01 Kasım 2009 04:00

Hangi Coşku?

Cumhuriyet Bayramı coşkuyla kutlandı. Bu kalıp cümle her sene yeniden kullanılır. Binlerce sayfada yer alır, binlerce kez yinelenir. Bayramın adı değişebilir ama kalıp değişmez. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkuyla kutlanır, Gençlik ve Spor Bayramı coşkuyla kutlanır. Dahası, ülkede ters giden şeyler çoğaldıkça “coşku” vurgusunun arttığı bile söylenebilir. Sanki ters giden şeyleri unutturacak bir coşku masalı anlatılmakta ve ısrarla çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin bu masala inanması istenmekte.

Paylaş
Cumhuriyet Bayramı coşkuyla kutlandı. Bu kalıp cümle her sene yeniden kullanılır. Binlerce sayfada yer alır, binlerce kez yinelenir. Bayramın adı değişebilir ama kalıp değişmez. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkuyla kutlanır, Gençlik ve Spor Bayramı coşkuyla kutlanır. Dahası, ülkede ters giden şeyler çoğaldıkça “coşku” vurgusunun arttığı bile söylenebilir. Sanki ters giden şeyleri unutturacak bir coşku masalı anlatılmakta ve ısrarla çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin bu masala inanması istenmekte. Bu coşku masalına daha ne kadar inanılabilir ki? Okullar açılalı ancak bir ay oldu ama gelen haberler içler acısı. Okullarla birlikte çocuklara eziyet sezonu da açıldı. Örneğin, İstiklal Marşını dinlemediği iddia edilen bir öğrenciye, okulun yöneticisi tarafından “anırma cezası” verildi. Düşünülmesi bile zor ama verildi.Bu eziyet rejiminde en dipte bulunan öğrenciler en çok eziyeti çekseler de, öğretmenler ve yöneticiler de değişik düzeylerde eziyete çekmekte. Yöneticiler okulun tepesinde oturdukları için onların çekeceği eziyet daha az. Ama Milli Eğitim Piramidi’nde onların tepesinde başka yöneticiler var. Bu yöneticilerden biri, kendisini öylesine yukarıda görüyor ki, şöyle bir tehditte bulunmuş: Başarısız okul müdürlerine etek giydireceğim. Tehdit ettiği yöneticilerle birlikte milyonlarca kadını ve kadın olmayı da aşağılamış. Eziyet rejiminde aşağılama olağan.Eziyet düzeniOkullardaki eziyet rejimi, elbette toplumdaki eziyet düzeni ile yakından ilişkili. Eziyet düzeninde halkların sürekli ezilmesi, hakların sürekli çiğnenmesi, insana aykırı düşen uygulamaların olağanlaştırılması söz konusu. Militarizm, milliyetçilik, din, töre eziyetlerin haklı gösterilmesi için yeniden ve yeniden üretilen ve kullanılan eksenler.Militarizm ve milliyetçilik “coşku dolu” bayramlarda baştacı yapılıyor. Gencecik insanların ölüme sürüklenmesine, ölen insanların yerine aslında onların yerini hiçbir şekilde dolduramayacak “şehit” kavramının sunulmasına medya ve birçok kurum coşkuyla alkış tutuyor. Zafer işareti yapan askere dokuz yıl kesmek gibi, pimi çekilmiş el bombasıyla ölüme sürüklemek gibi genç insanlara şiddet uygulanmaya devam ediliyor. Bu kurumsal eziyetler sürerken hangi coşkudan söz edilebilir ki?Şiddet her yerdeToplumdaki eziyet düzeni ve ana direği şiddet televizyonlarda başrolde yer alıyor. Kurtlar Vadisi gibi diziler ile eziyet düzeninin baş öğesi şiddet kutsallaştırılıyor; şiddet ve şiddetin baş aktörü acımasız erkekler tapınılır şeyler olarak sunuluyor.Medya ile sürekli bir çeşit beyin yıkamasına maruz bırakılan toplumda televizyon dizilerindeki karakterleri aratmayacak kişiler türerken, silahın kullanıldığı takışmaların, tartışmaların sayısı artıyor. Sokakta tanık olunanlar, topluma gümbür gümbür şiddetin geçerli ve olağan olduğunu anlatıyor.Bir gencin tanıklığına başvuralım: Salı günü saat 11:30 sıralarında Acıbadem’deki bir alışveriş merkezi önündeki otobüs durağına doğru yürüyordum. Işıklarda bir polis minibüsü durdu. Hemen arkasından bir araç ters şeritten geldi ve polis aracının önünü kesti. İçinden inenler polis arabasının içine saldırmaya başladı. Kapısı kilitli olan minibüsün camına ve kapısına tekmeler attıktan sonra kapıyı açmayı başaran grup, polis arabasının içinde polislerin arasında oturan sivil giyimli bir kişiyi dışarıya çıkartmak istedi. Polisler bir yandan adamı korumaya çalışırken, bir yandan da yine ters şeritten gelen ikinci araçla başa çıkmaya çalışıyordu. Polisler yardım istemiş olacak ki, yeni bir ekip otosu geldi ve aracın içindeki sivil adama saldıran grubu uzaklaştırdı. Polisler sivil adamı tekrar minibüse bindirdi ve minibüs hızla oradan uzaklaştı. Geride ağlayan bir grup kadın, sinirli ve öfkeli bir grup erkek ve ellerinde silahla grubu dağıtmaya çalışan bir grup polis kaldı. Otobüsüm geldiği için olayın devamını izleyemedim. Otobüstekilerin söylediğine göre trafik kazasında yayaya çarpan araç sürücüsünü polis karakola götürüyormuş ve yaralanan yayanın yakınları onu linç etmeye kalkmış.Bunları siz yaşamış olabilirdiniz. Bunları bir çocuk yaşamış olabilirdi. Toplum şiddet sarmalına itildikçe ve şiddet olağanlaştıkça, toplum sayısız insana zarar veren, “rastlantısal” denen şiddet olaylarına maruz kalıyor. Oysa bu olaylar rastlantısal değil, sistematik şiddetin her gün rastlanan olağan sonuçları.İstanbul’un merkezindeki bir okulun önünde bulduğum bir parça kağıt aklıma geliyor. Kağıtta, “Babam beni her gün dövüyor.” yazıyordu. Eğer her şiddet mağduru yaşadıklarını bir kağıt parçasına yazıp ortalığa bırakıverseydi, bu ülke baştan başa kağıt parçaları ile kaplanmaz mıydı?Türkiye’de çocuklara şiddete boğulmuş bir dünya sunulurken hangi bayramdan, hangi coşkudan söz edilebilir ki?
Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
ÖNCEKİ HABER

Kitap fuarı ve sanat

SONRAKİ HABER

Gazetelerde 'Ne Var Ne Yok?' - 24 Mayıs 2019 Cuma

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa