01 Kasım 2009 04:00

TANER ÖNGÜR:Kapitalistler de bu gezegende yaşayamayacak

40 yıllık Moğol Taner Öngür kendi kabuğunda yaşayan bir müzisyen olmadı hiçbir zaman. Nasıl bir dünyada yaşadığını ve bu dünyanın sadece müzisyen kimliğine değil sıradan vatandaş kimliğine de neler yüklediğini bilen bir ihtiyar kurt o.

Paylaş
40 yıllık Moğol Taner Öngür kendi kabuğunda yaşayan bir müzisyen olmadı hiçbir zaman. Nasıl bir dünyada yaşadığını ve bu dünyanın sadece müzisyen kimliğine değil sıradan vatandaş kimliğine de neler yüklediğini bilen bir ihtiyar kurt o. ‘68’in mazide hoş bir seda olmadığının da kanıtı belki dimdik duruşuyla. Barışarock fırtınasının en genç Aktivisti Öngür, uzunca bir süredir fosil yakıtlardan ve santrallerden kurtulup güneş ve rüzgar enerjisini kullanmanın yaşlı dünyamızın en ivedi sorunu olduğunu düşünüyor. Geçtiğimiz şubat ayında sadece güneş enerjisi kullanarak gerçekleştirdiği sahne performansı dünyada bir ilk olma özelliği taşıyordu. Öngür kısa zaman önce fikrini ortaya attığı ve tüm şarkılarını bestelediği “Güneş Şarkıları” albümünü hazırladı. Evrensel gazetesi, Taner Öngür’ün dünyayı kurtarma planını iftiharla sunar…Enerji konusuna duyarlılığınız nasıl gelişti?Bu aslında biraz politik nedenlerle doğdu. Dünya değişiyor, politika da bir şekilde değişiyor. Küresel iklim değişikliği ve küresel ekonomik kriz birbiri arkasından geliyor. Kapitalizmin ‘80’lerde iddia edildiği gibi insanların doğasına uygun tek ekonomik paylaşım formatı olmadığı açıklıkla ortaya çıktı. “Sosyalizm çöktü, demek ki liberalizm, serbest piyasa ekonomisi tek çare” deniyordu. Ama ellerinde patladı. Küresel iklim değişikliklerinin ana nedeni olan karbon salınımında uçaklar en önde Kömür, petrol, doğal gaz. Bunların hiçbirinin doğru olmadığı açıkça çıktı ortaya. Endüstri devriminden beri bu pompalanıyordu. Sanayileşmenin, gelişmenin ölçüsüydü sonuçta bunlar, öyle değil mi?Tabii... Büyük binalar, uçaklar, araba kullanımının çoğalması… Büyüme, kalkınma mantığı… Küresel iklim değişikliği, bunların çöktüğünün en önemli göstergesidir. Dünyayı mahveden bir mantık olduğu ortaya çıktı. Üstelik sadece zengin ya da zenginleşen ülkeler bunlardan yararlanıyor, gerisi de ceremesini çekiyor. Büyük ülkelerin kirlettiği dünyada yaşamak zorunda kalmaları dolayısıyla mı?Hem fakirlik, hem kirlettiği dünyada yaşamaları bakımından; en masum onlar. Ama bunlar hâlâ ısrarla devam ediyor. Dev petrol şirketleri, kömür şirketleri politikacıları maniple ediyor, medyayı maniple ediyor… İlaç sektörü aynı ahlaksızlığı devam ettiriyor, enerji sektörü… Tarım sektöründe de şimdi GDO’lar var. Kapitalizmin dünyayı, hayatı ne kadar mahvettiğini bize gösteriyor bütün bunlar. YENİLENEBİLİR ENERJİYİ SAVUNMAK POLİTİK BİR TUTUMSadece çevre sorunları açısından değil dünyayı yönetmesi bakımından da enerji önemli bir alan…Geçen on yıla baksak bile enerji oyunlarının nelere mal olduğunu görüyoruz. Irak’taki savaşın ana nedeninin tükenmekte olan petrol kaynaklarının son kısmını almak olduğunu biliyoruz.Yenilenebilir enerji yeni bir şey değil esasında. Taa 1836’da ilk fotovoltaik etkiyi geliştiriyor bir Fransız bilim adamı 19 yaşındayken. 