18 Ekim 2009 04:00

Banka soymak nedir ki?

Banka kurmanın yanında banka soymak nedir ki?” Bertolt Brecht’in bu sorusu bugünlerde fazlasıyla gündemde. Uluslararası İstanbul Bienali, “İnsan neyle yaşar” sorusunun yanı sıra bu soruya da yanıt arıyor; hesapta... Bizim konumuz Bienal değil elbette. Nedense diğer “hırsızlık”lara oranla hep daha sempatik gelen banka soygunlarını, sinemacılar da pek seviyor. Western’lerden karmaşık aksiyonlara bu mevzu pek bir işlendi.

Paylaş
Banka kurmanın yanında banka soymak nedir ki?” Bertolt Brecht’in bu sorusu bugünlerde fazlasıyla gündemde. Uluslararası İstanbul Bienali, “İnsan neyle yaşar” sorusunun yanı sıra bu soruya da yanıt arıyor; hesapta... Bizim konumuz Bienal değil elbette. Nedense diğer “hırsızlık”lara oranla hep daha sempatik gelen banka soygunlarını, sinemacılar da pek seviyor. Western’lerden karmaşık aksiyonlara bu mevzu pek bir işlendi.“Banka İşi” (Bank Job) de işte böyle filmlerden biri. Roger Donaldson’un yönettiği ve Jason Statham, Saffron Burrows, Stephen Campbell Moore ile Daniel Mays’ın oynadığı filmin hikayesi, yaklaşık 40 yıl önce İngiltere’de yaşanan gerçek bir olaya dayanıyor. Eylül 1971’de, hırsızlar Londra’daki Baker Street’teki bir bankanın kasasına tünel kazarak girdiler ve kasalardaki para, mücevher ve belgeleri çaldılar. Milyonlarca sterline el koydular. Soyguncuların hiçbiri yakalanmadı, çalınan hiçbir şey bulunamadı. Bu büyük soygun birkaç gün İngiliz gazetelerinin manşetlerini süsledi; o kadar. Sonra İngiltere Hükümeti basına bir “uyarı” geçti ve haberler de birden bire kesildi. Çünkü asıl mesele başkaydı, üstelik korunan şey de milyonlarca sterlinden daha değerliydi. “Banka İşi” filmi, işte bu gerçek olaydan kalkarak, o kasalarda neyin saklı olduğunu ortaya çıkarıyor.Soygunun düğüm noktası, İngiliz Kraliyet ailesinden Prenses Margaret’in bir hotel de bir yabancı ile sevişme anındaki fotoğraflarını ele geçiren ve bunlarla polise şantaj yapan Michael X. Amerikan siyah hareketinin önemli isimlerden Malcolm X’den esinlenerek bu adı alan Michael X, İngiliz hükümeti tarafından “illegal yollarla” susturulmaya çalışılıyor. Hükümetin tezgahladığı bir soygunun tetikçileri haline gelen “masum” banka soyguncuları ise ne yazık hiçbir şeyin farkında değiller. Üstelik, banka kasalarından sadece o fotoğraflar çıkmıyor. İşin içine polis, gizli servisler, kraliyet ailesi ve hükümet, kısacası herkes giriyor. Çünkü skandal, herkesi etkileyecek kapsamda. Cinayet, yolsuzluk ve seks skandalı ile örülü bu hikayenin en masum kahramanları ise şüphesiz banka soyguncuları...Spike Lee’nin yönettiği ve Denzel Washington, Clive Owen ile Judie Foster’ın oynadığı “İçerideki Adam” (Inside Man) da bir banka soygununu anlatıyor. Ancak, bu soygunda da hiçbir şey göründüğü gibi değil. Polisiye, gerilim ve aksiyon özelliklerini birarada barındıran filmin hikayesi, “Hiçbir detay önemsiz değildir. Hiçbir ipucu gözardı edilemez” yaklaşımından hareket ediyor. Bu soygunun arkasında da iktidar, güç, hırs ve ihtiras ile birlikte tarihte işlenmiş gizli suçlar var. Zeki bir banka soyguncusu, bir dedektif ve bir borsa simsarı arasındaki üçgen, bize her adımda yeni bir sürpriz içeren örgüyü veriyor. Filmin dinamizminin oldukça başarılı olduğunu ve asıl mesajın yanında “keyifli bir soygun” öyküsü içerdiğini de atlamayalım.İkinci Dünya Savaşı yıllarında insanları canı pahasına “çalınmış” altınların öyküsüdür bir anlamda. Ve bu filmlerle birlikte kan üzerine kurulu para imparatorluklarının “asıl yüzleri”ne dair algılarımız biraz daha açılır.Bertolt Brecht’in kastettiği tam olarak bu değildir mutlaka. O, kapitalist sistemin çarklarının bizzatihi kendisinin “hırsızlık” olduğunu vurguluyordu. Ama bu soygun hikayeleriyle ortak noktası belki de “sistemin pisliği” ile yakından ilgili olması. Sermayenin anlı şanlı sahiplerinin parasıyla “Banka kurmanın yanında banka soymak nedir ki?” diye soran Bienal’cilere ve elbette bunu alkışlayan “köşetaş”larına bunu da anımsatalım. Yazının sonuna gelmişken, popüler bir mesaj verelim ve noktayı Yaban ile koyalım: “Yalan söylüyorsun.. Bu zenginlik, bu şaaşa, bu debdebe, bu şıngır mıngır sosyete senin aklını almış. Kör etmiş gözlerini... Sizin olsun bankalarınız... Bu çirkefleşmiş şehre, bu dejenere yoz, beş para etmez ahlaksız partilere, bu adaletsiz kapitalist sisteme, küreselleşmeye karşıyım uleeeeeen...”
ÖNCEKİ HABER

RAHMİ SALTUK: İki cami arasında beynamaz

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa