05 Kasım 2009 05:00

GÖZLEM

Değişim, özellikle 1990’lı yıllardan bugüne belki de en çok kullanılan kavramların başında geliyor.

Paylaş

Değişim, özellikle 1990’lı yıllardan bugüne belki de en çok kullanılan kavramların başında geliyor. Kavram, genellikle kaçınılmazlık olarak kullanılırken, zihinlerde genellikle olumlu bir izlenim bırakıyor. Oysa değişim ‘olumlu’ olabileceği gibi ‘olumsuz’ da olabiliyor. Bu tamamen söz konusu değişimin neresinde olduğunuza bağlı bir şey.
Belirli bir alanda meydana gelecek değişim genel olarak iki yönlü etki yapar. Yaşanan değişim, mevcut durumu aşan, ön açıcı ve toplumu ileriye götürecek bir tarzda olabileceği gibi, mevcut durumun daha da gerisine götüren, var olanı yıkan ya da biçimini değiştiren bir tarzda da olabilir. 19. yüzyıldan bu yana ‘reform’, ‘devrim’ gibi kavramlar, işçi sınıfının sermayeye karşı bedeller ödeyerek yürüttüğü mücadelelerin önde gelen kavramları oldu. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da ‘katı olan her şey buharlaşıyor’ derken kuşkusuz doğada ve toplumda hiçbir şeyin değişmeden kalamayacağını ifade ediyorlardı.
Kapitalizmde pek çok alanda yaşanan değişimlere yön verenin toplumun ihtiyaçlarından çok sermayenin ihtiyaçları ve politik tercihleri olduğu biliniyor. Bugüne kadar ‘değişim’ kavramı kullanılarak gerçekleştirilenler, aslında sermaye lehine ve emekçiler aleyhine yaşanan köklü bir yenilenme sürecinden başka bir şey değil. Ama asıl ilginç olan nokta yıllarca işçi sınıfının değişim taleplerini ifade eden kavramların sermaye tarafından bir karşı mücadele aracı olarak kullanılmaya başlanması. Örneğin Türkiye’de kamuda dönüşüm programı ‘kamu reformu’ olarak tanıtıldı. Ülke tarımı tasfiye edilirken gazeteler ‘tarımda devrim’ gibi manşetleri kullandı. ‘Dünya değişiyor, hiçbir şey eskisi gibi değil’ ya da ‘Değişime ayak uydurmak lazım, yoksa işimiz zor’ gibi cümleleri son zamanların en sık kurulan cümleleri. Kimisi için değişim yeni oluşan koşullara ayak uydurmak için kaçırılmaması gereken bir ‘fırsat’ iken, kimisi için eskiye göre daha kötü ve zor koşullarla karşı karşıya kalmayı ifade ediyor.
Uzunca bir süredir üretim ve emek sürecinde yaşanan değişimin yönü, özellikle emek cephesinde ciddi kafa karışıklıkları yarattı. Yaşanan dönüşüme bağlı olarak, emek ile sermaye arasındaki egemenlik ve bağımlılık ilişkilerinin içeriğinde, biçimlerinde ve taraflarında önemli değişiklikler meydana geldiği savunuldu. Bazı mücadele biçimlerinin eskidiği, 21. yüzyılda mücadele yerine ‘müzakereye’ dayalı yeni çalışma kültüründen, yeni sendikal bakış açılarından, yeni katılım biçimlerinden, yeni mücadele araçlarından, yeni modellerden bahsedilmeye başlandı. Ve ilginçtir bu tartışmaların başlamasına paralel olarak emeğe ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik saldırılar da arttı.
Kapitalizm, varlığını tehdit eden çelişkilerle baş edebilmek ve içinde bulunduğu bunalımı aşabilmek için, bir yandan sürekli yeni üretim biçimleri geliştirirken, diğer taraftan yeni sınıf mücadelesi araçları ile emeği denetlemeye ve kendi çıkarları çerçevesinde yönlendirmeye çalışıyor. Uzunca bir süredir ‘değişime ayak uyduralım’, ‘çağın gerisinde kalmayalım’ diyerek sermaye ile ‘müzakereyi’ mücadeleye tercih edenler açısından değişimin ne yönde olduğu ve olacağı bugün herkes tarafından çok daha net olarak görülmeye başlandı.
Uzunca bir süredir dünyada ve Türkiye’de yaşananlar, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal yapıda yaşanan değişimin yönünün emekçi sınıflar açısından ileriye değil, geriye doğru işletmekte olduğunu açıkça gösteriyor. Bu gidişatı tersine çevirmek için gerekli müdahaleler yapılmadığında söz konusu geriye gidişin emekçiler için ne anlama geleceğini söylemeye gerek yok.
ERKAN AYDOĞANOĞLU
ÖNCEKİ HABER

Geliyorum diyen korucu katliamı

SONRAKİ HABER

Samsun'daki 19 Mayıs töreninde Kılıçdaroğlu ile Bahçeli tokalaşmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa