Benim Ülkemde…

Benim Ülkemde…

Bir "mutabakat komisyonu" düşünün. Adı da "Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu" olsun. Ne mi yapacak bu komisyon? Geçmişte, yani barış öncesi dönemde işlenen cinayetleri, insan hakkı ihlallerini açığa çıkaracak. Hani cnbc-e'de var ya bir dizi, "Cold Case"; bir türlü kapanamamış eski dosyaları açıp, 40 dakikada çözüveriyorlar, aynen öyle. Neye mi yarayacak? Adı üstünde "hakikat"i bulacak ve "uzlaşma"ya zemin hazırlayacak. Örneğin, yıllar önce işkenceyle öldürülen biriyle ilgili gerçek açığa çıkacak. Eğer, cinayeti işleyen "samimi itiraf"ta bulunur ve bu suçu "emir üzerine" işlediği anlaşılırsa, affedilecek.

Bir "mutabakat komisyonu" düşünün. Adı da "Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu" olsun. Ne mi yapacak bu komisyon? Geçmişte, yani barış öncesi dönemde işlenen cinayetleri, insan hakkı ihlallerini açığa çıkaracak. Hani cnbc-e'de var ya bir dizi, "Cold Case"; bir türlü kapanamamış eski dosyaları açıp, 40 dakikada çözüveriyorlar, aynen öyle. Neye mi yarayacak? Adı üstünde "hakikat"i bulacak ve "uzlaşma"ya zemin hazırlayacak. Örneğin, yıllar önce işkenceyle öldürülen biriyle ilgili gerçek açığa çıkacak. Eğer, cinayeti işleyen "samimi itiraf"ta bulunur ve bu suçu "emir üzerine" işlediği anlaşılırsa, affedilecek. Sadece son 30 yılda 17 bin faili meçhul cinayetin işlendiği, binlerce cinayetin failinin cezalandırılmadığı bir ülkede yaşıyoruz. İşkence, köy yakma, baskı, tehdit, dışkı yedirme gibi binlerce vakayı hiç saymıyorum bile. Ama ne yazık, bu anlatılanlar "benim ülkemde" yaşanmıyor. Henüz, yüzyılın başındaki "suçlar" ile bile yüzleşememişken, son 30 yılın insanlık suçları ile yüzleşmek, şimdilik hayal gibi. Kimbilir, bir gün…Belki de siyahların bir avuç beyazın zulmü altında ezildiği faşist apartheid rejimini devirmeden önce Güney Afrikalı siyahlara da "hayal" geliyordu tüm bunlar. Ama gerçeğe dönüştü. Yıllarca hücrede tutulan Nelson Mandela, devlet başkanı oldu, Nobel Barış Ödülü'nü kazandı. Siyahlar ve beyazların eşitliği, en azından "yasal olarak" sağlandı. "Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu" da böyle bir dönem kuruldu.Senaryosu Ann Peacock tarafından gerçek olaylardan kalkılarak yazılmış bir filmi anlatalım bu hafta. Çok eski sayılmaz film, 2004 yılında çekildi ve aynı yıl Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı için yarıştı. Hemen ertesinde Türkiye'de de gösterime girdi. John Boorman'ın yönettiği "Benim Ülkemde" (Country of My Skull) filminde, başrolleri sevilen Afro-Amerikan oyuncu Samuel L. Jackson ile Juliette Binoche paylaşıyor.Efendim, hikaye 1996 yılında geçiyor. Hani "bizim ülkede" bir kamyon ile mercedesin çarpışması sonucu bazı "insanlık suçları"nın açığa çıktığı yıl. Halka karşı işlenen insanlık suçlarının Böyle bir komisyon kurulması talebinin sıklıkla dile getirildiği bir dönemdi aynı zamanda. Neyse, biz filme dönelim. Güney Afrika hükümeti, siyahlara uygulanan faşist baskının sona ermesinin ardından bir Mutabakat Komisyonu kuruyor. Bu komisyonun amacı insan haklarını ihlal edenleri tespit etmek ve gerçeği açığa çıkarmak. Bu aynı zamanda bir genel af projesi. Cinayet ve işkence suçundan yargılananlar, suçlarını itiraf ederlerse aftan yararlanıyorlar. Affın tek bir şartı sanığın bütünüyle gerçeği söylediği "samimi itiraf"ta bulunması. Yani tek bir ayrıntıyı bile atlamadan bütün gerçeği anlatması. Komisyon, eğer sanığın vahşi ve ırkçı duygular beslemediğine, suçu hükümetin emri üzerine işlediğine kanaat getirirse, sanık serbest kalıyor."Benim Ülkemde" filmi, işte bu komisyonun faaliyetini araştıran ve bir davayı yakından takip eden iki Amerikalı gazetecinin başından geçenleri anlatıyor. Gazetecilerden birinin "siyah" olması da elbette tesadüf değil. Filmin etkileyici sahnelerinden birinin de "siyah gazeteci" ile ömrünü "siyahları yok etmeye adamış faşist bir polis"in diyaloğu olduğunu söylemek lazım. Ömrünü adadığı fikrin, bugünlerde sıkça duyduğumuz güncel bir ifadeyle "paradigma"nın değiştiğini hazmedemeyen bu faşist polis, filme konu olan işkencede ölüm davasının sanığı. Bu paradigma değişimine direnmek ile affedilmek arasında gidip gelen bu karakter, bir rejimin özeleştirisi aslında. Yaşadığı değişim ve kabullenme de, Güney Afrika'nın "beyaz rejimi"nin zorunda kaldığı değişimin ta kendisi.Şairin dediği gibi "zulm ile abad olunmayacağını" gösteren bir film "Benim Ülkemde". "Samimi itiraf"tan, geçmiş ile yüzleşmekten korkmamak, kaçınmamak gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. "Benim ülkemde", bir halkın barışa sahip çıkması bile "onur kırıcı" sayılıp, "tehditler" ile sindirilmeye çalışılırken böylesi filmleri izlemek daha bir anlamlı ve faydalı.Neydi o popüler üçlemenin ana sloganı: "Gerçek bizi özgür kılacak". Kaçmak ne mümkün, o hapı yutacağız! Ve herkesin gönlü rahat olsun; gerçek hepimizi eşit biçimde özgür kılacak.
Mustafa Kara
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.