EVRİM/DEVRİM

EVRİM/DEVRİM

  • Başbakan Erdoğan Türkiye Milli Kültür Vakfı’nın İstanbul’da düzenlediği toplantıda konuşmacıydı. Her zamanki gibi esti, yağdı, gürledi.


    Başbakan Erdoğan Türkiye Milli Kültür Vakfı’nın İstanbul’da düzenlediği toplantıda konuşmacıydı. Her zamanki gibi esti, yağdı, gürledi.
    Gerçi, Kürt açılımı konusunda püskürtülmüştü. “Milli Birlik Projesi”nde karar kılmıştı, MHP ve CHP’nin yoğun saldırıları sonucu. Sesi çok da gür çıkmıyordu bir süredir. Örneğin “açılım”la ilgili olarak, yasa ve anayasa değişikliği gerektirdiğini söylediği orta ve uzun vadeli önlemlerden söz etmez olmuştu! Ama kendisi olmasa bile uzmanlaşmış “adamları” vardı “elinin altında.” Üste çıkacağı şekilde gündemler ayarlanıveriyordu!
    “Islak imza” işi çıkmış ya da çıkarılmış, Erdoğan nefes almıştı. Ve vardı bir güvendiği. “El elden üstündür” diye düşünüyordu. Yakında Washington’a uçacaktı. Elbet bir çaresi bulunurdu!
    Şimdiden imanı tazelenmişti. Yine yüksek perdeden konuşmalar yapmaya başlamıştı. “Açılım” örneğin 10 Kasım’da görüşülecekti Meclis’te. Geri adım atılmıyordu. Ve herkesi bitirmiş, bu konuda eleştiri sırası aydınlara gelmişti. Artık ülkenin entelektüel hayatını düzenlemeye girişmişti Başbakan, buradan konuşuyor, eleştiriyi buradan yapıyordu.
    İşçileri silkeleyip geçmişti. İş bulup çalışacaklardı! Köylülerin gözünü toprak doyursundu! Beriki anasını alıp gitsindi! Diğeri taşı sıksa suyunu çıkarırdı, neden çalışmıyordu!.. Sonunda kimse kalmamış sıra entelektüellere gelmişti! Pek anlardı. Fazlasıyla entelektüeldi! O her şeye kadirdi! Her şeyin en iyisini bilirdi!
    Gerçi uzmanlarca üzerine iyice çalışılıp kaleme alınarak eline verilen metinleri okumadığında ya da zaman zaman olduğu gibi metin dışına çıkıp ekler yaptığında çam üstüne çam deviriyordu. Prompter (Akan metni okuma aleti) bozulur diye birkaç yedeği el altında tutuluyor, şehir elektriğine güvenilmeyip jeneratör de taşınıyordu Başbakan’ın peşi sıra. Ama olsun, o yine de bilirdi. Hem de en iyisini! Ondan aydını var mıydı?
    Aydınlar toplumun değerlerinden uzaklaşmışlardı! “Geçmişte ve bugün yaşadığımız birçok meselenin temelinde aydınlarımızın ve onlarla birlikte yönetici kitlenin kendi öz değerlerinden ve milletin hassasiyetlerinden kopuşu” yatıyordu.
    “Açılım” sorununda da böyleydi: Aydınlarımız uç noktalara savruluyor. Siyaset ve siyasetçi ister istemez bu iklimden etkileniyor. Çünkü o da rant peşinde. Rant denilince sadece akla para gelmesin. Siyasetin de bir rantı var, diyordu Başbakan. Savrulmayan bir tek kendisi ve partisiydi! O kıbleydi! Ve ranttan söz ediyordu!
    Aydınlar savrulmasına savrulmamışlar mıdır? ‘70’lerin aydınıyla bugünkünün aynı olmadığı, aynı yerde durmadığı kesindir. Ama bunda bir anormallik yoktur. Aydın toplumu yönlendirir, ama aydını şekillendiren de toplumsal mücadeleyle birlikte toplumun kendisidir. Bugün aydın da rant işlerine merak salmıştır. Ve tabii, böyle oldukça aydınlığı tartışma konusu olmuştur. Ama merak saldıkları yerde Erdoğan’la birlikte arkadaşları en önde durmaktadırlar! Kim rant sorununun AKP olmadan tartışılabileceğini iddia edebilir? Bu alanda Özal ve ANAP’ının sollanmadığını kim ileri sürebilir? Ama isteyen erkeklik desin, isteyen geçmişten ders almak, Başbakan’ın bu seçimde son kez milletvekilliğine aday olacağını söylemesi yine yukarıdan konuşmaktır! Tükürdüğümü yalamam demiştir. Kazandıklarını yeterli gördüğü, daha fazlasını göze alamadığı görülmektedir. Birincisi budur. Kendi açısından doğru yapmaktadır!
    Ve ikincisi, “en büyük benim” demesi bir yana, milliyetçilere, sosyal demokratlara, mukaddesatçılara yönelik söyledikleri yanlış değildir. “Açılım”ı konu ederek, “Milliyetçiyim diye muhalefet edenler, millet ve milliyet tasavvurundan yoksun, sosyal demokrat olduğunu iddia edenler, dünya gerçeğinden, sosyal demokrasinin fikri temelinden yoksun. Mukaddesatçıyım diyenler manevi geleneğin irfan ve hikmet anlayışından yoksun” derken doğruyu söylemektedir. Ama kendisi doğru değildir!
    MUSTAFA YALÇINER
    www.evrensel.net