08 Kasım 2009 05:00

SÖZ OLA TORBA DOLA

Bir de ben yazayım istedim şu Arda oğlan odaklı olayı. Aslında 3F üçlemesi olmasaydı geçen hafta yazacaktım da F’leri bölük pörçük etmemek için bu haftaya bıraktım. Geçen hafta olsaymış sayfa hepten Arda oğlanın olacakmış. Hem öyle olmadı, hem de bir hafta daha uzamış oldu konu. Ne de olsa biz severiz konuyu uzatmayı.

Paylaş

Bir de ben yazayım istedim şu Arda oğlan odaklı olayı. Aslında 3F üçlemesi olmasaydı geçen hafta yazacaktım da F’leri bölük pörçük etmemek için bu haftaya bıraktım. Geçen hafta olsaymış sayfa hepten Arda oğlanın olacakmış. Hem öyle olmadı, hem de bir hafta daha uzamış oldu konu. Ne de olsa biz severiz konuyu uzatmayı.
Evet, bir de ben anlatayım istedim dünya derbisi yalanıyla büyütülen karşılaşma öncesi Arda oğlanın çıkardığı olayı. Anlatayım da, aslında anlatacağım doğrudan Arda oğlan olmayacak. Onun suratına bakıp da göremeyen; ama sırtından düşünce(!) salgılayan yorumcu, yazıcı, sunucu kılığına girmiş yandaşlar üzerine olacak anlatacaklarım. Çünkü, onlara göre ortada bir öykü var; ama iki ayrı gerçek var. Tuttukları takıma göre Arda oğlanın haklılığı ve haksızlığı...
Onlar ya Kadıköy Arena’da çıplak gözle gördüler ya da evlerinde koltuklarına gömülmüş olarak cici kanallarında izlediler olayı. Oysa ben yeni kullanmaya başladığım uzak gözlüğümün arkasından, Erdoğan Arıkan’ın sunumuyla ve onun deyişiyle “karşılaşmanın tamamının geniş özeti” nde gördüm her bir şeyi. Çabucacık oluveren ama zar zor biten olay şöyle bir şeydi: Karşılaşma öncesi birkaç aslan birlikte, önlerine bakarak koşar gibi yapmaktadırlar. Ama içlerinden biri; Arda oğlan, arkadaşlarının gittiği yöne arka arka gitmektedir şaşkın ördek gibi. Hani, ördeğin şaşkınının götün götün suya daldığı söylenir ya!.. Onun gibi işte!.. Bir başka anlatımla Arda, baktığı yere gitmemekte, gittiği yere de bakmamaktadır. Niyeyse!..
Arda bu eylem içindeyken yabancı uyruklu bir kanarya, yabancılığından yolu şaşırmış olsa gerek, aslanların yakınında, tek başına önüne bakarak ve baktığı yere giderek koşar gibi yapmaktadır herkes gibi. Ne baktığı yere giden ne de gittiği yere bakan Arda oğlanın üzerine geldiğini görünce, kendisine çarpmasını, en azından ayağına basmasını önlemek için iki eliyle engelleme yapar. Demiryolundaki uygulamayla makas değiştirir yani. Başarır da... Arda oğlanın yönü değişir. Değişmiş yönünde ilerler Arda ve gider. Giderken de makasçısına öylesine bir bakar. Gider yani. Aldırmaz.
Ne var ki, o an için uzun sayılabilecek bir süre sonra Arda oğlanın baktığı yere gitmesinden olaya aldırdığı anlaşılır. Ama niye böylesine geç aldırdığı anlaşılmaz. Çünkü, tam da aldırma anını göstermez benim akcam. Üstelik yürüyüp gitmesini de bir kez daha göstermez. İşte, gösterilmeyen o bölümleri görmeye çalıştım ben. Başkaları da görmemiş olmalı ki, bir süre ses çıkmadı bu konuda.
Arda, kendisine yön verenin bir makas değil de takımdaşı; hem de ülküdaşı ve de vatandaşı olmayan bir makasçının olduğunu ayrımsamış olabilir. Takım kaptanı da olmasına karşın aşırı milliyetçiliğinin de etkisiyle baktığı; ama gitmediği yere doğru, kaptanlık böyle günde belli olur düşüncesiyle koşar adım gitmiş olmalı. Ya da takımdaşlarından bir ya da birkaç arkadaşı kendisini uyarmış, uyandırmış, kışkırtmıştır. Ne de olsa gençti ve suça eğilimliydi. Geceleri de geç yatıyordu üstelik. Böylesine bir destek(!) sonrasında da makasçının üzerine gitmek bir zorunluluk olmuştur kendisi için. İlginçtir, iki gün sonra çıkan haberler ikinci seçeneği doğruluyordu. Arda kışkırtılmıştı. Ama ben bunu başında görmüştüm.
Ve sonrası, Kaya Çilingiroğlu’nun deyişiyle bildiğiniz üzere malumunuz.
Arda oğlanın takımdaşı bir oyuncunun takımdaşlık dayanışması(!) içinde söylediği sözler, benim düşüncemi de Arda’nın davranışını da bir güzel doğruluyordu. Arda’ya yön veren yabancı uyruklu makasçı için “Türkiye’de olduğunu unutmuş görünüyor. Kendini Brezilya’da sanıyor” demesi, takımdaşlığın içinde, ondan da öte ülküdaşlığın ne denli öncelikli ve ağırlıklı olduğunu gösteriyordu.
İşin ilginç yanı, bütün bu söylemlerin, yazan çizen amcaların ilgisini çekmemesiydi. Medyatik medyanın usta medyatörleri işin başka boyutundaydılar. Onları yandaşlık, takımdaşlık daha çok ilgilendiriyordu. Onlardan biri; hem de ne zaman adam olunacağı üzerine düşünce(!) üreten biri, takımdaşlığı aşıp profesyonel olmaları gereken oyuncular için “Sarı kırmızı giymişlerdi ama asla Galatasaraylı değillerdi” türünden söz salarken, ortalığa, takımdaşlığın profesyonelliğin üstüne çıkarıldığını somut olarak gösteriyordu. Üstelik bu sözün, ağız dolusu küfür ettiği adamın, daha sonra yanında çalışan birinin ağzından çıkması ilginçti. Şaşırtıcı değildi kuşkusuz, ama kışkırtıcıydı. Belki de adam olunmuyordu, adam doğuluyordu.
ÜSTÜN YILDIRIM
ÖNCEKİ HABER

ENSTANTANE

SONRAKİ HABER

Mersin Valiliği kayyum eylemlerini 15 gün süreyle yasakladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa