Kitap mevsimi

Kitap mevsimi

Yine kitap mevsimi geldi...Bu cümle bilinen bir alaturka şarkıya “Yine hazan mevsimi geldi”ye benziyor. Onun gibi hüzünlü. Ülkemizde , belki bu küreselleşmeden sonra dünyada, kitaplar mevsimden mevsime anımsanıyor. Okullar açılınca ve fuarlarda. Bir zamanlar yöresel kültür şenlikleri de kitapların anımsanma, yazarların okurlarla ilişki kurma nedeniydi ama kültürü şenliklerinde makarna sosu kadar önemsemeyen, gelen yazarlarla ilgilenmeyen seçilmiş ve atanmış onca yönetici varken... Bu konuda okur yazar yöneticilerin tavrını anımsamayı seçiyorum.

Yine kitap mevsimi geldi...Bu cümle bilinen bir alaturka şarkıya “Yine hazan mevsimi geldi”ye benziyor. Onun gibi hüzünlü. Ülkemizde , belki bu küreselleşmeden sonra dünyada, kitaplar mevsimden mevsime anımsanıyor. Okullar açılınca ve fuarlarda. Bir zamanlar yöresel kültür şenlikleri de kitapların anımsanma, yazarların okurlarla ilişki kurma nedeniydi ama kültürü şenliklerinde makarna sosu kadar önemsemeyen, gelen yazarlarla ilgilenmeyen seçilmiş ve atanmış onca yönetici varken... Bu konuda okur yazar yöneticilerin tavrını anımsamayı seçiyorum.İstanbul’da kitap mevsimi epey zamandır bir haftaya sığıyor. TÜYAP şehir dışında da ondan diye avunuyoruz ama kazın ayağı öyle değil. Kriz falan da önemli değil. Kısası şu biz kitabı sevmiyoruz. Daha doğrusu kitabın yaşamımızda pek yeri yok. (Hep hiç sevmediğim Sakıp Sabancı’nın Sovyetlerin çözülme döneminde bile uzayan kitap kuyruklarını gözlerini aça aça anlatışı geliyor aklıma. Her türlü ihtiyaçtan üstün tutuşu kitabı... )Nasıl mı... Söyleyeyim ekmeksiz edemeyiz değil mi? Susuz da. Ekmek için para ayırıyor muyuz, öyle bademli, ballı, cevizli değil bayat da olsa, ucuz da olsa ekmek alıyor muyuz? Şişe suyu bulamadık mı çeşme suyunun peşine düşüyor muyuz. Ekmek su kadar önemi olmalı kitabın. Ama bizim için böyle bir önemi yok.Önemi olsa kitaplıkları zorlarız cumartesi pazar açık olsunlar diye. Gezici kitaplıkların yolunu gözler çocuklarımız. Mahallemize daha sık uğramasını isteriz. Yerel yönetime aday olanlara, muhtar adaylarına çocuklarımız için ders çalışıp kitap okuyacakları mekanlar şart koşarız. Kendimiz için de rahat kitap okuyacağımız mekanlar. Bu mekanlar için de az çok para ayırmaya çalışırız, öyle biz kitaplık kuruyoruz, haydi yayınevleri bize kitap yollayın diye “salma” salmayız. Aziz Nesin en çok kendinden kitap isteyen arkadaşlarına kızardı, sorardı, “Komşun fırıncı olsa, ondan her gün ekmek isteyebilir misin?” Yayıncılığın , daha doğrusu belli bir kalite isteyen yayıncılığın , yazarlık gibi kahramanlık durumuna geldiği dönemde kitaplıklar için yayıncılardan bağış istemek ... bilmiyorum hoş mu?Hazır kitap mevsiminden söz etmişken Fahri Bozbaş’ın yeni kitabını da anımsatayım: Madencinin Işığında . Evrensel gazetesinin de yazarı olan Bozbaş’ın daha önce Göçük Mehmet’le Bacaağzı Sohbetleri ve Madenkeş Aileler adlı kitapları yayımlanmıştı. Bu üçüncü kitabı. Bu kitapta yer alan yazılar Yüz Bin Kişiydiler adlı belgesel filmin çekim sürecinde yayımlanmıştı. Yüz Bin Kişiydiler 1990-1991 Madenci Grevi ve Büyük Ankara Yürüyüşü’nü konu alıyordu. Yönetmeni de Metin Kaya’ydı. Kitapta da belgesel nitelikte fotoğraflar ve söyleşiler yer alıyor. Fotoğrafların bir bölümü de Fahri’nin. Fahri Bozbaş, öncelikle kol emeğine kafa emeğini katmayı bilmiş, tiyatro yeteneğini geliştirerek Zonguldak emekçilerini sahne ışığına getirmiş bir emekçi benim için. Onların sevinçlerini, üzüntülerini, kaygılarını şehir şehir gezdirmiş. Şimdilerde Londra’da olmalı. DAYMER’in sahne ışığında. Bir maden emekçisinin sahne ışığına çıkması, dünyayı “madencinin ışığında “ yorumlaması demek. Bilmiyorum dünyada bir benzeri var mı ama Fahri Bozbaş hem madenciler hem madenleri tanımayanlar için bir şans. Onu seyredemediyseniz, kitabı kaçırmayın.Kitaba ulaşmak için de [email protected] adresine yazın ya da 0372-253 65 70’e telefon edin ya da faks çekinKitap mevsiminiz hiç tükenmesin.
Sennur Sezer
www.evrensel.net