BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Sağlık Bakanlığı ve sağlık örgütleri haftalardır, “domuz gribine karşı, aşı olunması gerektiği” konusunda kampanya yürütüyorlar.


    Sağlık Bakanlığı ve sağlık örgütleri haftalardır, “domuz gribine karşı, aşı olunması gerektiği” konusunda kampanya yürütüyorlar. Çünkü, aşının henüz yeni olması ve kimi komplocular ve “muhalifliği sağlık üstünden yapmayı marifet sayan çevrelerin” aşıya karşı kuşku uyandırıcı propagandası nedeniyle “aşının yapılıp yapılmaması” kamuoyunda tartışılıyordu. Ancak son günlerde gribin hızla yaygınlaşması ve bir hafta içinde ölü sayısının 10’u bulması karşı propagandayı kırmıştı.
    Artık aşının muhtemel “yan etkilerinin” de daha sağlıklı konuşulabileceğinden söz edilmeye başlanmışken, Başbakan Erdoğan geleneğini bozmadı, “Ben aşı olmayı düşünmüyorum” diye ortaya çıktı. Üstelik, kendisi aşı olan ve “Cumhurbaşkanı ve Başbakan da aşı olacak” diye, aşı hakkındaki kuşkuları dağıtmayı amaçlayan Sağlık Bakanını, “Bana sormadan neden böyle açıklamalar yapıyorsun” diye azarlayarak!
    Domuz gribi aşısına, gerekçelerine göre karşı çıkanları şöyle sıralayabiliriz:
    1-) Domuz gribi aslında laboratuarda uluslararası ilaç tekleri tarafından üretilmiş ve sonra da aşısı üretilerek piyasaya sürülmüştür. Domuz gribi aşısı olmak bu ilaç tekellerinin halkaları soygununa alet olmaktır! (Bu komplocu yaklaşım, herhalde ilaç tekellerine yönelik en gayri ciddi ve gayri ciddi olduğu için de onların en kolay savuşturacağı suçlamadır.)
    2-) Yan etkileri bilinmemektedir ve yeterince denenmediği için bu aşıyı milyonlarca insan yapmak domuz gribinden bile tehlikeli sonuçlara yol açabilir! (Bu tez de haklılık payı olsa da tıp çevrelerinden açık ve ikna edici yanıt verilmiştir)
    3-) “Domuz gribi bize işlemez. Biz Müslümanız! Peygamber efendimiz, domuzdaki bu kötü şeyleri gördüğü için ‘ehli müslümü’ bu hastalıklardan korumak için domuz gribini yasaklamıştır ki, bu da İslam’ın üstünlüğüdür!” (Domuz gribinin Müslüman olanlarda da çıkmasıyla bu, yobazca yaklaşım tümüyle çökmüştür. )
    4-) “İğne korkusu”nu, böyle uydurma gerekçelerle ya da, “aşı olma özgürlüğüm kadar olmama özgürlüğüm de var” diye yanlış özgürlükçü bir gerekçeyle aşıya karşı çakanlar; ki bunlara verilecek “Sağlık üstünden özgürlük tartışması olmaz. Hele bu bulaşıcı hastalıklarda özgürlük savunmak, hastalığı bulaştırma özgürlüğünü savunmaktır” biçimindedir.
    Tayyip Erdoğan, eğer sıradan bir TC vatandaşı olsaydı; ya da bir gazeteci, herhangi bir çevrenin sözcüsü kişi olsaydı; bu dört gruptan birine sokar, tutumunu eleştirerek, geçebilirdik.
    Ama o bir başbakandır!
    Dolayısıyla, onun söyledikleri “doğru”, “yaptıklarını yapmayı caiz” sayan geniş bir kesim vardır. Bunun anlamı ise, geniş bir nüfusun aşıya karşı tavır alıp, “Ben aşı olmayacağım” demesinin artık kuvvetli bir ihtimal olmasıdır.
    Bu aşı karşıtı kesimler, başbakanın tutumunu da “fetva” olarak kabul edeceklerdir.
    Dahası Başbakan Erdoğan, “İsteyen domuz gribi aşısı olur isteyen olmaz!” tutumuna meşruiyet kazandırarak, “domuz gribini bulaştırma hakkı”nı savunur duruma düşmüştür.
    Bu elbette sorumsuzluktur! Hem de sonucu milyonlarca insanı ilgilendirecek bir sorumsuzluk!
    Çünkü böylece Başbakan Erdoğan, halk sağlığını tehlikeye atan bir tutum almıştır.
    Sağlık Bakanı, haklı olarak, “aşı olmamayı savunan” kişilerin domuz gribinden ölenlerin sorumluluğunu taşıyacağını söyleyerek “Bundan sonraki ölümlerde bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunacağını” söylemişti.
    Şimdi elbette kamuoyu Sağlık Bakanı‘nın Erdoğan hakkında bir suç duyurusunda bulunup bulunmayacağını merak etmektedir. Dahası, Sağlık Bakanı olamasa da savcılar, Başbakan hakkında kendiliklerinden “Halk sağlığını tehlikeye atmak”tan soruşturma başlatabilirler.
    Evet, başbakanın bu tutumu, bir kural, etik tanımadan “Ben yaptım oldu!” diyen bireyci, egoist tavrın bir tezahürdür. Ama bu kabadayı tavrı, bu sefer insan hayatıyla oynamaya kadar varmıştır.
    Bu egoizmin sonuçlarının faturasının da takipçisi olacağız.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net