BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Gaziantepspor ile Diyarbakırspor arasında oynanan maçta çıkan olaylardan sonra Diyarbakırspor yöneticilerinin “ligden çekilme kararı alması” gündemde.Hem sporun hem siyasetin gündeminde!


    Gaziantepspor ile Diyarbakırspor arasında oynanan maçta çıkan olaylardan sonra Diyarbakırspor yöneticilerinin “ligden çekilme kararı alması” gündemde.
    Hem sporun hem siyasetin gündeminde!
    Diyarbakır’da dün yapılan açıklamada gerekli önlemler alınırsa Galatasaray maçına çıkılacağı söylendi. Ancak burada önemli olan Diyarbakırspor yöneticilerinin ne karar aldığı değil Diyarbakırspor’u bu noktaya getiren gelişmelerdir.
    Kimi kesimler (Fatih Altaylı gibi), “Diyarbakırspor parası bittiği için ligden çekilmek istiyor” propagandası ile tribünlere yansıyan ırkçılığın üstünü örtmeye çalışırken, aynı zamanda başka türden bir ayrımcılık yapmaktadırlar. Çünkü parası biten tek takım Diyarbakırspor değildir. Kaldı ki, tüm takımlar Diyarbakırspor kadar sıkıntı içindedir. Ne var ki, Diyarbakırspor dışında hiçbir takım sahaya çıkınca siyasi sloganlarla protesto edilmemektedir. Dahası, Diyarbakırspor’a karşı bu protesto ilk de değildir. Daha önce de 26 Eylül günü Bursa’da oynanan Bursaspor-Diyarbakırspor maçında “PKK dışarı!” biçimindeki aynı tezahürat yapılmıştır. Diyarbakırspor yöneticileri de bu “tezahüratlar” sürerse ligden çekileceklerini o zaman açıklamıştı.
    Elbette bu bir spor-skor yazısı değil. Tersine, hem Bursa maçında hem de Antep maçında yapılan tezahürat da tek başına, bu maçtaki seyircinin densizliği ya da fanatizmi ile açıklanabilir değildir. Olup bitenler doğrudan siyasetle ilgilidir ve siyasetten taşan gerginliğin sahalara yansımasıdır.
    Evet, “taraftar” haline getirilen kalabalık, kolayca fanatizme dönüşebilecek zayıflıkları taşır. Takımı dışındaki tüm takımları “taraftar” kolayca kendi takımına karşı örgütlenmiş takımlar olarak görebilir. “Taraftarlık duygusunun” en kolay dönüşeceği şeylerden birisi de; ırkçılık ve milliyetçiliktir. Nitekim özellikle milli takım maçlarında bunu açıkça görüyoruz. Çünkü milliyetçiliğe dönüşmüş “taraftarlık” için tüm diğer ülkelerin takımları, Türklerin milli takımını yenmek için organize olmaktadır; dolayısıyla onlar düşmandır!
    Son günlerde PKK-DTP, Diyarbakır ve Kürtlere yönelik açık ve gizli düşmanlıklar; PKK’nin Kürtlerin, DTP’nin ülkedeki sorunların kaynağı olarak gösterilmesi, özellikle de açılım konusunun onlar tarafından önünün kesildiği propagandası, futbol seyircileri arasında derhal bir tutuma dönüşebilmektedir.
    Bursa’da, Antep’te bunlar olmuştur.
    Öte yandan, Gaziantepspor karşısında 87. dakikaya kadar galip olan Diyarbakırspor’un hakem tarafından verilen haksız kararlarla yenildiği belirtilmektedir. Bu yöneticiler, Diyarbakırspor’un Futbol Federasyonu’nun bilgisi dahilinde, ligden düşecek bir konuma itilmeye çalışıldığını da öne sürmektedirler.
    Futbol Federasyonu ve hakemlerin de Kürtleri; DTP’yi ve PKK’yi suçlayan, onları bölücü gösteren siyasetten “görev çıkarmış” olması şaşırtıcı olmaz. Nitekim her milli maçta, özellikle sıkışık dönemlerde milli takım maçlarında taraftarlıkta sınır tanımayan bu camiaların Diyarbakırspor karşısında (Diyarbakır’ı “Kürt milli takımı” olarak algılamaları şaşırtıcı değildir) da “milli duygularla” (karşı tarafı her halükarda haksız ve ezilmesi gereken bir güç olarak görme) hareket ediyor olmaları mümkündür. En azından Diyarbakırsporlu yöneticilerin iddiaları dayanaksız değildir.
    Şu açıktır ki, tribünlerde olanlar kendiliğinden olmamakta; ülke siyasetindeki gerginlik, bu gerginliğin milliyetçi-ırkçı karakteri, “taraftarlık ruhu”yla birleşerek, sahalara yansımaktadır. AKP, MHP, CHP gibi biraz daha gayret ederlerse, tribünlerdeki şovenizmin hayatın diğer alanlarına da yansıması uzak değildir.
    Bütün bu söylenenler, muhtemel gelişmeler bir yana, tribünlerin provoke edilmesi kendi başına Kürtlere, DTP’ye yönelik siyasi lincin bir yansımasıdır. Eğer bu gerilim ortamını normalleştirecek önlemler alınamazsa, bilinmelidir ki, bu gerginlik kentten kente yayılacaktır. Ve bu önlemi sadece siyasetçiler alabilir. Bunun ilk koşulu da hükümet ve sermaye partilerinin, elbette basının da, Kürtleri DTP’yi suçlamaktan vazgeçerek, işlerin bu hale gelmesinde kendi sorumluluklarını anlamalarıdır.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.