18 Ekim 2009 04:00

2010’a gidememek şaşırtıcı mı?

Takım oyunundan, kolektif mücadeleden, yardımlaşmadan, dayanışmadan değil, futbolcuların günlük form ve performans düzeyinden medet uman bir anlayışla istikrar yakalamak mümkün olabilir mi?

Paylaş
010 Dünya Kupası’na katılma hayalleri sona erince, futbolda artık değişim zamanının geldiği ve yeni bir yapılanmanın şart olduğu konusunda görüş birliği oluştu. Tabii yeniden yapılanma gibi parlak laflar etmek iyi hoş da, nasıl olacak bu iş? Yeni bir yapılanmadan kastedilen ne ki? Yeni bir teknik direktör mü? Yeni futbolcular mı? Değişim için, yeni bir yapılanma için teknik direktör değiştirmek ya da birkaç futbolcuya milli takımın kapılarını kapatmak yeterli mi? Kaldı ki kafalar aynı kaldıkça -onların değişme şansı zaten yok- değişim ve yeniden yapılanma gibi parlak laflar da havada kalmaya mahkum.Aslında milli takımın en temel sorunu ekolsüzlük. Milli takımın; oyuncuların oyun karakterine, yeteneklerine ve fiziksel özelliklerine uygun bir futbol sistemi yok. Bunun baş sebebi de, bugüne kadar teknik anlamda milli takım sorumluluğu üstlenmiş kişilerin, bir ekol, bir sistem yaratabilecek birikim ve donanıma sahip olmaması. “Futbolcularım çıkıp aslanlar gibi mücadele edecekler” tarzı laflarla ekol oluşmuyor ne yazık ki. Ekolsüzlük kaçınılmaz olarak, beraberinde istikrarsızlığı da getiriyor. Takım oyunundan, kolektif mücadeleden, yardımlaşmadan, dayanışmadan değil, futbolcuların günlük form ve performans düzeyinden medet uman bir anlayışla istikrar yakalamak mümkün olabilir mi?Kağıt üzerinde, bizden çok daha zayıf görünen pek çok takım bile, bir ekole bağlı kalmaya ve bir sistem uygulamaya çalışıyor. Milli takımın böyle takımlar karşısında zaman zaman bocalaması da işte bu yüzden aslında hiç şaşırtıcı değil. Tam anlamıyla, ne zaman, ne yapacağı kestirilemeyen, serseri mayın gibi bir milli takımımız var. Gününe denk gelirse İspanya’ya çelme de takabilir, dağınık bir zamanında Belçika’dan fark da yiyebilir. Oyunla değil, oyuncularla yol almaya çalışmanın doğal sonucu bu.Kuşkusuz sistemsizlik, sadece Terim meselesi değil. Sorunun teknik boyutu Terim’i kat kat aşacak boyutta. İşin teknik kısmı bir yana, Terim’in kişiliğinden kaynaklanan özel(!) zaaflarının; gerek futbol kültürü, gerek oyuncular, gerekse de milli takımın dünya üzerindeki imajı üzerinde ciddi bir tahribat yarattığı da inkar edilemez bir gerçek. Bunu vurgulamadan geçmek de olmaz.ZAFER SARHOŞLUĞUNDAN ZAFER SERSEMLİĞİNEMilli takımın tarihinde elde ettiği en büyük başarı olan 2002 Dünya Kupası üçüncülüğü, sağlam temellere ve istikrara dayanmayan tam bir dönemsel sıçrama örneğiydi. Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanan kadrosundan oluşturulan iskelet, milli takımın çıtasını da tarihindeki en yüksek noktaya taşımıştı. Ama işte o anda önemli olan, zafer sarhoşluğuna kapılmadan bu başarının altında yatan gerçekleri, diğer bir deyişle denk gelişleri görebilmek, anlayabilmek ve geleceğe yönelik planlamaları bu gerçeğe göre hazırlayabilmekti. Aksi takdirde bu başarının devamının gelmeyeceği ortadaydı. Hiçbir Avrupa takımıyla karşılaşmadan elde edilen Dünya Kupası üçüncülüğünün keyfini çıkarmak, rantını yemek varken, kim uğraşırdı ki öyle işlerle?.. Ama işte kimse uğraşmadığı için bugün “2010’da niye yokuz?” diye ağlaşıp, ne talep ettiklerini bile bilmeden “yeniden yapılanma” diye feryat ediyorlar. Benzer bir durum, 2008 Avrupa Şampiyonası’nda da yaşandı. Futbol tarihinde eşine ender rastlanan mucizevi gelişmeler sonucunda milli takım bu şampiyonada yarı finale kadar yükseldi. Birkaç yorumcu dışında, milli takımın bu başarıyı nasıl elde ettiğini yine hiç kimse sorgulamadı. Geleceğe yönelik pembe hayallerin işgalindeydi gündem yine. Yüksekten atıp tutuyor, dünyaya meydan okuyor, medyanın da verdiği gazla, 2010’a katılmanın değil 2010’u kazanmanın hayallerini kuruyorlardı.İstikrarlı bir grafik yakalamak ve sağlam temelli başarılara ulaşmak için büyük başarıların ardından sorgulama, eleştiri ve özeleştiriye daha çok gereksinim olduğu gerçeği hep göz ardı edildi. Zafer sarhoşluğumuz eksikliklerin, yanlışlıkların, hataların görülmesini engelleyecek kadar coşkun boyutlardaydı ve bu nedenle, sonradan hep adeta bir zafer sersemliğine dönüştü. Sorgulama, eleştiri ve özeleştiri hiç hazzetmediğimiz kavramlar. Bir şekilde ulaşılan başarıları daha sonraki başarıların basamağı yapmayı bir türlü beceremiyoruz, ancak başarılarla kendimizden geçmeyi ve kendimizi kandırmayı çok iyi biliyoruz.Başta Fatih Terim olmak üzere, milli takımın ortaya koyduğu oyuna bakmadan, bu oyunu sağlıklı bir şekilde değerlendir(e)meden umut pompalayanlar bir kez daha hüsrana uğradı. Bir de sanki Türkiye, bu tür büyük organizasyonların gediklisiymiş gibi üzülenler, şaşıranlar var ortalıkta; ki, asıl onlara şaşırmak lazım...
Mehmet Özyazanlar
ÖNCEKİ HABER

Fatih Terim, Messi, Jupp Derwall

SONRAKİ HABER

İSMEK ihalelerini 15 yıldır Beyaz Holdin'e bağlı şirketler almış

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa