07 Kasım 2009 05:00

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

Bir yolcu gördüm,Her karşılaşmamızda kendimi onda gördüm.

Paylaş

Bir yolcu gördüm,
Her karşılaşmamızda kendimi onda gördüm.
O da bende kendisini buluyor olmalıydı ki, gönlümü almak için söylememişse eğer şu sözleri, tam da benim hislerimi dile getirmekteydi;
“Gittiğimiz yer kadar büyür dünya” demişti yolculuklarımızın birinde. “Attığımız her adımda genişler, yayılır, uzar gider. Her adımda ben daha büyük bir alemin içinde bulurum kendimi, yalnızlığım azalır.”
Bu sözler tam da beni anlatıyor olsa bile sıradan bir ek daha yapmam gerekiyordu cümlenin sonuna;
“Alemin büyümesinde değil mesele,” diye söze girmiştim, “Biz giderek küçülmekteyiz.” Bu sözlerimi işittikten sonra gülümsemiş, hiç sesini çıkarmadan içine çekilmişti.
Bir bozkırın ortasındaydık o sırada. Gökyüzü alabildiğine yüksekti, ufuk gözlerimizi acıtacak kadar uzaktı ve çepeçevre kuşatmıştı ıssızlığı. Nerede, ne zaman gördüğümü hatırlamadığım bir çiçeğin aniden bastıran kokusunu duydum. Yabaniydi, bir örümcek teli gibi rüzgara tutunmuş biteviye salınıyordu. Ellerimi gayriihtiyari uzatınca çiçeğe dokunur gibi oldum. Beyazdı, ayva tüyü yumuşaklığında ve ılıktı. Borumsu gövdesinden yükselen sanki koku değil derin bir iniltiydi, boğuk bir ses, bir “gitme kal” çağrısı.
Durdum. Hiç kıpırdamadan olduğum yerde kaldım. Yıllardır gittiğim onca yerden, geçtiğim onca yoldan sonra tam sınırındaydım dünyamın. Bir adım daha atmak, dünyamı biraz daha büyütmek ya da olduğum yerde kalıp, bütün bir ömrün özeti gibi gelen kokuyu ve sesi içime çekerek yaşamak arasında kararsızdım.
Şimdiye kadar geçtiğim tenhalıklar içinde en ıssızına, yaşadığım yalnızlıkların en derinine düşmek üzereydim. Ürperdim, sezebildiğim bütün dünyalardan daha büyük bir boşluğa sürükleniyordum. “Belki de son adımın vakti geldi,” diye geçti içimden. Tam bu sınırda, atacağım tek bir adımla dünyamı başka bir aleme açmak üzereyken nereden geldiğini anlamadığım bir tedirginlik peydahlandı içimde, hemen ardından, en az onun kadar ağır bir kararsızlık çöreklendi. Her ikisini de aşmam kolay olmadı. Tam ayağımı kaldırmış o son adımı atacağım sırada,
“Ne kaldı sende bunca yolculuktan geriye?” diye sordu. Gereksiz bir soruydu ve bir o kadar da patavatsız bulmuştum doğrusu. Bana kalırsa bu sorunun cevabı zaten kendisindeydi.
Cevap vermedim. Benim yerime o,
“Her yol yeni bir yalnızlığa açılır,” dedi.
İkimizin de bildiği bir şeyi söylemişti. Üstelik bunu söyleyebilmek için bunca yol kat etmeye gerek yoktu. Bu nedenle yolculuklardan geri kalan ne varsa hepsini kendi sessizliğine bırakıp şimdiye kadar söylediklerimiz ve işittiklerimizle yetinmeye karar verdik. Ayrıca bildiğimiz bir şey daha vardı: Her yol gibi, her yalnızlık da bir öncekinden farklıydı.
En değerli varlığımızı, yalnızlıklarımızı yanımıza alarak yola birlikte devam ettik. Birlikte gidilen yalnızlık seferine çıkmıştık.
ÖZCAN YURDALAN
ÖNCEKİ HABER

3 ayda 190 düşünce sanığı

SONRAKİ HABER

İnci Sözlük ile Uludağ Sözlük’ün %50 hissesi satıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa