08 Kasım 2009 00:00

Güler Zere

Daha önce de yazmıştık.Güler Zere 14 yıldır mapusta yatıyordu.14 koca yıl…

Paylaş
Daha önce de yazmıştık.Güler Zere 14 yıldır mapusta yatıyordu.14 koca yıl…Başka hangi söze gerek bırakır ki?Yetmedi, bir de kansere yakalandı.14 yıl mapusta yatınca başka neye yakalanacaktı ki zaten?!Bundan sonradır ki, o girdaplı macera başladı.Ondan sonradır ki, insanı dehşete düşüren o gaddar git-geller yaşandı.Kaç kez müracaatlar edildi…Kaç kez durumu ortaya serildi.Kanserli bir insan, dışarıda bile çoğunlukla bakılmazken bu memleket sınırlarında, çaresizliğin kucağına atılırken eğer yoksulsa…Hapiste birisi ne yapar ne ederdi de, bu insanı tüketip bitiren acılı, sancılı ağır hastalığa karşı ayak direrdi?Güler Zere, hastanelere sevk edildi.Ameliyatlar edildi.Çukurova Tıp Fakültesi, “yaşamının ağır risk altında olduğunu” belgeledi…Ancak tüm bunlar, Güler Zere’nin kanser hastası olduğunu Adli Tıp’a anlatmaya yetmedi.Oysa o kurum, Susurlukçu İbrahim Şahin’i, anında hafıza kaybı raporunu verip hapisten kurtarmıştı!O İbrahim Şahin, sonra darbe teşkilatlamaktan yakalanmış, içeri atılmıştı!“Hafızamı kaybederim ama derinliğimi asla!”O kuruldaki o ekip, işkence gören 7 kişiye sağlam raporu verdiğinden, Tabipler Odası tarafından meslekten men edilmişti!İşte o kurul, Güler Zere’ye sadece 14 dakika bakıp, hapiste yatabilecek durumda olduğuna karar vermişti!Güler Zere’nin durumu ağırlaştı.Dünya çapında bir rezillik yaşanıyordu!Hem de ne rezillik!.. ***Yeri geldiğinde, daha doğrusu işine geldiğinde anaların evlat acısından bahseden, pek bi duygulu konuşmalar yapan itikatlı iktidarın başları ise kanserli Güler Zere’nin içeride göz göre yitip gitmesinden tınmıyordu.Ama rezillik her platformda karşılarına çıkıyor ve onları zor durumda bırakıyordu!Oysa, paşalar hapşırsa; çok fena hapşırdı, hapiste yatamaz raporları veriliyordu!Güzler Zere ise kanserden eriyordu.Sonunda öyle baskı oluştu ki, Güler Zere’ye rapor verildi.Belki de bu yazı yayınlandığında salınmış olacak.Ama…Öyle ya…İnsanın yüreği, dili varmıyor ama…Güneşi kucaklayamadıktan…Gülleri koklayamadıktan…Gözünde tüten bir lokma yemeği ağzına atıp çiğneyemedikten…Güzellikleri yudumlayamadıktan…Sevdiklerine doya doya sarılamadıktan…Demir kapıların, iç karartıcı mazgalların dışında sabahın kuşluk vaktini koklamak…Kuşlarla konuşmak…Acısız ve mutlu günlere uyanmak ne güzel…Yani “oh be ne güzel şey yaşamak!” diyemedikte sonra…Karanlıklar kuşağı bu olsa gerek…Acılara boğulmak bu olsa gerek.Bırakılıyor, ama mutlu olamıyoruz…İçeride tükenen insanların çaresizliğini ve yok oluşlarını yüreklerimize sığdıramıyoruz.Güler Zere, belki de bu yazı yayınladığında dışarıda olacak…Ancak, acılar içerisindeki bir insanın, bu kadar eziyet çektirilerek, sırf kendi rezilliklerini bir parça olsun kurtarabilmek için salındığını kimse unutmayacak!..
Yücel Sarpdere
ÖNCEKİ HABER

şu çılgın aleviler…

SONRAKİ HABER

Köy-Koop İzmir Birliği: Yasayı uygulayın, ormanları köylüye bırakın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa