NOT

NOT

  • 86 yıllık Cumhuriyet’in, kendisinden beslenen küçük bir azınlık dışında, bütün toplumsal kesimlerle ilişkisi hep problemli oldu. Ulusal, ideolojik, politik ‘tekçi’ kostümünü giydirmek üzere yöneldiği her kesim bir problem alanına dönüştü. Giderek de rejimin kendisi çözüm bekleyen bir problem haline geldi.


    86 yıllık Cumhuriyet’in, kendisinden beslenen küçük bir azınlık dışında, bütün toplumsal kesimlerle ilişkisi hep problemli oldu. Ulusal, ideolojik, politik ‘tekçi’ kostümünü giydirmek üzere yöneldiği her kesim bir problem alanına dönüştü. Giderek de rejimin kendisi çözüm bekleyen bir problem haline geldi. Bugün yaşanan budur; herkes bu problemi sorgulamakta, çözümünü aramaktadır.
    Aleviler de bunu yapmaktadır. Bugüne kadar, “Laik Cumhuriyet’in temel dayanağı” olmakla avutulmuş, ama Sünni-Hanefi devlet dini gerçeği altında hoyratça yok sayılmışlardı. Otoriter-laikçiliğin ve özellikle devlet partisi CHP’nin geleneksel oy deposu durumunda olmalarına karşın, CHP dahil hiçbir “laikçi” hükümet, “Alevilerin sorunları var” demedi. Özellikle son yıllarda “Laik rejim” üzerinden bir devlet savunusuyla sınırlanmak istenen Aleviler, bugüne dek, savunulması istenenin nimetlerinden hiç yararlandırılmadı!
    “Aleviler Cumhuriyet’e hep sahip çıkmıştır” denilir ya, doğrudur; peki ama Cumhuriyet Alevi’ye sahip çıkmış mıdır? Asıl soru budur artık. 86 yıllık Cumhuriyet, işte bu soruyu sorarak rejimi sorgulama noktasına getirmiştir Alevileri…
    Osmanlı’nın Alevi düşmanı hilafetini gösterip Cumhuriyetin avutucu sahte laikliğine razı edilmeye çalışıldı Aleviler… Osmanlı monarşisine karşı Cumhuriyet, teokrasiye karşı laiklik, fikir olarak elbette ileriydi. Ama bu Cumhuriyet hiçbir zaman demokratik, laik, halkçı, sosyal olmadı ki… Herkesi olduğu gibi, Aleviyi de önce umutlandırdı ama hemen sonra dışladı. Osmanlı’nın Aleviye yönelik ‘katli vacip’ konseptinin yerine, eğitimde, kültürde Aleviyi tamamen dışlayarak Sünni egemenliğini dayatan ‘özgün’ bir asimilasyon ikame edildi.
    Bu Cumhuriyet kimsenin kendi ulusal, inançsal, sınıfsal gerçekliğini tanımadı. Gayrimüslim gayrimüslimliğini, Kürt Kürtlüğünü, Alevi Aleviliğini, komünist komünistliğini yaşatmadı. İşçiye sendikayı, 1 Mayıs’ı yasakladı. 1925’deki Takriri Sükun’u anmak yeterlidir herhalde...
    Yani?
    Cumhuriyetin şekillendirdiği ceberrut statükoyu sorgulamak, “İslamcılık” ya da “laiklik karşıtlığı” falan değildir. Söylediğimiz, bilakis, Cumhuriyetin laik ve demokratik olmadığıdır. O çok şikayet edilen ve “Cumhuriyet düşmanı” diye Alevilere biricik hedef olarak belletilmeye çalışılan “dincilik” de bugünkü gücünü Cumhuriyetin işte bu ‘laik olmayan laikliği’ne borçludur aslında…
    Alevi sorununda devleti aklayan, sorunu örneğin AKP’yle başlatan statükocu misyonerlik, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın daha Atatürk dönemine, İmam Hatip Okulları’nın İnönü dönemine, zorunlu din derslerinin 12 Eylül dönemine denk düştüğünü nedense hatırlamaz! Mum söndü hikayeleri, Alevi köylere cami yaptırılması, Maraş, Sıvas katliamları… Aleviler bütün bir Cumhuriyet sürecinin mağdurlarıdırlar…
    Bugün AKP’yle yapılmak istenen ise, Cumhuriyetçi statükonun artık dikiş tutmaz elbisesine sığmayan Alevilerin bu kez de Alevi açılımı adıyla, bir başka düzeyde bağlanmak istenmesidir. “İslam-içi folklorik bir renk” biçimindeki Alevilik kurgusuyla Aleviler, Diyanet’in eklentisi yapılarak devlet-Alevi ilişkisi bir başka düzeyde kurulmaya çalışılmaktadır. Kültürel, sosyal, politik boyutlarından kopararak tamamen dini ritüeller toplamına dönüştüreceği için Aleviliği Alevisizleştirme girişimidir bu…
    Ama Aleviler kendi örgütlülükleri ile statükocu CHP’ye de ‘açılımcı’ AKP’ye de yem olmak dışında farklı bir pozisyonu zorlamaktalar artık. Bu tarihsel bir gelişmedir.
    Anlaşılmaktadır ki, direnmenin tek yolu, ezilen kimliğin, bir dünya görüşü ve bir siyasal mücadeleyle buluşturulmasıdır. Demokrasi ihtiyacı içindeki bütün çevreleri kapsayacak bir siyasal cephe ihtiyacı, herkes için daha bir yakıcı olmaktadır. Egemenlerin biçecekleri “yeni elbise”yi reddetmenin en etkin yolu, bütün ezilenlerin, birlikte, kendi elbiselerini kendilerinin biçmesinden geçiyor.
    İşte demokrasi ve eşit yurttaşlık talebiyle Alevilerin İstanbul Kadıköy’de yapacakları bugünkü miting Alevi buluşması değil sadece, bir demokrasi buluşmasıdır.

    NOT: Adli Tıp Kurumu Başkanıymış; ölümle pençeleşen kadın tutsak Güler Zere için Adli Tıp raporunun gecikmesini şöyle açıklıyor: “Toplumun bir kesiminin düşünce ve hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak zorundaydık”…
    Alçaklık demeyeceğiz buna… Vicdansızlık da… Bunlar, yapanın itiraf edemeyeceği kadar utanç verici şeylerdir zira… Bir başka adı olsa gerektir… Bu devlete ve devletinin adamına yakışan bir başka ad…
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.