04 Kasım 2009 05:00

Sendikalar, KESK ve siyaset

Burjuvazi için sınıfsal anlamda bilinçlenen bir işçiden, emekçiden daha tehlikeli bir şey yoktur.

Paylaş

Burjuvazi için sınıfsal anlamda bilinçlenen bir işçiden, emekçiden daha tehlikeli bir şey yoktur. Bu tehlikenin ortaya çıkmaması için sendikaların siyasetten uzak durmaları, ücret mücadelesi veren bir örgüt olmaları gerekir. Sendikaları siyasetten uzak tutmanın pratikte bu kadar kolay olmadığı da başka bir gerçektir. Burjuvazinin beklentilerine uygun politika yapan sendikalar, siyaseten uzakmış gibi gösterilip desteklenmektedir. Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen ve Memur-Sen’in Kürt, Ermeni, Kıbrıs sorunu ve diğer siyasi olaylara bakışının benzerlik göstermesi ve yayınlarında bu sorunları işlemeleri, bu durumun göstergesidir. Kamu-Sen’in bayrak ve diğer ulusal değerleri sürekli ön plana çıkarması, bunun üzerinden sendikacılık yapması; Memur-Sen’in din olgusunu sürekli işlemesi, iftarlar düzenlemesi, kandil kutlamaları vs. siyaset yapmak değilse nedir? Birileri istedikleri kadar ‘Sendikalar ekonomik örgütlerdir’ desin, sendikalar siyasi örgütlerdir ve siyaset yapmaktadırlar. Siyaset kavramının kendisi de çok açıktır. Siyaset en basit tanımıyla “Ekonominin yoğunlaştırılmış dile getirimidir”. Bu anlamda ekonomik, çağdaş, toplumsal sendikal anlayış vs. ile sendikacılık yaptığını iddia eden her sendikacının, ekonomik her söyleminin de bir siyaset olduğu gerçeğini unutmaması gerekir. Her sınıf kendi sınıfsal karakterine uygun siyaset yapar. Bugün TÜSİAD, MÜSİAD gibi işveren kuruluşları nasıl ülke gündemini belirleyen ya da ülkenin siyasi rotasını çizen bir politika üretiyorlarsa; emekçilerin kurduğu, sınıfsal karakteri burjuvaziden farklı olan sendikalar da politika üretmek zorundadır. Siyasetten uzak her sendika, burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden politika ürettiğini unutmamalıdır. Kapitalist sistemlerde her emekçinin ağzından çıkan “ekmek” sözcüğü bir siyasal söylemdir. Derinlerinde sınıfsal ayrılığın, çatışmanın en belirgin niteliğini taşımaktadır.
İçinde bulunduğumuz dönem, siyaset yapmanın ne elzem bir gerçek olduğunu bir kez daha doğrulamaktadır. Bir yanda ekonomik görünümde olan kapitalist kriz, diğer yanda yıllardır çözüm bekleyen Kürt sorununa yönelik açılım. Bu iki olgu dahi KESK’in siyaset yapmasının zorunluluğunu ortaya koymaya yetmektedir. Ekonomik kriz görüntüsünde yaşanan, aslında kapitalizmin neoliberal siyasetinin çöküşünden başka bir şey değildir. KESK ve Kamu-Sen, krizin bir sonucu olarak kamu emekçilerine hükümetçe dayatılan yüzde 2.5’lik sefalet zamlarına karşı birlikte uyarı grevi yapacaklar. Uyarı grevini örgütlerken en geniş kamu emekçilerinin greve katılımını sağlama hedefi, sadece düşük zamları dile getirmekle gerçekleşemez. Her iki sendika da grevin başarıya ulaşması için siyaset yapmak zorundadır. Sendikalar öncelikle kapitalizmin bugün geldiği noktayı, yani neoliberal politikaların ne anlama geldiğini sonuçları ile birlikte kamu emekçilerine anlatmak zorundadır. Hükümetin, sermayenin neoliberal politikalarını Türkiye’de uygulayan bir iktidar olduğu gerçeğinden hareketle, sendikalar ekonomik krizle birlikte bu politikaların da iflas ettiğini vurgulamalıdır. Ondan da ötesi, bu krizin faturasının emekçilere hangi politikalarla nasıl yıkıldığı anlatılmalıdır. Uyarı grevini örgütlerken KESK’in kullanacağı bir başka argüman da TİS talebi olacaktır. Gerçi yapılacak grevin çıkış noktası da bu taleptir. KESK’in devlet erkiyle toplusözleşme yapması, bugüne kadar gösterdiği siyasi duruşu taçlandıran bir olgu olacaktır. Zira, kamu emekçileri hareketinin ve devletin bu süreye kadar birbirlerine karşı konumlanmaları, bu olgu üzerinden şekillenmiştir.
KESK, politikasını öncelikle 25 Kasım’da yapacağı uyarı grevini örgütlemeye yönelik yapacaktır. Ancak bu, Kürt sorununa yönelik politika yapmasını perdelememelidir. Kürt sorununu reddedip askeri yollarla çözmeye çalışan siyasi iktidar, yirmi yıl boyunca savaşa beş yüz milyar dolara yakın para harcamıştır. Bugün yapılması gereken, “Bu para, Türk ve Kürt emekçilerinin sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık giderlerine harcansaydı, krizin yükü daha hafif atlatılacaktı” gerçeğinin politikasını üretmektir.
HÜSEYİN KAYA Eğitim Sen Ankara 3 No’lu Şube Örgtl. Sekreteri
ÖNCEKİ HABER

Haklarımıza sahip çıkalım!

SONRAKİ HABER

İSMEK ihalelerini 15 yıldır Beyaz Holdin'e bağlı şirketler almış

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa