03 Kasım 2009 00:00

Diplomalı hıyarcı

27 senedir üniversitelerde gençlerin bilim, eğitim, sosyal yaşam ve özgürleşme adımlarındaki tek engeli olan; “YÖK” bu sene de ‘6 Kasım’ kuruluş tarihinde ...

Paylaş

27 senedir üniversitelerde gençlerin bilim, eğitim, sosyal yaşam ve özgürleşme adımlarındaki tek engeli olan; “YÖK” bu sene de ‘6 Kasım’ kuruluş tarihinde çeşitli etkinliklerle protesto edilecek. Okullarımız, askeri cunta rejiminin zehirli bir sarmaşık gibi dallarını sardığı alanlardan sadece birini oluşturuyor. Eğitimde reform yaptıkları her süreçte üniversite kurumlarını etkisizleştirmek, öğrencisizleştirmekten başka bir şey yapılmamıştır. Oysa bulunduğumuz konumda asıl bizim, üniversite öğrencilerinin kendi çıkarları doğrultusunda kararlar alması ve uygulaması gerek. Bizim adımıza karar verip, bizlere sormadan çıkardıkları her yasa, evimizden uzakta kaldığımız süre içerisinde kendimize yurt edindiğimiz üniversitemizden bizleri yoksun bırakıyor.
2009 yılında söz konusu olan yüzde 500 oranındaki zamlar her kesimden kitlelerin tepkilerini alınca yüzde 8’lere itildi. Kayıpların dünyasında kayıp düzen eksi ifadelerle yasal haklarımızı unutturdu. Eğitim ve genel anlamda hayatın kendisi olan üniversite; ulaşılmazlaşıp, küçük yaştan itibaren hayalleri kurulan, adına yatırımlar yapılan, insanın gelişimini etkileyen en verimli çağını karanlık çağa çeviren beton yığınları, sempatik görünen bürokratik merkezler haline getirildi. Bu “karanlık haller” dayatmanın en keskinleştiği noktada olası gerçekleri görünenlerin arkasına attı. Sosyal devlet -bu demek değildir ki seçim zamanları kömür, para, altın dağıtmak- parasız eğitimin şart olduğu yapılanmanın gereğidir. Olması gerekeni imkansız gösteren nokta ise bize haksızlıkları kanıksatan eşit olmayan adalet sisteminden kaynaklıdır. Harç zamları; “zamsız tarifeyle bile” boyu aşan halde olmasına rağmen her sene yüzdelik dilimlerle ifade edilen zam oranlarıyla obur bir canavar iştahıyla öğrencilerin yutulmasını hazırlamaktadır. İlkokul sıralarında gerekli-gereksiz bize taşıttırdıkları onlarca kitabın ağırlığı sırtımızı kamburlaştırmışken, üniversiteye geldiğimizde bizi bekleyen zorlu yaşam şartları da bu durumu farklılaştırmamaktadır. Aslında gün geçtikçe çıkmaz hale gelen işleyişin kısırlığı şimdiki halimizi gelecektekiyle kıyaslattırırken, “gelen gideni aratır” dedirttirmektedir.
Harcı haraç, haracı harç ettiren meselenin aslı da budur. Bir kurum düşünün, belli bir kesime hizmet amaçlı, onun üretim çabalarıyla süregelen, onunla varlığı söz konusu olan bir kurum. Ve bu kesimden kimselere sorulmadan danışılmadan yapılan, bu kesimi doğrudan etkileyen değişiklikler. Çelişkilerin odağını tahmin etmek zor değil; ‘Yüksek Öğretim Kurulu’. Benim o kurumda vasfım ne diye sorduğunuzda size bir ‘banka hesabı, sözleşme yahut yüksek faizli bir kredi’ cevabı verebilecek bir kurul, olabilir mi? Bence bir sakıncası yok.
Hayatın her alanında karşımıza farklı boyutlarda çıkan bu sorunlar olası iş hayatımızda da bizi ellerini ovuşturarak bekliyor. Sermaye dar boğazı gün geçtikçe yoksulun cebindeki yırtığı, zenginin ise çevresini genişletiyor... İlyas Salman’ın başrolünde oynadığı “Namuslu Namussuz” filminde geçen ‘diplomalı hıyarcı’ tasviride trajikomik bir tabloyu bu yönden önümüze seriyor. Yoksul bir ailenin büyük fedakarlıklarla okuttuğu oğlu üniversiteyi bitirir ve alanına dair bir meslek bulamaz girse bile dürüstlüğünden o işyerinde tutunamaz. Ve üç beş sebze almaya gittiği manav ise ona ‘kendisinin de diplomalı olduğunu fakat manavcılık yaptığını onun da bir tezgah ayarlayıp hıyar satmasını öğütler’. İşin özü; kişinin manav olması hıyarcı olması değil, uğruna harcanılan çaba ve emeğin karşılığını alamamasında yatıyor.
Görünen şekliyle de; haftaya ülke genelinde gerçekleşecek eylemlerin başta öz hakkımızı savunmamızda ve ne olduğumuzun bilincine varmamızdaki bir adım olduğu çok açıktır. Vahim olan durum harçları vergilere, soruşturmaları işten atılmalara dönüştürecek; YÖK denen kurumun gölgesi ise büyüklü küçüklü otoritenin her türlüsüyle bize başka ihsan istetmeyecektir. Bize soyut gündemleri aşılayan domuz gribine rağmen içinde bulunduğumuz süreci iyi değerlendirmeli ve değiştirme temelli çalışmalar yürütmeliyiz. Ve işçisine işsizine, sendikalı sendikasızına, dolaylı dolaysız herkesi ‘üniversiteli gençlerin’ hayatlarına attıkları bu adımı desteklemeye, haklı mücadelelerinde onların yanında olmaya çağırıyoruz. Bu kimileri için küçük olabilir ama ‘bizim için’ büyük bir adım!
Gülçin Günyol (Çanakkale)
ÖNCEKİ HABER

Çocuklar için adalet istiyoruz

SONRAKİ HABER

Mobilya fabrikasında çalışan İşçi Erol Karaş’ın sol kolu makineye sıkıştı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa