04 Kasım 2009 00:00

UFUK

Ergenekon süreci yeni başlıyordu. Hayat Televizyonu’nun programlarının hazırlığıyla ilgilenen arkadaşlar...

Paylaş

Ergenekon süreci yeni başlıyordu. Hayat Televizyonu’nun programlarının hazırlığıyla ilgilenen arkadaşlar, iki gazeteci ile bu süreci tartışan bir program yapmayı önerdiklerinde, o dönemde Birgün gazetesinin yazı işleri müdürlüğü görevini yürüten Ahmet Tulgar ile bugün Masa Üstü’nde devam eden program ortaklığının da temelleri atılmıştı.
O süreçte, hazırlığını yaptığım televizyon programı için bir ortak düşünürken, Hayat Televizyonu’nda aynı programda konuştuğumuz ‘Ahmet Tulgar ile nasıl olur’ sorusu hem televizyondaki arkadaşların hem de benim ‘İyi olur’ diye yanıtladığımız bir soru oldu. Birçok programcının yaptığı gibi tek kişinin sunduğu bir program da yapılabilirdi, ancak gazetecilik deneyimi ve politik kavrayışı ile programı iki koldan tamamlayacak iki ismin, daha dolu ve daha keyifli bir program ortaya çıkarabileceği bence kesindi. Üstelik bu bildik star üretme üzerine kurulu, sunucunun programın önüne geçtiği programlardan daha anlamlı bir örnek olurdu.
Elbette amaç geyik muhabbeti yapılan bir program olmadığı için, sunucular bakımından da iki özellik gerekiyordu. Politik ve entelektüel altyapısı gazeteciliğini gölgelemeyecek ve aynı zamanda, gazeteciliği de tüm bu özelliklerden nasibini almamış olmayacak. Her nasılsa bu özellikleri şu ya da bu biçimde -az çok- temsil ettiğine inandırılmış biri olarak, bu özellikleri taşıdığını düşündüğüm meslektaşım Tulgar’a bu teklifi ilettim.
Ahmet ile o dönemde benzer kaygılara sahip, benzer sorunları yaşayan iki gazetenin yazı işleri müdürleri olarak, çeşitli vesilelerle yardımlaşıyorduk.
Teklifimi olumlu karşıladı ve program hazırlıklarına başladık.
İki farklı politik geleneğin üyesi iki ismin yaptığı program, en başta ortak iş kültürüne örnek oluşturduğu için olumlu karşılandı. Her iki taraftan da...
Bunun yanında, zamanla her iki politik yapının çevreleri içinde -elbette bunlardan bazılarında- kimi nüanslar dillendirilmeye başlandı. EMEP’li kimi arkadaşlar programda Ahmet’in daha çok öne çıktığını dile getirirken, benzer şeylerin Ahmet’in cephesinden de yaşandığını hissettim. Sadece somut bir örnek olarak; yaptığımız bir programda ÖDP çevresinde bulunan bir konuğun, program arasında benim fazla öne çıktığımı espriyle işaret eden mesajı, bunun bir ifadesiydi.
Programın mutfağında olmayanların bilmediği ama sürekli izleyicilerin artık çıkardığı bir durumu burada hatırlatmakta fayda var. Programı her hafta sırayla sunuyoruz. O hafta sunan kişinin açıp kapatması, o hafta belki ekranda onun daha fazla görünmesini getiriyor. O hafta da benim açıp kapattığım bir programa denk gelmişti.
Tam da bu nedenle, Mustafa Kara’nın ‘Karaborsa’sına bu sezon başında konuk olduğumuzda, orada da ‘Masa Üstü programı izleyicilerinin, programın sunucularının birbirine çalım atma, öne geçme kaygıları olmayacağını anlamış olduklarını’ düşündüğümü söyledim. Çünkü bu bizim açımızdan naiflik ya da atılganlık gibi klişelerle açıklanamayacak, insani derinlik üzerine kurulu bir denge etrafında tezahür ediyor.
Yeri gelmişken söyleyeyim; Ahmet Tulgar, program teklifi yaptığımızda, Hayat Televizyonu’nun hangi koşullarda kurulduğunu bilen biri olarak, herhangi bir ücret kabul etmeyeceğini dile getirdi. Daha sonra, en azından faturalarının ödenmesine katkı için kendisine ayda 500 lira gibi mütevazı bir ödeme önerildiğinde de, bunu o anki birikmiş maddi yükler nedeniyle kabul etti. Bu sezonda ise televizyonun maddi durumunu gerekçe göstererek, ‘maaşında’ indirime gitti ve her ay sadece 200 liranın yeterli olacağını söyledi. Ekşi Sözlük’te, hâlâ kendisiyle ilgili ‘Ayda 5 milyar ile geçinemiyorum’ sözü asılı durduğu için bunu da hatırlatmak gerekir diye düşündüm. Geçtiğimiz hafta bir yayınevinden aldığı editörlük teklifine çok sevindi. Zira, ‘Kiram dışında aylık düzenli 1000 lira bana yeter’ diyen bir Ahmet Tulgar var ve bu Ahmet Tulgar’ın hepimiz gibi sigara parasını denkleştiremediği zamanlar da oluyor. Yani medya ortamındaki ‘orta sınıf Ahmet Tulgar’ görüntüsü ile yaşamın gerçeğindeki durum arasındaki sınıf farkını merak edenler açısından, belki bu bilgilerin bir kıymeti harbiyesi olabilir. Geçtiğimiz sezon Reha Muhtar’ın programında aldığı görev nedeniyle kendisine verilen maaşla birikmiş kira vb. yüklerini hafiflettiği için de bu açıdan belki biraz daha az gergin günler geçiriyor.
Türkiye solunun tarihi bir yanıyla da, ‘birbirinin gözünü oya oya ilerlemenin tarihidir’. Politik geleneklerimizin olumsuz bir özelliği olan bu durum karşısında da, ‘ortağım’ ile birlikte yapmayı sürdürdüğümüz bu programın daha olumlu bir çağrışımı olabilir. Tabii ki bu, bir programa kaldıramayacağı kadar büyük bir anlam yüklemek olarak değil, küçük bir not düşmek olarak anlaşılmalı.
Bu arada elbette, biz bu programı, birbirimize ‘ortak’ diye seslendiğimiz Ahmet Tulgar ile bir başımıza hazırlamıyoruz. Program ekibimizin bu kolektif içindeki emekleri çok değerlidir. Masa Üstü’nün daha zengin ve doyurucu geçen programlarını ekibimize, görece daha eksik olanları da bize yazın.
FATİH POLAT
ÖNCEKİ HABER

JİTEM davası nihayet mahkemesini buldu!

SONRAKİ HABER

Bursa Tabip Odası Başkanı'ndan şehir hastaneleri yorumu: Yol yakınken vazgeçin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa