07 Kasım 2009 05:00

Hatice İldan için...

Onların varlığını ancak kaybedince fark edersiniz.

Paylaş

Onların varlığını ancak kaybedince fark edersiniz. Yaşadıkları sürece bir organizmanın gözle görünmeyen bir hücreciği gibi sessiz ve biteviye çalışırlar. Zannedersiniz ki, dünya kurulduğundan beri aynı minval üzere çalışmaktadırlar. Öylesine kendi halinde, öylesine yaptıklarını yaşamlarının doğal bir özelliği kılmış olarak... Onlar; o görünmez, o yalın çalışkanlıklarıyla, aynı yaşam dilimi içinde hem örgütlü bir emekçi olarak sendikalarının işyerlerindeki dayanaklarını her gün yeniden inşa etmeye koyulurlar, hem de bir parti emekçisi olarak omuzladıkları; sabır, emek ve süreklilik isteyen geleceği kazanma sanatının ince, küçük ve meşakkatli uğraşlarının mütevazı emektarlarıdırlar. Bu işlerin tümünü de hem evlerinin geçimini sağlayarak, hem de iki-üç-dört çocuğa bakıp büyüterek yaparlar.
Gocunmazlar, gücenmezler, yüksünmezler. İşlerini layıkıyla yapamadıklarından yakınırlar, ama işlerinin çokluğundan yakındıklarına hiç tanık olunmamıştır. Onlar, yaşarken parıltısız, gürültüsüz, yaşamın omuzlarına yüklediklerini emir bilerek yaşarlar. Kişisel yoksunluklarına karşı tevekkülle, toplumsal yoksunluklara karşı teyakkuzla donanmışlardır. Günün, ortamın havai fişeklerine bakıp gözü kamaşanlardan değildirler. İleride, belki göremeyecekleri bir zamanda doğacak kendi güneşlerinin aydınlığından alırlar ışıklarını. En çok da çocuklarına bakarken, torunlarını severken görürsünüz yüzlerinde bu ışığın şavkını. En çok da onlar için isterler yaşamın tortop bir güneş gibi sevinçle avuçlanacak bir meyve tadına kavuşmasını. Kendileri için bir şey istemeyi akıllarının ucundan geçirmemişlerdir. Ama halk için, işçi ve emekçiler için, gençler ve çocuklar için her nerede ne istenecekse orada olmayı doğal bir görev sayarlar.
Gün geçer, devran döner; onlar bildikleri kadar, inandıkları yolda yalın emek, yel yeperek, taşın sertliğine aldırmadan, damlaların sürekliliğine güvenerek yürürler. Bir gencin ateşli isyanı ve öfkesini de bir dervişin sabrını ve bilgeliğini de aynı göğüs kafesi içinde taşımayı becerirler. Yaşadıkları toprakların, karşıladıkları rüzgarların, emekçi kalabalıkların seslerini içlerinde taşır, yaşamın küçük büyük bütün dert ve tasasıyla da iç içe yaşarlar. Onlar, günün hızla edinilip hızla tüketilen bilgi ve duygu deviniminin hengamesine aldırmadan, bütün enerjilerini bildikleri tek şeye; çağımızın çarkını ileri çevirmeye harcayanlardır. Bir kuşağın; halkın kendisi olarak, kendisi kalarak devrimci olmayı başarmış olanlarıdır, onlar. Onlar, bu topraklarda yetişen emekçiler içinde ve de emekçi kadınlar içinde, kendi kuşağının en ilerisinde durup, bütün devrimci kuşakların en güzel özellikleriyle donanmış olup, bunu en gösterişsiz gösterenlerdir. Nasıl ki, sonbaharda yağmur ve rüzgarın varlığını sorgulamazsınız; nasıl ki, her sabah günün ışımasını sorgulamazsınız; onların yaşam içindeki varlıkları ve işlevleri de, aynı doğallık ve görünmez yalınlık içinde sürer gider. Ta ki, bir gün sonsuzluğa göçene dek... Onların varlığını ancak kaybedince fark edersiniz.
Cevriye Aydın (İstanbul)
ÖNCEKİ HABER

Kürt sorunu!

SONRAKİ HABER

AYM: Mahpuslara bazı yayınların verilmemesi hak ihlali

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa