Sporla eğlenmeyi tamamen unuttuk mu?

Sporla eğlenmeyi tamamen unuttuk mu?

Rekabet, günümüz dünyasının adeta sihirli sözcüğü... Ekonomiden sağlığa, kültürden eğitime, sanattan spora kadar hemen hemen tüm toplumsal yaşam alanlarında yaşanan aksaklıkları giderecek ve bu alanlarda yeni ufuklar açıp yeni gelişmeler sağlayacak mucizevi(!) bir reçete olarak sunuluyor rekabet… Ama bu kavramı en ete kemiğe bürünmüş, en kışkırtılmış ve en kışkırtıcı haliyle sporun içinde görüyoruz. Sporun doğasında varolan çekişme ve rekabet, kışkırtmanın da işin içine katılmasıyla, gerilim üzerinden çıkar hesapları yapanlar için önemli fırsatlar yaratıyor ne de olsa. Rekabet kadar, yarattığı gerilim de kutsanır hale geldi…

Rekabet, günümüz dünyasının adeta sihirli sözcüğü... Ekonomiden sağlığa, kültürden eğitime, sanattan spora kadar hemen hemen tüm toplumsal yaşam alanlarında yaşanan aksaklıkları giderecek ve bu alanlarda yeni ufuklar açıp yeni gelişmeler sağlayacak mucizevi(!) bir reçete olarak sunuluyor rekabet… Ama bu kavramı en ete kemiğe bürünmüş, en kışkırtılmış ve en kışkırtıcı haliyle sporun içinde görüyoruz. Sporun doğasında varolan çekişme ve rekabet, kışkırtmanın da işin içine katılmasıyla, gerilim üzerinden çıkar hesapları yapanlar için önemli fırsatlar yaratıyor ne de olsa. Rekabet kadar, yarattığı gerilim de kutsanır hale geldi…Sporun yozlaşmasında, kendi doğasına yabancılaşmasında ve rant karakteri kazanmasında başrolü rekabet kavramı oynuyor kuşkusuz. Günümüz sporu, rekabet kavramının pençesinde tam bir piyasa nesnesi haline gelmiş durumda. Piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda bambaşka bir nitelik kazanan rekabet, sportif ve insani değerleri tümüyle dışlayarak, "kazanmak için her yolun mübah sayılabileceği" bir anlayışı dayatıyor. Spor profesyonelleştikçe işin, oyun, eğlence, keyif kısmı törpülendi. Zaten bu yönde beklentisi bulunan pek kimse de kalmadı. Çok yönlü spor olgusu, neredeyse sadece rekabet boyutuna indirgendi. Spor deyince artık akla ilk olarak rekabet geliyor.BU NASIL OYUN?Şimdilerde bu tür bir rekabete; bir televizyon kanalında "Devler Ligi" adı altında halı sahada düzenlenen bir turnuva organizasyonunda tanık oluyoruz. Turnuvada; yakın geçmişte Süper Lig'de top koşturmuş, şimdilerde ise kimisi spor yorumculuğu, kimisi teknik direktörlük yapan futbolculardan oluşan takımlar mücadele ediyorlar. Sergen Yalçın'dan Tanju Çolak'a, Ergun Penbe'den Gökhan Keskin'e, Nouma'dan Boliç'e, Hakan Ünsal'dan Okan Buruk'a, Oktay Derelioğlu'ndan Ümit Davala'ya kadar milli takım düzeyinde futbol oynamış pek çok futbolcu boy gösteriyor bu "Devler Ligi"nde... İlk bakışta son derece eğlenceli ve keyif verici geçmesi beklenen bir organizasyon gibi geliyor insana. Ne de olsa oyuncular bir anlamda, "ununu elemiş, eleğini asmış" konumdalar. "Eğlenceli zaman geçirmek, keyif almak ve vermek dışında bir hedefleri ve beklentileri olamaz ki" diye düşünüyor insan ister istemez. Ama maçlara bakınca, kazın ayağının hiç de öyle olmadığı anlaşılıyor. Mutlak kazanmayı dayatan rekabetin, böyle bir turnuvada bile sportif değer ve duyarlılıkları bastırıp maçlara damgasını vurduğunu görüyoruz. Dostluk, centilmenlik, sportmenlik, etik mücadele gibi erdemlere yer yok bu turnuvada. Onların yerine kazanmak adına sergilenen türlü profesyonel kurnazlıklar var. Saha içindeki mücadele; sertlik, itiraz, kışkırtma gibi sporu yozlaştıran, kendi doğasına yabancılaştıran davranışlarla bir arada yürüyor. Kameraların girmesine izin verildiği için soyunma odalarında olup bitenlerden de haberdarız. Oraları da başka bir alem. Güya yaptıkları konuşmalarla, feryat figan bağırış çağırışlarla birbirlerini motive ediyorlar. Gerçekte yaptıkları ise düpedüz kışkırtıcılık... Tabii bütün bu tutum ve davranışlarda, turnuvayı yayınlayan televizyon kanalının ve turnuvanın sponsoru olan firmanın etkisinin olabileceğini de göz ardı etmiyoruz. Malum başta da dedik ya, özellikle gerilim soslu rekabet, rant açısından çok daha geniş olanaklar sunuyor. Burada da televizyon kanalı ve sponsor firma daha yüksek bir izlenilirlik oranı elde edebilmek adına oyuncuları, gerilim yaratmaları için teşvik etmiş, bilerek abartılı davranmalarını istemiş olabilir. Yani belki de oynanan, "oyun içinde oyun"dur. Ama öyle bile olsa, pek çok gencin kendisine örnek aldığı oyuncuların, böylesi itici bir oyuna alet olması hoş karşılanabilir mi?YOK SAYILAN DEĞERLER, DUYARLILIKLAR Bu turnuva; aktif sporculuk dönemlerine göre artık çok daha olgunlaştıkları ve spora daha farklı bir gözle baktıkları varsayılan oyuncuların, bunca deneyime karşın spora bakış açısı anlamında kendilerini hiç de geliştirememiş olduklarını ortaya koyuyor. Evet çoğu yakın geçmişin "yıldız" oyuncularıydılar. Şimdinin ise, akıl veren, eleştiren, ahkam kesen futbol yorumcuları ya da teknik direktörleri... Televizyonlarda dostluk, centilmenlik, dürüstlük, sportmenlik hakkında atıp tutmak çok kolay. Ama asıl önemli olan, ağızdan çıkanları uygulamada gösterebilmek. Turnuvada sergiledikleri ve televizyonlarda yorumcu sıfatıyla söyledikleriyle çelişen tutum ve davranışları, bütün inandırıcılıklarını sıfırlıyor.Bu maçları genç sporcular ile sporcu adayı gençler de izliyor kuşkusuz. Yakın geçmişin milli futbolcuları, şimdinin popüler spor yorumcuları ya da teknik direktörlerinin, gözleri dönmüşçesine bir hırsla mücadele edip kazanmaya çalışmalarının gençler üzerinde ne gibi etkiler bırakacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Rekabetin çirkin yüzüyle gençlere ne tür bir mesaj verilebilir ki?Böyle bir turnuvada bile sportif ve insani değerler, duyarlılıklar rekabete baskın çıkamıyorsa, sporun geleceği adına kaygı duymamak mümkün mü? Eğlenceyi, keyfi, neşeyi sporun içine sokabilmek bu kadar zor mu?..
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net