1954’te New York Times’da şöyle bir haber var; “İnsanlığın en büyük hayali gerçekleşti, sonsuz güneş enerjisini insanlık için kullanabileceğiz”. Hiçbir şekilde bu gerçekleşmiyor ama, neden? Çünkü petrol, kömür lobileri ve şirketleri ısrarla kendi kârlarını sürdürüyor. Büyük paraları var ve herkesi satın alıyorlar. Bilimsel ilerlemenin işaret ettiği yoldan yürümüş olsaydık dünya bu halde olmayacaktı, değil mi?Bugün bunlar olmayacaktı, harika bir dünyada yaşayabilecektik. Enerji politikaları aynı zamanda ülkelerin hegemonya ve dış politika oyunlarına da yarıyor. İşte doğal gaz olayını görüyoruz. Putin, İran bilmem ne… Nükleer çılgınlık nelere mal oluyor görüyoruz, İsrail İran çekişmesi. Bu nedenle ben yenilenebilir enerjiyi savunmanın politik bir tutum olduğunu düşünüyorum. Antikapitalist bir politik tercih mi?Kesinlikle. Yaşamakta olduğumuz krizde büyüyen tek sektör güneş ve rüzgar sektörü, yaygınlaşıyor. İspanya’nın yüzde 60-70’i güneş enerjisiyle elektriğini üretiyor, dünya birincisi. Almanya’da neredeyse güneş yok ama ilk sıralarda yer alan ülkelerden biri. Bireysel enerji üretenlere kilowatt’ına 49 avro sent ödüyor teşvik olarak, normalde fiyatı 7 avro sent. Aynı kanun bizde de çıktı. 500 kilowatt’a kadar bireysel enerji üretme hakkı.Bizde de enerji üretimine teşvik var mı?Aslında onun pazarlığı yapılıyor şimdi. 24 Ekim’de kararnamenin çıkması bekleniyordu. Olmadı tabii, başka önemli konular olduğu için bunlar önemsiz sayılıyor. 800 firma yatırım yapmak için teşvik yasasını bekliyor oysa.ENERJİ DEMOKRATİKLEŞECEKBireysel enerji üreterek hem kendi ihtiyacını karşılıyorsun hem de güneş enerjisini kullanarak fazladan ürettiğin elektriği satabiliyorsun değil mi? Çift taraflı saatin anlamı o. Küçük bir yatırım bile yapsan evine ya da işyerine, gündüz güneş ışığı olduğunda hava bulutlu bile olsa o sürekli üretiyor. O sırada kullanmasan bile hem akülere pompalıyor hem de fazlasını çift taraflı saatten şebekeye gönderiyor. Böylece saat tersine çalışmış oluyor, yani para kazanmak da olanaklı. Bir de bireysel enerji üretiminde kimseye bağlı değilsin. Bunun yaygınlaştığını düşününce dev enerji tekellerinin karşısında durabilmek için bir toplumsal araç da aynı zamanda. Enerjinin demokratikleşmesi anlamına da geliyor bu bence. Bireysel enerji üretimine kafayı ne zaman taktınız?Aslında beni en çok tetikleyen şey; 2008 Barışarock festivali oldu. Festivalde sahne görevlisiydim, gönüllü olarak; sahnenin tüm enerjisi, ışık ve ses mazotla çalışan bir jeneratörden karşılanıyordu. Bir hesapladık, sahnede bir saatte bir evin bir aylık enerjisini tüketiyormuşuz. Bir anda dank etti bana, gıcık aldım. Gece, ışıklar, sisler; pozcu rockçıların sevdiği şeylerdir ya; “Böyle rock müziğin canı cehenneme” dedim. Gitar amfime 40 liraya küçük güneş paneli aldım, gayet güzel çalışıyor güneşin altında durdukça. ÇATISINA UYDU ANTENİ KOYAN GÜNEŞ PANELİ DE KOYABİLİRGüneş paneli almakla kalmadınız Serap Yağız, Hayko Cepkin, Harun Tekin, Suların Uğultusu gibi isimlerin yer aldığı “Güneş Şarkıları” albümü hazırladınız. Tabii şarkılarla, müzikle bu durumu değiştirmek mümkün değil ama şunu fark ettim; insanlar bu konuda bilgilendirilmiyor, yoksa acayip yaygınlaşacak bir anda. Kendime göre sloganlar buldum, Barış Manço tekniği biraz. Hani o da olayları basitleştirip halka çok iyi anlatırdı ya. Mesela bizim aşağıdaki bakkala anlatıyorum; “Ama abi güneş paneli, akü falan almak gerekmiyor mu?” diye soruyor. Ben de “Sen kömür yakacaksın sobaya para vermiyor musun? Buna da vereceksin” diyorum. Mesela her taraf uydu anteninden geçilmiyor, tam bir çılgınlık. Oraya uydu antenler koyanlar güneş paneli de koyabilir. “Güneyde bütün çatılarda var” diyorlar. Aslında o da bilgisizlik. Su ısıtma sistemleriyle fotovoltrik sistem fena halde birbirine karıştırılıyor. Bilim aslında dünyayı cennete çevirebilecek birikime sahip ama önü tıkanıyor. Kimler tıkıyor?İnsanlığın gelişmesini engelleyen toplasan 50 bin kişi falan var bu gezegende. Bunları ne yapmak lazım bilmiyorum. Bir de kendileri de çok salak. Çünkü gezegeni mahvederken sanki kendi çocukları yok. Kaçmak için başka bir gezegen ayarlamış gibi davranıyorlar. Çatılara koyduğumuz su ısıtma sistemlerinde dünya ikincisiymişiz. Su ısıtmakla elektrik üretmek birbirine çok uzak konular değil aslında. Onu akıl eden bunu neden edemez?Öyleyiz işte biz. “Aaa hakikaten öyle” deyip dalarız. Belki şarkılarla, konserlerle anlata anlata bir faydamız olur. Nasıl olsa bir gün yayılacak, önemli olan bunu hızlandırmak. Türkiye’nin enerji politikaları gerçekten fecaat. 60 tane yeni santral düşünüyorlar. Sadece Foşa Aliağa arasına altı tane düşünüyorlar. Yatağan’da bir tanesinin nelere mal olduğunu biliyoruz senelerdir. Onun dışında hidroelektrik santraller Karadeniz’i bitiriyor. ÇEVRE; HAYATIN VE POLİTİKANIN MERKEZİNDEOysa rüzgar ve güneşten çok faydalanan bir ülkede yaşıyoruz değil mi? Bunlara ihtiyacımız yok…Eski enerji bakanı Hilmi Güler söylemişti; Türkiye’nin güneş haritasını çıkarmışlar; yıllık 386 milyar kilowatt/saat kapasitesi varmış, bizim kullandığımız ise sadece 90 milyar kilowatt/saat.Bizi yönetenler kirli enerjiyi seçiyorlar bile isteye, ama öte yandan halkın da bir talebi haline gelmiş değil temiz enerji…Halkın aklı fena halde yatabilir buna. Çünkü kim temiz enerji istemez, kim kirli enerjiyi paylaşmak için yapılan savaşları ister?Siyasi partilerin ve sendikal, demokratik örgütlenmelerin düne göre daha çok ilgilendiği bir konu çevre... Hayatta kalacak mıyız kalmayacak mıyız noktasındayız. Sonra hayatta kalacaksak, hayatımızı nasıl bir şekle sokalım ki gezegeni mahvetmeden yaşayabilelim sorusu gündeme geliyor ki buna en yakın cevap yine sosyalist ekolden geliyor. Kesinlikle kapitalizmden bir çözüm gelmiyor bu konuya. O yüzden artık politikanın ve hayatın çevresinde bir şey değil çevre; hayatın da politikanın da merkezinde.20 ÇEŞİT AMPULE GEREK YOK“Çevreciler” tanımlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Halkı dışında tutan bir kategori değil mi?