01 Kasım 2009 00:00

Bizimkisi ölüm derbisi(!)

Kendi kendimize dünya derbisi(!) etiketi yapıştırdığımız Fenerbahçe-Galatasaray maçı geçtiğimiz hafta oynandı. Son yıllarda olduğu gibi bu yıl da futboldan çok maçta yaşanan olaylar konuşuldu. Zaten ortada futbol adına konuşulacak bir şeyler olduğu da söylenemez.

Paylaş
Kendi kendimize dünya derbisi(!) etiketi yapıştırdığımız Fenerbahçe-Galatasaray maçı geçtiğimiz hafta oynandı. Son yıllarda olduğu gibi bu yıl da futboldan çok maçta yaşanan olaylar konuşuldu. Zaten ortada futbol adına konuşulacak bir şeyler olduğu da söylenemez. Dünya derbisi demişken bu mesele önemli aslında. İskoçya liginde yer alan Glasgow Rangers ve Celtic aynı şehrin takımları. Biri Katolik, diğeri Protestan... Yani bir anlamda din derbisi. İtalya ligindeki Roma ve Lazio yine aynı şehrin iki takımı. Bu iki takım arasında oynanan derbi maçlar da büyük ilgi topluyor. Lazio faşist kökenliyken, Roma demokrat bir geleneğe sahip. Siyasi niteliği ağır basan bir derbi bu. Yine İtalya’da dünyaca ünlü bir başka derbi çekişmesi de Milano’nun Milan ve İnter takımları arasında yaşanıyor. Bu derbinin karakteri ise sınıfsal. Milan daha çok varlıklı kesimlerin, İnter ise mütevazı gelirli kesimlerin takımı olarak biliniyor.Romanya liginin iki köklü ekibi Steau Bükreş ile Dinamo Bükreş arasındaki derbilerde de heyecan büyük. Steau askerlerin, Dinamo ise polislerin takımı. Bu da bir tür devlet derbisi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Fenerbahçe-Galatasaray dünya derbisinde(!) ise din, ırk, ideoloji ve sınıf ayrımı yok. Üstelik dünyadaki ünlü derbilerden farklı olarak, taraftarları “aynı şehir” ile sınırlı değil. Tüm bu bilgiler ile kafa karıştırmaya gerek de yok aslında. Meseleyi bir de şöyle düşünelim. Bu nasıl bir dünya derbisidir ki karşılaşmayı ülkemiz dışında naklen yayınlayan bir ülke yok. Karşılaşmayı izleyen yabancı gazeteci yok. Karşılaşmanın özet görüntüleri bile hiçbir ülkenin televizyonunda yer almıyor. Fenerbahçe-Galatasaray maçı bizim haddinden fazla şişirdiğimiz bir maç sadece. Yıllardır süre gelen, bir rekabet sadece…ASIL SEVGİDE GERİ KALDIKBiraz da maçı konuşmak gerek elbette ama neyi konuşalım? Maçtan önce futbolcuların kavgasını mı, Yardımcı Hakem Tarık Ongun’un kafasının yarılmasını mı yoksa ülkemize gelen bir yabancı futbolcunun korner atarken yüzüne isabet eden pet şişeyle yere yığılmasını mı? Şurası çok açık ki Fenerbahçe’nin türlü provokasyonlar barındıran derbi zihniyeti bir kez daha işe yaradı. Galatasaraylı futbolcular sinirlendi. Daha önce adını pek duymadığımız Christian Baroni görevini yaptı, Arda’yı kızdırdı. Maçın ardından Christian Baroni’nin açıklaması ise evlere şenlikti. “Arda ayağıma bastı” diyor ama ortada öyle bir ayağa basma durumu falan yok. Bir de şu var tabii, o yardımcı hakem kafasına dikiş atıldıktan sonra 90 dakika boyunca sağlıklı karar verebilir mi? Sürekli olarak zihninde “Ya hata yaparsam” düşüncesi olmaz mı? Onun dışında korner atarken Keita’nın yüzüne pet şişe fırlatıp onu yere yığan zihniyet, yaptığı işten tatmin olmuş mudur, gurur duyuyor mudur galibiyette “pay” sahibi olduğu için? Kaleci Leo Franco’ya maç boyunca lazer tutuluyor, bu o insanın göz retinasını etkileyebilir. Yani kazanmak adına rakip oyuncuları kör etmeyi bile göze alabilenler var. Mesele 3 puan için her şeyi mübah görmek mi? “Keita yaralansın, Leo Franco kör olsun, hakem yaralansın yeter ki 3 puan alalım” düşüncesi, sevgisiz ve saygısız bir zihniyetin yansıması. Bütün bunlar gösteriyor ki, bilimde, teknolojide, sanatta, sporda değil asıl sevgide geri kaldık biz. O sebeple de bu ölümüne derbi, hiçbir zaman dünyadaki örnekleri gibi sağlıklı bir ilgi toplamadı, bu gidişle de asla toplamayacak… FUTBOLCUSUN SEN FUTBOLCU KAL!Gelelim Galatasaray Kaptanı Arda Turan’a. Galatasaraylılar iyi bilir ki bu takımda çok önemli isimler kaptanlık yaptı. Bu denli provokasyona açık olmak ve sinirlenmek aslında o kaptanlık yükünün sorumluluğunu kaldıramamanın işareti. Galatasaray kaptanı sokak serserisi gibi sahada kavga ediyor. Metin Oktay’ı, Cüneyt Tanman’ı ya da Hakan Şükür’ü hiç o şekilde görmedik sahalarda. Aslına bakılırsa kimse onları maçtan önce öyle itemezdi de… Onların farklı bir saygınlığı vardı çünkü. Geçen haftalarda Arda Turan, Nike firmasının düzenlediği bir organizasyonda, “Bir Türk milliyetçisi olarak milli takımın başında yerli hoca istemek en doğal hakkım” diye konuşmuştu. Elbette herkesin bir şeyler istemeye bir konu hakkında görüş belirtmeye hakkı var. Ama bu konu biraz derin. Arda madem ülkesini seven milliyetçi bir sporcu, öncelikle milli takımın başarılı olmasını istemesi gerekmiyor mu? Bunun için de milli takımın başına gelecek teknik adamın etnik kökeninin değil, bilgisinin ve donanımının önemli olduğunu bilmesi gerekmiyor mu? Ama Arda milliyetçi ya, yerli hoca istiyor. Arda Turan’ın kullandığı parfüm, giydiği ayakkabı, kullandığı cep telefonu, atleti, saati ya da diş macunu… Bunlardan hangisi yerlidir acaba? Arda anlaşılan kaptanlık yükünün altında eziliyor. Belli ki Arda’nın kaptanlık sorumluluğunu kaldıracak birikimi yok. Galatasaray tarihinde iz bırakmış kaptanların bu hallere düştüğü görülmüş mü?..
Refik Sıla Güvenç
ÖNCEKİ HABER

Nefessiz

SONRAKİ HABER

Diyarbakır, Van ve Mardin belediye başkanları görevden alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa