirden titreyen elleri göze çarpıyor. Kendisine cevap yetiştirene sesleniyor Görkay: “Vatandaşın halini görmüyor musun? Daha ne konuşuyorsun? Millet aç perişan. Herkes gördüğünü söylerken sen neden inkar ediyorsun? Aha burada, yanı başımızda Cuma Pazarı’nda insanlar pazar kalktıktan sonra yerlerden yiyecek topluyor. Siz ona bakmayın, onun karnı tok o nedenle öyle konuşuyor. 27 sene İETT’de çalıştım. Şimdi emekliyim. Emekli olan herkes yamuk Ömer.”
Seçim zamanı hatırlanan ve sandıklara çağrılan halkın, oy verip ‘vatandaşlık görevini’ yapmasının ardından hatırlanmamasına tanık olarak ayrıldık oradan...

15 YILLIK ESNAFIN ÇIĞLIĞI: BÖYLE SIKINTI GÖRMEDİM


15 yıllık esnaf olduğunu söyleyen Mehmet Sazak, esnafın içinde bulunduğu durumu özetliyor: “2009’da sıkıntı çektiğimiz kadar hiçbir yıl çekmedik. Bir lokantamı kapatmak zorunda kaldım. Orada çalışan 6 işçim vardı. Mağdur oldular. 3 aydır elektrik, telefon faturamı, kiramı veremiyorum. Altı aydır da vergimi ödeyemiyorum. Esnaf ciddi anlamda yara aldı. İş mutfağı gereçleri satıyoruz. Burayı da kapatmak zorunda kalacağız. Üç haftadır bir liralık bir satış yapamadık. İki haftadır işçimin haftalığını veremiyorum. Hükümet Kürt sorununu çözmeye çalışıyor. Ben de karşı değilim. Ama biraz da esnafın sorunu, emeklinin sorununu, işsizlerin sorununu çözsünler. İnsanlar sokakta rahat yürüyemiyor. İşsizlikten dolayı sokaklar hırsızlarla, evsizlerle dolu. Güvenliğimiz yok. Hükümet kendini besliyor. Kendi çevresindeki insanlara ekmek veriyor. Büyük bir rant var ortada. Esnaf olarak mağduruz. Sattığım ürünün yerine hiçbir şey koyamıyorum. Ciddi anlamda büyük zarar yaşıyoruz. Çözüm bekliyoruz...”
Fatma Akpınar - Çağlar Yuvarlak
www.evrensel.net