Çevreciler kelimesi bana da çok saçma geliyor. Tamamen politik ve hayatın içinde aktif olmalı bu tavır. Yeni bir hayat biçimi kurmalıyız bu gezegende yaşamak için. Daha az tüketmeliyiz çünkü bir kanser hücresi gibi yaşıyoruz. 20 çeşit ampule gerek yok, bir tane yeter.Bu da kapitalizme rağmen bir çözüm aramak gibi olmuyor mu?Yoo… Kapitalizm yok olur zaten böyle yaparsak. Kapitalizme rağmen değil zaten onu bütün kurumlarıyla yok etmek gerekiyor. Yoksa bu gezegende kapitalistler de yaşayamayacak. İş o noktaya geldi.ÇOCUKLAR BİLE İLK ÖNCE GÜLEN GÜNEŞ ÇİZER“Güneş Şarkıları”na gelirsek, bu konuştuklarımızdan ilham almış şarkılar yapmak nasıl bir şey?Güneş Şarkıları güneş enerjisinden bahsetmiyor tabii. Müzik yapınca onu müzik gibi yapmak lazım. Güneş hep umut verici, güler yüzlü bir semboldür insanların gözünde. Çocuklar bile ilk önce gülen güneş çizer. İnternette güneş şiirleri diye arama yaptığımda antoloji.com diye bir site buldum. Türk halkının hepsi şairdir ya binlerce şiir var burada. İçlerinden çok hoşuma giden yedi şiir seçtim ve besteledim.Bunun gibi albümler yapmayı düşünüyor musunuz ilerde de?Bir dahaki albüm de rüzgar şarkıları falan olmayacak tabii. Nâzım Hikmet’in son şiirleriyle uğraşıyorum bir süredir. Fazıl Say’ın müziği, dev orkestra, Zuhal Olcay şarkıları ve Genco Erkal’ın sesiyle, yani öyle bir gösteri gibi olmadığını gördüm son şiirlerin. Çok sade, görkemsiz bir şey yapmak istiyorum. ÇOCUKLUĞUMUZU KORUYABİLİYORUZ40 yıldır Moğollar’da çalıyorsunuz, 40 yıl birlikte olmayı nasıl beceriyorsunuz?Valla biz de şaşırıyoruz açıkçası. Bir yandan da normal geliyor. Bakıyorum Engin’e (Yörükoğlu) çalarken taa ‘69’da Anadolu’da bir sinemada çalarken ki hali geliyor aklıma, aslında aynı adam sadece biraz yaşlanmış. Kendimi çok şanslı görüyorum; kendime devamlı “Bunun kıymetini bil, herkese nasip olmaz” diyorum. Zamanı görebiliyorsun, nereden nereye geldiğini. Çocukluğumuzu koruyabiliyoruz. 60 yaşında adamları kuliste bir görsen çocuk gibiyiz. Grupları uzun süre yaşatmanın zorluğundan bahsedilirdi ya. Şimdi iş giderek projeciliğe döküldü. Bir şey yapıp ortaya konuyor, sonra devam. Kimse arkasına bakmadan ilerliyor…İşte o yüzden müzikte derinlik diye bir şey kalmadı ya. Derinlikli şeyler de sevilmiyor zaten. Kimse dalmak istemiyor, yüzeysel olsun isteniyor. Her şey yaparmış gibi yapılıyor, her şey mış gibi…
Devrim Büyükacaroğlu
ÖNCEKİ HABER

Açlıktan ölen her çocukgerçekte katlediliyor

SONRAKİ HABER

HDP'den 19 Mayıs buluşmasının "Liderler fotoğrafı"na tepki

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa