08 Kasım 2009 00:00

BAŞYAZI

Son yılların en önemli tartışmalarından birisi, hükümetin, genetiği değiştirilmiş ürünlerin, (bunlara kısaca GDO’lu ürünler da deniyor) belirli sınırlar içinde ithalatını serbest bırakan bir yönetmelik çıkarmasıyla yeniden alevlendi.

Paylaş

Son yılların en önemli tartışmalarından birisi, hükümetin, genetiği değiştirilmiş ürünlerin, (bunlara kısaca GDO’lu ürünler da deniyor) belirli sınırlar içinde ithalatını serbest bırakan bir yönetmelik çıkarmasıyla yeniden alevlendi.
Hükümet, “Bu yönetmelikle biz, GDO’lu ürünlerin (*) ithalatını sınırladık. Çünkü yönetmelik yokken bu ürünler zaten giriyordu. Biz sınırlar getirdik ve kontrol altına aldık” derken, bilim çevreleri, “Bu yönetmelikle ithalat zorlaştırılması yapılmıştır. Ama bu büyük firmalar bu zorlukları aşacaktır. Bu yönetmelikle GDO’lu ürün ithalatı yasağı delinmiştir! Açılan bu gediği, GDO’lu ürün üreten uluslararası tekeller ve ithalatçıları rahatlıkla büyütürler” demektedirler.
Hükümet, bu eleştirilere yanıt vermek ya da yönetmeliği geri çekmek yerine, bilinen en klasik yola başvurarak; bir yandan “Yönetmeliğimiz kusursuzdur. AB ülkelerindeki yönetmeliklerden bile ileridir!” derken, öte yandan Tarım Bakanı Mehdi Eker, “Ben GDO’lu bir gıdayı yemem!” diyerek, klasik bakan tutumunu almaktadır! O zaman tabii vatandaş da soruyor: “Bakan yemeyecekse neden bizim yememiz için GDO’lu ürünlerin ithalatına izin veriyor?” Ya da bilim çevreleri ve vatandaş; “Binde 9’dan az GDO’lu ürün içeren yiyecekleri neden serbest ediyor? Üstelik de ürünlerin üstüne ‘Bu ürün GDO’suzdur’ ibaresi yazılmasını neden istemiyorlar” diye soruyor.
Tabii sorular çok.
GDO’lu ürünler bugün insanlık için iki önemli tehdit oluşturuyor. Birincisi, bu ürünler onları tüketen insanlara ve hayvanlara zarar veriyor. İkincisi ise doğal bitki türlerini yok ederek doğayı tahrip ediyor.
Her ikisi de insanlığın bugünü ve geleceği için tehdit oluşturuyor. Onun içindir ki tartışma ciddidir. Ancak gerek basın, sorunu popülerleştirip spekülatifleştirerek, gerekse hükümet ve burjuva, muhalefet sorunu kendi aralarındaki çatışmanın bir aracına dönüştürerek hafifletmekte; kafa karışıklığına yol açmaktadırlar. (Tıpkı “domuz gribi aşısı” sorununda olduğu gibi...)
Aslına bakılırsa, bugün insanlığın bilim ve teknoloji birikimi, böyle bir sorunda neyin doğru neyin yanlış olduğunu bir saat içinde belirleyecek düzeydedir. Ancak, tekellerin ve sermaye güçlerinin kâr baskısı, bilim dünyasını da böldüğü için sorun daha da karmaşıklaşmaktadır.
Bilim çevrelerinin bölünmesinin nedeni, elbette bilimin ortaya çıkan problemlere yanıt verememesi değildir. Tersine, tamamen politiktir ve büyük gıda tekellerinin çıkarları üstünden bir bölünmedir. Ve kapitalist kâr hırsı ve tekellerin egemenlik mücadelesi sürdükçe de bu tartışma bitmeyecektir!
Kısacası GDO tartışması, büyük tarım tekellerinin dünyanın tarıma elverişli topraklarını ele geçirme, dünyaya hükmetme mücadelesinde hangi tarafta olunacağı tartışmasıdır.
Bu yüzden de GDO’lu ürünlerin tüketilmesine karşı çıkanları, kimi “bilim-politika” çevrelerinin “Teknoloji düşmanlığı yapılıyor” diye suçlamaları, elbette sadece kara propagandadır. Hele bu cephenin önde gelenlerinin önemli bir bölümünün, daha 30-40 yıl öncesine kadar tarlalara traktör sokmanın “gavurluk” olduğunu düşünen; traktörün sürdüğü tarlada ekilen buğdayın yenmeyeceğine dair fetva çıkaranların soyundan olduğu düşünülürse, suçlamanın ciddiyet derecesi de yeterince anlaşılmış olur!
Dünyanın besin kaynaklarını uluslararası tarım ve gıda tekellerinin ele geçirme savaşı verdiği, bu amaçla emperyalist ülkelerin gücünü kullandıkları göz önüne alındığında; bugün GDO’lu ürünlerin yayılmasına hoşgörü göstermek, elbette dünyadan bihaber olmak anlamına gelir. Dahası bu tutum, dünya halklarının gıda güvenliğini burjuvazinin ve tekellerin kâr hırsına terk etmek olur.
Bu, “kediye ciğer emanet etmek”ten bile daha aptalca bir şeydir.

(*) Bugün süren tartışma içinde, GDO’lu ürünlerden söz ederken, ya türler arasında gen transferi yapılan ya da aynı türdeki ürünün genlerinin diziliminin değiştirilmesiyle üretilen ürünlerden söz edilmektedir. Yoksa hibrit tohumla üretilen ve bugün karpuzdan domatese, biberden salatalığa, marula, havuca kadar pek çok sebze, GDO’lu ürün kapsamında değildir.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

Temizöz: Tehdit bundan sonra da olabilir

SONRAKİ HABER

Cumhurbaşkanlığı seçimleri krizi çözmedi: Cezayir'de halk tekrar sokaklarda

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa