06 Kasım 2009 05:00

ÖRGÜTLÜ BASIN

Aylardır prostat, karaciğer ve akciğerden röntgen, ultrason, MR, biyopsi işlemlerini sırasıyla yaptırdığımız hastanenin eksi ikinci katından artı ikinci katına terfi ettik nihayet.

Paylaş

Aylardır prostat, karaciğer ve akciğerden röntgen, ultrason, MR, biyopsi işlemlerini sırasıyla yaptırdığımız hastanenin eksi ikinci katından artı ikinci katına terfi ettik nihayet. Her kat, her koridor, her oda ayrı bir hastalığın uzmanlığıyla ilgili. İnsan bedenindeki organ, kemik ve kas sayısı kadar hastalık çeşidi var.
Babamın yattığı aydınlık dört yataklı oda Demetevler’in yüksek anten direkleri dikili tepelerine bakıyor.
***
Bu hastane bekleyişleri sırasında, serum ya da uyku aralarında ben de fırsat buldukça hukuk devleti üzerine bazı makalelere göz attım, Tahsin Yücel’in, yargının özelleştirilmesi tartışmasına girdiği Gökdelen isimli kitabını okumaya başladım.
Hukukun üstünlüğü, bu hastanedeki tedavinin neresinde?
***
Kemoterapi için pazartesi bir günlüğüne yatmıştı ama iki gün serum almakla geçti. Ve üçüncü gün olan çarşamba, tedavinin başlangıcı olarak carboplatin ve navelbine verildi. Kemoterapinin ızdırabını çok yakından bilmesine rağmen, ilacın damarlarına akması, onu oyuncağını bulmuş çocuklar gibi sevindirdi. Büyük bir heves içerisinde ilacın beşer altışar saniye arayla damlayışını seyre koyuldu. “Daha yolun başındayız, şifa olur inşallah” demesini odadaki diğer üç hasta ve refakatçileri de duydu ama hiçbirisi aldırmadı. Diğer hastaların ilk ilaç alışı değildi bu. Hele çarşamba günü taburcu olan bir hastaya verilen ilaç tam 48 saatte ağır ağır akıttı zehrini...
***
İlacın hastalığı tamamen iyileştirebileceği gibi, ilerlemesini durdurabileceği veya bu tedavi sürecinde hastalığın ilerlemeyi sürdürebileceği, önceden kemoterapiye cevap verip, sonradan hastalığın tekrarlayabileceği uyarısı yapıldı bize…
Bir de yazı imzalatıldı:
Bu ilaçlar, hastalıklı hücreler yanında normal hücrelere de etki eder… Alerjik reaksiyonlara, saç dökülmesi, ilacın yapıldığı bölgede yaralar, sindirim sistemi bozuklukları, kalp, akciğer, karaciğer ve böbrekler üzerine yan etkileri olabilir.
İşte insanlar arası ilişkilerde, bu yazının imzalatılması dahi bir hukuk devletinin gereği.
Ama ne malign tümör girdiği organda yayılırken hukuka saygı gösteriyor; ne de bu hastalığı tedavi etmek için verilen ilaç…
***
Yaşam devam ediyor. Memleket meseleleri hastalık dinler mi? Basın Kartı Komisyonu toplanacak, Basın Kartı Yönetmeliği’nde değişiklik yapılacak, 5 Kasım Gazetecilik İçin Ayağa Kalk eylemlerinin hazırlıkları izlenecek, hukuk devletinde hukuksuzluk örnekleri vurgulanacak…
TGS, dün İstanbul’da atv-Sabah önünde, Ankara’da Halk TV’ye mali destek sağlayan CHP’nin önünde, Bursa’da ise Olay gazete ve televizyon binasının önünde basın açıklamaları yaptı, herkesi sendikal örgütlenme, nitelikli yayıncılık, kişilik haklarına saygı için ayağa kalkmaya çağırdı.
İnsanlık onuru için, insani evrensel değerler için, hem işverenleri hem bu medya kuruluşlarının arkasındaki siyasi iktidarı, ana muhalefeti ve TMSF’yi hukuk devletinin gereği olan hukuk kurallarına uymaya davet etti…
Tümörlerin yapamadığını, insanlardan beklemek, onların bir ayrıcalığı zaten!
Yoksa biz insanlar da tümörler gibi yayılıp, ilaç gibi kendimizi savunmaya geçerken, hukukun üstünlüğünü bir yana bırakıp, saldırganlaşmalı mıyız? Birbirimizin haklarını ihlal edersek bunun hukukta bir yaptırımı olmamalı mı?
“Düşünme,
Arzu et sade,
Bak tümörler de öyle yapıyor!”
Tümördeki yayılma içgüdüsü, insanda yerini akla bırakmışsa; aklın verdiği ayrıcalık toplumsal amaçlar için, toplumsal barış için uzlaşmadır, çözümü bulma arayışıdır.
Neden işverenler, işçi haklarına saygı duymayı içlerine sindiremiyorlar?
İnsanlar, hukukun kendilerine tanıdığı hakları talep ederken, buna saygılı davranılmasını bekliyorlar; alay edici, aşağılayıcı, keyfi tavırlarla karşılaşmak istemiyorlar.
***
Hastanedeyken gelen telefonların memleket meselelerine ilişkin olması kimseyi rahatsız etmiyor. İnsan zaten özel bir muamele görmek ya da acıma duygularıyla davranılmak yerine normal yaşamın akmasını tercih ediyor böyle ortamlarda.
Ama “Yahu sen çok iyisin, gülmelisin, neşeli görünmelisin” diyerek, getirdiği böreğin yarısını kendi midesine indiren, şaka yaptığını sanarak işi zevzek muhabbetine döndüren bir komşu hasta ziyaretçisine de kimsenin tahammülü yok.
Bazen tavandaki, bazen duvardaki, bazen de pencerenin dışındaki bir noktaya gözü dalmış bu insanların aklından geçenleri okumak ve onlara akıl vermeye kalkışmak kolay değil.
***
Ben, tümörün hukukunu, insanlığın aklında ararken, çarşamba gecesi hastalar uykuya çekilme ihtiyacı hissedip odanın ışığını söndürmeye yeltenince, başı bağlı bir kadın refakatçi beni genç üniversiteli varsayıp, “Çocuk ders çalışıyor” diye uyarmasın mı eli düğmeye uzananı. Bana yavaş yavaş yol göründü o saatte…
Tümörler gibi değil, insanlar gibi anlaştık!
Perşembe günü taburcuyuz… Evde sürecek tedavinin sonraki safhaları…
ERCAN İPEKÇİ
ÖNCEKİ HABER

Gazetecilerden sendika düşmanlarına tepki

SONRAKİ HABER

Putin, Merkel ve Macron ile Suriye, Ukrayna ve İran gündemini görüştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa