Demirkubuz’dan beklemek, olmamak...

Demirkubuz’dan beklemek, olmamak...

Dönem filmleri, bizim sinemamızda örneği az olan bir tür değil, Malkoçoğlu’ndan beri saymaya kalkarsak.


Dönem filmleri, bizim sinemamızda örneği az olan bir tür değil, Malkoçoğlu’ndan beri saymaya kalkarsak. Ama her nedense, benim diyen yönetmen bile, bu alana girdiğinde bir tökezlemeden edemiyor.
Bir duygu üzerine bir öykü anlatmak, epey iddialı bir uğraş. Bir sanat eserinin yarattığı beklentiyle karşılaştırarak değerlendirilmesi yaratıcısına haksızlık olsa da, ne yaparsınız, o da insani bir duygu işte. Beklemek...
ÖRİK’İN ROMANINDAN UYARLAMA
Masumiyet’in, Yazgı’nın, İtiraf’ın, Kader’in Yönetmeni Zeki Demirkubuz, filmleri en çok izlenen değil belki, ama sinema severler tarafından en çok merakla beklenen yönetmenlerden. Son filmi Kıskanmak, ilk kez geçen haftalarda Altın Portakal’da yarıştığında gösterildi, biraz sessiz sedasız bir şekilde. En iyi kadın oyuncuyu saymazsak, Demirkubuz için “ödülsüz” geçen bir festival oldu. Yönetmenin filmografisi açısından filmin önemi, ilk kez senaryosunu kendisinin yazmadığı, bir roman uyarlaması üzerinde çalışması.
Nihat Sırrı Örik’in Kıskanmak romanının arka kapağında, bu romanın, baş kahramanı negatif olan belki de tek roman olduğu söyleniyor. Öykü, tahmin edileceği gibi bu “negatif” karakterin kıskançlığı ve bunun üzerine düzenlediği intikam operasyonu üzerine.
KİM KİMİ KİMDEN KISKANIYOR?
1930’ların Zonguldak’ında, genç cumhuriyetin Mühendislerinden Halit (Serhat Tutumluer), herkesin diline düşecek kadar çirkin kızkardeşi Seniha (Nergis Öztürk) ve güzel eşi Mükerrem (Berrak Tüzünataç) ile yaşıyor. Burada, Zonguldak ileri gelenlerinden bir ailenin yakışıklı oğluyla, güzel kadın arasında bir ilişki başlıyor. Seniha’nın da kışkırtmasıyla Halit elini kana buluyor. Seyirci de, bu arada kimin kimi neden kıskandığını anlamaya çalışıyor.
Lafı dolandırmadan söyleyelim; filmin en temel sorunu, her karakterin neden öyle davrandığını, filmin adından yola çıkarak da kimin kimi kıskandığını bir türlü veremeyişi. Filmin afişine Berrak Tüzünataç’ın fotoğrafı konmuş, basın metninde de Seniha’nın Mükerrem’i kıskandığı, Halit’in iki kadın arasında kaldığı söyleniyor. Oysa, film boyunca, Seniha’nın Mükerrem’le böyle bir ilişki kurduğuna dair hiçbir veri yok. Ama sonlara doğru, bu, çirkinliği üstüne basa basa vurgulanan kadının, ağabeyine karşı bir nefret ve kıskançlık beslemiş olabileceğini düşünmemiz isteniyor. Asıl kıskanılan kişi, ağabey olabilir, ikisi birden olabilir. Ama filmin bütününe yayılan böyle bir duygu olmadığı için, havadan konuştuğumuzla kalıyoruz.
O ÇOCUĞU KİM KISKANSIN...
Oysa, bu karakterler arasındaki ilişkiyi kolayca kavrasak, genç cumhuriyetin bir maden kenti karakterini kazanmaya başlayan Zonguldak’ındaki ilişkileri de fonda, merakla izlemeye hazırız. Girişte, baloda, Zonguldak sosyetesinin kendi arasındaki konuşmalarda, izleyici buna hazırlanıyor. Ama sonra, sonrası biraz belirsiz...
Oyunculuğa gelince, Nergis Öztürk’ün ödülüne itiraz etmek için değil ama, karakterlerin özellikle diyaloglarda sırıttığını söyleyebiliriz. Ağdalı dilleri iğreti duran oyuncular da, ister istemez seyirciyi o atmosfere o kadar kolay sokamıyor. Hele de, şu meşhur yakışıklı genç adamın sahneye girişinin hiç öyle gösterişli değil, tersine süklüm püklüm olması, ortalığı yakıp yıkacak biri yerine eğilip bükülen bir liseli genç bulmamız, zaten kıskanmanın şifresini çözememiş seyirci için hepten hikayenin üstüne tuz biber ekiyor.
Sonuçta, şifreleri akılda tutarak, dikkatli izlenince, belki daha başarılı bir seyir gerçekleşebilir...
[email protected]
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net