05 Kasım 2009 05:00

HAYATIN İÇİNDEN

Enerji ülkemizin en önemli sorunu olmaya devam ediyor. Özellikle elektrik enerjisi üretimindeki dışa bağımlılığımız...

Paylaş

Enerji ülkemizin en önemli sorunu olmaya devam ediyor. Özellikle elektrik enerjisi üretimindeki dışa bağımlılığımız, sadece elektrik enerjisi üretiminde bir sorun olmaktan başka uluslararası politikalarımızın belirlenmesinde de elimizi bağlayan bir sorun olarak duruyor. Bugün üretimin neredeyse yarıdan fazlası, büyük miktarı Rusya’dan olmak üzere dış ülkelerden ithal edilen kaynaklarla elde ediliyor. Petrol üretiminin arama ve çıkartma maliyetleri özel girişimcilerin boyunu ve boyutunu çok aşıyor. Ama sanki kutsal kitaptan fırlamış bir sözcükmüş gibi gevelenen “özelleştirme”, kamunun bu yüksek maliyetli işi yapmasını engelliyor. Bir başka deyişle; petrol piyasasını elinde bulunduran uluslararası sermaye ve kuruluşlar, parasal güçlerini ve yetmezse ordularını kullanarak gelişmekte olan devletlerin bu işleri devlet gücüyle yapmalarını engellemek için var güçleriyle çalışıyorlar. Bu çalışmanın en önemli ayağını, o ülkede yaşayan ve kafası sadece cüzdanı için çalışan ve iş birliğine yatkın insanları bulmak oluşturuyor. Milliyetçi söylemlerin ayyuka çıktığı ülkelerde bu tip insanları bulmak daha kolay oluyor. Hele bir de bu azınlığı iktidar filan yapmayı başarabilmişlerse, kaymaklı kadayıf. Artık o ülkenin ne madeni kalıyor, ne yeraltı zenginliği. Tüm çevresel felaketlerin bedelleri işte bu gelişmeye (?) çabalayan ülkelerin sırtına yüklenip, işin cevher kısmı küfelerle dışarı götürülüyor. Tabii bu soygun sırasında şahitlere göz yummaları için “ortak” hissi verilerek komisyonlar da ödeniyor.
Aramızda hep sorarız: Yahu, hemen güneyimizde birkaç yüz kilometre ötede toprağın altı petrol dolu. Sınırın üstünde, bizde niye yok?
Oysa o sınır çizilirken siyasetçilerden çok jeolojicilerin raporları göz önüne alınmış ve çizgi, aslında yeraltının 5 bin metre derinliği dikkate alınarak çizilmişti.
Şimdi bize önerilen model, enerji geçiş koridoru olmamız. Bu amaçla doğudan batıya, kuzeyden güneye petrol ve doğal gaz boruları döşenip duruyor. Batı güvenli, sürekli ve ucuz enerji peşinde. Kaynaklar doğuda ve taşınması gerek. Kaynakların üzerinde oturanların batı ile uyumlu çalışmasının sağlanması o ülkelerin demokratikleşmesi hikayesi ile düzenlendi. Irkçı ve dinci ama uyumlu rejimler atlanarak gözler milliyetçi ve uyumsuz ülkelere çevrildi. Önce Kaddafi uyarıldı, Afganistan dümdüz edildi. Direnen Saddam ve Irak tarih sahnesinden silindi.
Şimdi bizim devletlilerin önünde bir fatura duruyor.
Siz bakmayın “Van minute”lere, televizyon dizilerine, tatbikat iptallerine!.. Devletliler Galata Rıhtımı’nı Ofer’e verememenin ıstırabı içinde olduklarını her fırsatta dile getiriyorlar. Düşmanmış gibi göründükleri ülke, genetik yapılarıyla oynanmış gıda üretiminde bir numara ve devletliler, ülkemiz uykudayken bu gıdaların dışarıdan satın alınarak ülkemizde pazarlanmasını serbest bırakan yönetmeliği yasalara aykırı olarak geçiriveriyor. Hem de kimse ne yediğini anlamasın da önlem almasın diye, paketin üstüne tanıtım etiketleri yapıştırılmasını yasaklayarak.
Şimdi dikkatle izliyoruz. Samsun Ceyhan Boru Hattı Rusya’nın petrolünü Akdeniz’e taşıyacak. İstiyoruz ki, bu petrol Ceyhan’dan gemilere yüklensin ve piyasaya gönderilsin. Ama masa altındaki proje böyle değil. Amaç, petrolü Akdeniz’in altından borularla İsrail’e taşımak. Başbakan bugünlerde İsrail karşıtı söylemlerini artırdığına göre, bu boru işi de tamam olacak demektir.
Çünkü tecrübemiz gösteriyor ki, devletliler ne zaman çok bağırsa bir şeyler gidiyor demektir.
Hadi hayırlısı!..
ARİF NACAROĞLU
ÖNCEKİ HABER

MİNERVANIN BAYKUŞU

SONRAKİ HABER

CHP'li Mehmet Bekaroğlu: Demirtaş’ı serbest bırakın, çözüm süreci tekrar başlasın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa